30 Aug 2007 için arşiv

30
Aug
07

Unutulmaz Mısralar 1

 

VÂLİHÎ-İ KADÎM (Kurd zâde Edirneli Şeyh)


“Bir gonca sevdim eyledim ağyâr âlemi Şekvâ-yi hâr eden de benim, gül diken de ben”

Gonca kadar taze ve güzel bir dilber sevdim, bütün dünyayı kendime düşman ettim. Fakat bunda kimsenin kusuru yok. Bahçemde gül fidanını diken de benim, dikenlerden şikâyet eden de ben…

ÂGÂH (Semarkandlı)

“Bir dilde iki sûz-i mahabbet olmaz

Bir fânus içre iki şem’ etmez câ”


Bir fenerin içine iki tane mum konmadığı gibi, gönülde de iki aşk barınmaz…

 

HÂLETÎ (Azmî zâde)

Yâri görünce kaldı gönül arz-ı hâlden

 El değmedi şikâyete şükr-i visalden”

Sevgiliye söyleyecek bir çok sözlerim vardı ve gönlümdeki şikayetleri ona bir bir açacaktım.

Fakat kendisini görür görmez her şeyi unuttum.Bu kavuşma saadeti içinde ona minnettarlığımı anlatmaktan derd yanmağa vakit bulamadım..

 

HÜDÂÎ (Üsküdarlı Şeh Aziz Mahmud)

“Aşk u misk olmaz nihan ânı bilür hak-i cihan

Âşık-i bîçâreye mümkün müdür ihfâ-yi aşk”

‘Aşk’ ile ‘Güzel koku”u saklamanın imkânı yoktur; bunu herkes bilir. Öyleyse biçare âşık, aşkını nasıl saklasın?

 

NÂİLÎ-İ KADÎM (Mustafa)

Vâr ise seng-i siyah-i kalbe aşıkdır mihenk

Yoksa ol şûhun ıyâr-î hüsn ü ânın küm bilür”

Kalb için en mükemmel mihenk taşı aşığın kendisidir. Yoksa sevgilinin güzellik derecesini ve değerini kim takdir edebilir?

 

YAHYA (Şeyhülislam –Efendi)

Hiçbir bela mı var ki gönül ânı bilmeyeSeyyâh-ı bîkarârın olur âşinâsı çok”

Güzelden güzele, emelden emele gezip tozan gönlümün bilmediği, tatmadığı bela mı kaldı? Çok gezenin çok tanıdığı olur, derler; ben de onlara benzedim…

 

FİTNAT (Zübeyde Hanım)

“Mihrin görür kemalde her gün zevâlini Âkıl, felekde, câh ile mağrur olur mu hiç”

Güneşin her gün, en yüksek noktaya çıktıktan sonra tekrar alçalıp battığını gören akıllı bir insan, işgal ettiği mevkiin yüksekliği ile kibirlenir mi? Hangi insan ikbal mevkiini ebediyen muhafaza edebilmiş ki…

GAALİB (Şeyh Dede )

“Tedbirini terk eyle takdir Hüda’nındır

Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümanındır”

Sen, tedbir alacağım, hadiselere karşı koyacağım diye uğraşıp duruyorsun; boş emek. Takdir, alın yazıları hep Allah’ın emir ve iradesiyle kurulmuş ve yazılmıştır. Hakikatte zaten sen yoksun. Kendini var zannediyorsun, bu, hep senin kuruntundan ibarettir. Hakikatte var olan yalnız O’dur…

 

 

NABİ (Yusuf)

“Keman misal geç ol maksadın tekarrüb ise Atılma ok gibi yâbâna istikamet ile”

Maksadın büyüklere ve nüfuzlulara yaklaşmak ise, her zaman ok gibi dümdüz olup kapılardan koğulma, sırasında, yay gibi eğri olmayı bil!

RÂSİH (Enderûnî Balıkesirli Ahmed)

Dilde gam var, şimdilik lûtf eyle gelme ey sürûr Olamaz bir hanede mihmân mihmân üstüne “

Ey sevinç! Gönlümde kederlerim var, lütfet de sen bari şimdilik gelme. Zira bir evde misafir üstüne misafir olmaz, ağırlanması zor olur…

 guzide.org dan alıntıdır . . .

