27 May 2007 için arşiv
ERTUĞRUL ERKİŞİ
hasret
| Hasret var ya?
Hasret ah o hasret Hasret: Ah o hasret Hasret: Ah o hasret Hasret: Ah o hasret |
|
Alaaddin Uygun |
GERÇEK(ten) GEL(di mi?)
bana kalplerden bahset!dün kalp idiler, bugünse toprak!dün nasıl da sarhoştular!yaşarken ölüm yoktu onlar içinçarpardı sevgiyle ve öfkeyleinançla ve şüpheylekarşılık umarakben ise işte toprağa dokunuyorumhissetmiyorum ne keder ne mutluluk ne ızdırap!kulak vermiyorum toprağaduymuyorum ne şikayet ne hayıflanma ne azar!*……….
dizlerim titriyor ey ölüm!sana yakın olduğumu hissettim diye..hani bağlanmıştım ya, yakın olduğum toprağa -sahiplenircesine, mülkümü kurmak için- işte şimdi toprağa yapışıyor diz kapaklarım..acziyetle…mülk(üm) sanarak değil; mülk(üm)den geçerek! gerçeklerle yüz yüze gelerek! var’ımı toprak bilerek! gözlerimi, toprak doyurarak….yüreğim, evcilik bitmiş! artık oyundaki sahte paralar geçmez olmuş. komşunun kızı, annem değil artık; komşunun oğlu, bana sakızlar alan abim değil! dizimin üzeride salladığım bez bebek, yok artık. dilediğimi nazlanarak da olsa yapan, merhametimi bekleyen bir kardeşçiğim de yok!yüreğim!oyun bitmiş! seni bir seven de yok; o da gitmiş!senin sevdiğini iddia ettiğin yar da yok; toprak yar’in olmayı dilermiş…tek kalan yalnızlığın olmuş dünyada; onu sevsene…onu kaybetmesene…yüreğim!tek dostun, yalnızlığını hatırlatan ” toprak” kalmış; onu mekanın bilsene!….toprak!sana sığınacağımı hayal ederek yaşamamıştım ben. hayallerim sana karıştı, kumlarının arasında bir şeyleri arar dururum ayın ışığında. bazen bir rüzgar yardım eder, bazen -farkına varmadan- insanlar. yüreğimin sana karışıp gideceğini hiç düşün(e)memiştim. içinde kaybolmayı dilediğim yeşil, sende kaybolurken; ben, yüreğime ektim umutlarımı -kaybetmeyeyim diye-toprak!umutlarım için bereketli ol!yüreğimin arzı olduğunu anladığım an, geç kalanlardan olmayayım! toprak!edeple dokunuyorum şimdi sana -sevgimin mezarısın diyedir saygım- /sen de edeple iste yağmur’u, veren’den; hadi çatlasana “su” diye diye…/“yâr!” diyorum; “senin yakınlığın, yar’i dokudu yüreğime” diyorum.boynumu büküp,ellerimi bağlıyorum göğsümün üzerine ve “kıyam(et)ımı kabul et” diyorum…kıyam-et!kıdemimi yücelt!
yüzüm, yüzüne bakarsa, simamda göz izi olur bilirim,bundandır ki toprağa bakarım!toplarım sevgimi,toprağa satarım!/huzuru kâr bilirim, alış-verişimden,niyazımı yar!/fazlasını dile(ye)mem;/o zaten haksızlık etmez!/ nokta!………………………. *gözlerin fısıltısı / h.cibran-m.nuayme
İsteyerek işlediğin hata/lar yüzünden üstüne istemeden giydiğin bir elbise gibi değil midir pişmanlık? Yaptığın, yaptığını bildiğin, yaptığını unutmayacağın hataların elinde dikilir bu elbise… Bağışlanmış olduğunu bilmen bile pişmanlık gömleğinin düğmelerini çözmeye yetmez.
Aslında üstüne değil, içine giyersin bu elbiseyi… O kadar içeriden giyinirsin ki, sen onu değil de o seni giyinmiş gibidir. Astarı dışarı bakar; kumaşın görünen yüzü içine doğrudur. Başkalarına sevimsiz astarını gösterir; dikişlerinin sarkmış uçlarını sergiler, hatalı ve günahkâr olduğunu dillendirir. Sana gösterdiği yüzü ise daha sevimlidir; içindeki o kırgınlıkla seni yeni hatalardan alıkoyan, günahın sancısını hissedilir kılan aldatmaz bir nasihatçıdır. Sık sık kulağına eğilir, konuşur seninle. Kendini unuttuğun zamanlarda, usulca kenara çeker seni, yeniden yola koyar.