30
Aug
07

Kalbim Adın İle Yanar…

htmlkod_divider20.gifgl43vm.gif

 htmlkod_divider20.gif

Günaydınım.. Günümü aydın edenim..Gözlerimi açınca Sen varsın yanı başımda

Seninle uyanmak ne güzel.. karanlıklardan..

Yüzümde şükre vesile bir tebessüm olur,

Seninle başlayan her günün sabahında

Yüreğimi teslim ettiğim.. yüreğimin sahibi..

Kalbimi Senden başkasına bırakmadın bu sabahta..

Kalbim Seninle dolu yine

Adın yüreğimde uyanmak ve adın ile inşirah bulmak

Beni hayata bağlayan Senin Sevdan..

Bana hayatı veren Sensin..

Hayatım Senin..

Her zerre gibi bende Seninim..

Kalbim Seni anar.. andıkça Sevdan ile yanar..

Sen ol demeseydin olmazdım

Varettin varlığına aşikar eyledin

Sebeb-i varlığımı emir buyurduğun nimetlerle güzelleştirdin

Sen ki kulluğa layık gördün beni, emrin başım üstüne..!

Sen ki gel dedin bana.. gelmem mi..

Sen ki lutfeyledin.. bilmem mi..

Ben ki misafirinim bu dünya da, sahiplenmekten çekinmem mi..

Sen ki beni önemseyen, kendine kul eyleyen,

Sen ki yalvarışımı yakarışımı duymak isteyen Rabbul Alemin..

Ben ki lutfunla can bulan bir nefes,

Ben ki aczim ile şükrümle el açan kulunum!

Ellerim hep açık istemekte,

Varlığımı rızanın yollarına kurban eyle..!

Kalbim Seni anar..

Varedişinle var olan bedenimi tarifsiz bir huzur kaplar..

‘Rüzgar esmeyince dal sallanmaz, Allah demeyince kalp uyanmazmış’

Kalbim uyanır adını andıkça

Anmayan kalbin hali ne olur zifiri karanlıklarda

Seninle uyanır kalbler, seninle diri kalır bu bedenler..

Seninle kurtulur karanlıkların kuytusundan..

Anmazsam karanlık… Anmazsam Senden uzakta zülumdur dünya bana..

Karanlıkların kuytusunda bırakma Ya Rabbim..

Sensizlik zindanında mahkum etme bizleri..

Adını anmayan kalbi neyleyim..

Bu yürek emanet bu bedene, Senden gayrısını doldurursa içine, emaneti nasıl teslim edeyim..

Kalbimi Senin ile atmaya.. Seninle can bulup, Sana koşmaya aşikar eyle bedenimi..

Varlığımı rızanın yollarına kurban eyle..

Kalbime her daim adını andır.. her daim aşkın ile yandır..
Ya Rabbim…

Amin…

alıntıdır…

htmlkod_divider20.gif

30
Aug
07

AŞK BiLeKTe YaŞaNMaZ,YüReKTe YaŞaNıR…

 sumeyye23334ke8fhdo9.gif

Ben kaçtıkça o beni kovalıyor. “Bir daha aşka dair yazmayacağım! Bana aşkı yazdırmayın!” diye düşünsem de, ya aşk beni buluyor, yada aşıklar. Ya aşk vuruyor yüreğime, yada yüreğimde aşk acıyor.

Bu sefer “aşk cinayetleri” başlıklı haberler takıldı gözlerime ve yüreğime. Neredeyse her gün gazete köşelerine yansıyor aşk cinayetleri. Yazık… Hem kızıyorum hem de üzülüyorum. Aşkından intihar edenlere de katil olanlara da… Ölenlere de, kalanlara da… Yakanlara da yananlara da…

“Aşk” zehir olmamalı. Aşk gibi bir duyguyla, “cinayet” gibi bir kavramı yan yana nasıl yakıştırıyorsunuz?

Aşk su gibi hayat vermeli insana… Ama zehir oluyor bazılarına. Neden?

Ne yaşamayı öğretebiliyoruz gençlere, ne de sevmeyi.

Ne mutluluğu anlatabildik, ne de imtihanı.

Ne hayatı anlatabiliyoruz gençlere, ne de ölümü.

Yaşamı, sevmeyi, mutluluğu, imtihanı, hayatı ve ölümü anlamayan bir gençten “aşkı” anlamasına beklemeye hakkımız yok.

Her şey birbirine karıştı.

* * * * *

Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçen hemen yaşlı beyi en yakın sağlık ocağına ulaştırmışlar.

Hemşireler, yaşlı adamın yaralarına pansuman yapmışlar, ama ‘biraz beklemesini ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini’ söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlaşmış, ‘acelesi olduğunu, röntgen istemediğini’ söylemiş.

Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuşlar. Adamcağız da “Karım huzurevinde kalıyor. Her sabah onunla kahvaltı yapmaya gidiyorum. Geç kalmak istemem” demiş.

“Karınızın siz gecikince sizi merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde?” demiş hemşireler.

Adam üzgün bir ifadeyle, “Ne yazık ki benim karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bile bilmiyor!” demiş.

Hemşireler hayretle, “Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor, neden onunla her sabah kahvaltı yapmak için koşturuyorsunuz?” diye tekrar sormuşlar.

Adam buruk bir sesle “Ama ben onun kim olduğunu biliyorum!” demiş.

* * * * *

Aşkı kavuşmak sanan, kavuşamadığı zaman kendi hayatını da karşısındaki insanın hayatını da zehir eden gençler için aldım bu hikayeyi buraya.

Gençler!

Kavuşmak için sevilmez. Bilmelisiniz ki “kavuşmak” kadar “özlemek”de güzeldir. Kim bilir belki “aşkın kendisi” kavuşmaktan daha güzeldir?

Gençler!

Kulak verin bu sese!

Aşk bilekte yaşanmaz, yürekte yaşanır.

Yürekte yaşanan aşk, kavuşamadığını kırmaz… Kıramaz… Çünkü kıyamaz…

“Mangal gibi yürek!” derler ya… “Aşk” içinde mangal gibi bir yürek lazım, yumruk olmuş bir bilek değil!

Aşkı yüreğinizde değil de bileğinizde yaşarsanız, o bilek yumruk olur… O bilek tetik çeker… Hem kendine hem sevdiğine zarar verir, bileklerde yaşanan aşklar…

Hatırlarsınız belki o sahneyi. “Gönül Yarası” filminde Meltem Cumbul, sözlerini anlamadığı ama yüreğini titreten Kürtçe şarkıya ağlarken, “Abi bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek?” diyordu. Ben çok beğenmiştim o sahneyi.

Aşk’ta öyle bir duygu işte… Anlayamaz, anlatamazsınız… Ağustos sıcağında üşümek, kış soğuğunda terlemek gibi…

* * * * * * *

“İster bu cihanın aşkı olsun, ister o cihanın aşkı olsun, gerçek maşukta suret yoktur” diyor Mevlana. Ey her kıyıya vuran okyanus… Ey her ülkeden geçen gür ırmak… Coşmana devam et, akmanı sürdür. Çünkü sana muhtacız. Sana ve seni anlamaya ne kadar muhtacız ey Mevlana! Hele de konu “aşk” olunca…

Nasıl tanımlar, nasıl algılarsanız algılayın. Ama “aşk cinayeti” kavramı asla doğru bir kavram değildir.

Bencil, egoist, merhametsiz insanlar aptallıklarını tescil ettirmiş oluyor aşk cinayetiyle. Bu sadece duygusal bir cinnet…

Sevdiğinin canını alan bir insanın sevgisine kim inanır? Evladını boğarak öldüren bir annenin sevgisi ne kadar sevgi ise, aşk cinayeti de o kadar aşktır.

* * * * * *

Aşka dair yazmayacaktım ama yine yazdım. Aşk yazılacak bir duygu değil. Yazılamaz, yaşanır. Aşkı yazmakta zor yaşamakta…

Allah yaşayanlara sabır versin!

Aşkı yazarken bazen ellerim acıyor…

Tıpkı yüreğim gibi…

Sait ÇAMLICA

Eğitimci – Yazar

  

sumeyye23334ke8fhdo9.gif




@Hakkımda…@

İlahiaşk Cangüneşi

Son nefes Şeb-i aruz inşaALLAH,

Biz Mevlamızın AŞK HAMALLARIYIZ

Tek derdimiz Mevlamıza hakiki kullardan olabilmek,saygılarımla...

Web sayfama hoşgeldiniz, saygıdeğer ziyaretçilerim...

 

Ağustos 2007
M T W T F S S
« Jul   Sep »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Blog İstatistiklerim...@

  • 324,346 hits

@İHH…@

  • SUYUNA SAHİP ÇIK!



  • İSTANBUL

    Feedjit

    @Kategorilerim…@