Yaptığın, yaptığını bildiğin ve yaptığını unutmadığın hata ile bir çeşit sözleşme imzalamış gibisindir. O hata, geçip gitmiş olsa da, bıraktığı pişmanlık yoldaşın olacaktır bundan böyle. Üzerinden hiç çıkaramadığın elbise gibi. Hep onunla yürüyeceksin.
Pişmanlık yanında bir Hızır gibi yürür. Baştan uyarır seni. Hızır’ın[as] Mûsa’yı[as] uyarması gibi: “Benimle beraberliğe sabredemezsin.?” Yoluna hiç ummadığın anda çıkan, anlamını bilemediğin işler yapan, her kertede şaşırtan, irkilten, yadırgatan bir yoldaştır pişmanlık…
Sen de Musâ’nın Hızır’ın yanında yürümesi gibi yürürsün pişmanlığının ardı sıra. Önce kusursuzluk gemini deler pişmanlık; hata edebilir olduğunu gösterir sana. Sen de Mûsa gibi çıkışırsın hemen: “Halkını boğmak için mi deldin onu?”
Oysa çok sonraları farkedeceksin ki, kendini kusurlu bilmen, seni gururunun elinden kurtaracaktır. Kusursuzluk gemin delinince, nefsinin kalbini gasbetmesi önlenmiştir. Günahın ile öylesine mahçup olursun ki, kendini günahsız sanan nicelerinden daha büyük bir yakınlık kazanırsın Rabbinin katında. Hataların yakarışın kapısını açar, mahçubiyetin seni Rabbinin kapısında sabit tutar. Akl/anmamışlığın rahmetin eteğine sımsıkı yapıştırır dudaklarını.
Sonra, tekrar kuşanırsın sabrını… Pişmanlığının koluna bir daha girersin. Yeniden yürürsünüz yan yana. Ama bu defa yaptığı affedilir gibi değildir. Görünür bir sebep yokken içinde büyüttüğün, cennetin bahçelerinde oynattığın masumiyet çocuğunu öldürüverir pişmanlık Hızır’ı. Masum değilsindir artık; günahkârsındır. Bak, kirlendin, karalandın! Çıkışırsın hemen: “Tertemiz bir canı katlediyorsun ha! Gerçekten sen fena bir şey yapıyorsun!”
Oysa, ancak sonradan anlayacaksın ki, hatadan dönmen hataya hiç düşmemenden daha sevimlidir Rabbinin katında. Günahkârlığın getireceği kârlar için günahsızlığının boynunun vurulması gerekmektedir. Aklığının peşine günahın ağına düşmeden düşemiyorsun işte… Öyle bir yangın ki yandığın, ancak kendi küllerinle söndürebiliyorsun yangınını… Pişmanlığın bu sırrı bilmeyişini de yüzüne vurmaz. Yoldaşlığa yeniden kabul eder seni. Ancak bu defa hiç hak etmeyenlere yapılan iyiliktir itirazının sebebi. Hızır’ın kendilerine yiyecek vermeyi reddeden köylülerin yıkık duvarını hiç ücret istemeden onarmasına itiraz eder Mûsa. Oysa, bilmez ki, Hızır, duvarı onararak, duvarın altında saklı ve iki yetime ait hazinenin başkalarının eline geçmesini önlemiştir.
Yıkık duvarların altında günahlara rağmen içinde büyüttüğün, yetim bıraktığın masumiyetin rahmetten ümitlenme hazinesi saklıdır. Pişmanlık, sana hata edebilir olduğunu bildirerek, başkalarının hatalarını da affetmeyi, yıkık duvarlarını onarmayı öğretir. Pişmanlığının elinden tutarsan, dostunun bahçesindeki yıkık duvarları onarabilirsin. Kardeşinin hatasını örtüp kusur duvarını onarırsan, bir gün onun pişmanlıkla geri dönmesine yol olursun. Böylece, hatalarının altında saklı, günahlarının içinde gizli rahmet ümidini hem kendin için hem onun için korumuş olursun.
Öyleyse, pişmanlığının yoldaşlığına itiraz etme… Sessiz Hızır’ın ile yolunu ayırma!












Son Yorumlar