25
Eyl
07

ŞEMS’İN GÖZÜYLE MEVLÂNÂ


ŞEMS’İN GÖZÜYLE MEVLÂNÂ

 

Tarık Velioğlu

tarikvelioglu@yahoo.com

  

ŞEMS’İN GÖZÜYLE MEVLÂNÂ

 

Kendi Dünyasında Yapayalnız

Şems-i Tebrizî, Tebrizli bir güneş. Yapayalnız bir Allah eri. Gençliğinde kendisini anlayabilen kimse bulamamış etrafında, İlâhî marifeti, ulvî sırları paylaşabileceği bir dosta kavuşamamış. Kendisine kulak verelim: “Dost bir tarafa, babam bile beni anlamamıştı. Kendi dünyamda yapayalnızdım.” [1] Devam ediyor sırlı veli: “Kendi şehrimde bile gariptim, babam bana bir yabancı. Gönlüm ondan ürküyordu, öyle sanıyorum ki üstüme gelecek; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum. Ve diyordum ki kendi kendime: ‘Eğer benim manevî varlığım, onun mânasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki bendeki mâna onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıydım sanki. (Bunları düşündükçe) gözlerimden yaşlar boşanırdı.” [2]

Çevresindeki insanlardan hep daha farklıydı, kimse derdini anlayamıyordu: “Çocukluğumda bana hep neden hep tasalısın?’ diyorlardı; ‘Sana elbise mi lazım, yoksa paran mı yok?’ ‘Keşke’ derdim, ‘üstümdeki elbisemi de alsalar’”.[3]

 

Şems-i Tebrizî, önceleri Ebu Bekr Tebrîzî-i Sellebâf adlı bir zata mürid olmuş, onun gözetiminde seyr ü sülûkunü tamamlamıştı. Ancak Allah vergisi üstün yaratılışı, idrâk ve kavrayış kuvveti, gönlündeki doymak bilmez manevî açlık sürekli bir arayış içine itmişti onu. Kalıplara sığmayan, coşkun tabiatı, onu bir şeyhlik-müritlik içerisinde tutamazdı. Suyu pınarın kaynağından içmek istiyordu. Diyordu ki: “Herkes şeyhinden bahseder. Bizeyse rüyada bizzat Resulullah aleyhisselam hırka giydirdi. Fakat öyle iki günde eskiyip yıpranan, yırtılıp giden, külhanlara atılan hırkadan değil, sohbet hırkası. Öyle anlayışa sığacak sohbet de değil, öylesine bir sohbet ki ne dünü var, ne bugünü, ne de yarını. Aşkın dünle, bugünle ne işi var ki?” [4]

 Seyahate koyuldu, yeryüzünü dolaştı. Bütün iklimleri birkaç defa dolaştığı rivayet edildi. Birçok veliler gördü; kutuplar, efrâd, evtâd ile karşılaştı. Dünya şeyhlerini kendisine mürid yaptığı söylendi sonraları. Ruhunun aynasını, kalbindeki sırrı açacak kilidi arıyordu.

Gittiği heryerde bir hana inerdi Şems. Hep kara bir keçe giyerdi. Dünyayı dolaştıktan sonra Bağdat’a geldi. Orada büyük âriflerden Evhadüddin Kirmânî ile karşılaştı. “Ne ile meşgulsün?” diye sordu ona, “Ay’ı leğendeki suda görüyorum.” cevabını aldı; yani “dünyadaki çeşitli güzelliklerde, mutlak güzelliği arıyorum” demek istedi. Şems bunun üzerine şöyle dedi: “Boynunda çıban yoksa, niçin başını kaldırıp onu gökte görmüyorsun?” Evhadüddin: “Bugünden itibaren sana tâbi olmak, ne dersen onu yapmak istiyorum.” dedi. Şems, tıpkı yüzyıllar önce Hızır’ın Hz. Musa’ya dediği gibi: “Sen benim arkadaşlığıma tahammül edemezsin.” diye cevap verdi ve yoluna devam etti. [5]

Şems anlatıyor: “Yüce Allah’a yalvardım: ‘Beni sohbet edebileceğim bir Allah eri ile buluştur.’ Rüyada dediler ki: ‘Seni bir Allah dostuyla görüştüreceğiz.’ Sordum: ‘Nerededir?’ Ertesi gece tekrar rüyamda, ‘Anadolu’da’ diye cevap verdiler. Aradan bir müddet geçtikten sonra Mevlânâ’yı gördüm ama dediler ki: ‘Henüz buluşma zamanı gelmedi, her işin bir zamanı, vakt-i merhûnu var.’” [6] Demek ki Mevlânâ ile buluşmalarından bir süre önce Şems Mevlânâ’yı görmüş, ama buluşma zamanlarının gelmediğini anlamış olmalı.

 

“Bende Kimsenin Görmediği Şeyi Mevlânâ Gördü”

Mevlânâ ile buluştuktan sonra bütün o huzursuzlukları, arayışları, yerini mutlak bir huzura bırakmıştı. İçinde kimsenin anlayamadığı o mânayı Mevlânâ anlamıştı. Sultan Veled anlatıyor: “Bir gün Şems-i Tebrizî babama şöyle diyordu: ‘Benim Tebriz’de Ebu Bekr adında bir şeyhim vardı. Sepet örer, onunla geçinirdi. Bütün velâyetleri ondan aldım. Fakat bende öyle bir şey vardı ki, şeyhim görmemişti onu. Kimse de görmemişti ya zaten. İşte o şeyi, şimdi Hudâvendigârım Mevlânâ gördü.’” [7]

Çok Allah dostu gördü Şems, ama hiçbirinde Mevlânâ’da bulduğunu bulamadı: “Birçok erenleri içten severim ve onlara olan sevgimi pek belli etmem. Birkaç kişiye içimdeki sevgiyi dışarıya vurdum, onlar benimle beraber iken sohbetimi ve beni anlayamadılar. Dostluk bozulmasın diye kusuru hep kendime yükledim. Ama sevgimi Mevlânâ’ya açınca arttı ve hiç eksilmedi.” [8]

Şems, Mevlânâ’nın kendisine karşı olan muhabbetini ve ilgisini daima takdirde andı, o sevgiyi başka hiçbir yerde göremedi: “Bana ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi gösterdi. O benim sözlerimi en hoş biçimde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri yapmıştır.” [9]

Mevlânâ sevgisi öyle bir şeydi ki, her türlü yorgunluğa, sıkıntıya değerdi. İhtiyar Şems Mevlânâ’ya hitaben diyor ki: “İki yıldır yol yorgunluğu çekiyorum, ağrılarım var hâlâ geçmedi. Şimdi tekrar Konya’dayım, ağrılarım da arttı. Bu şehri altınla doldursalar da bu çektiğim zahmetlere değmez. Ama senin bu sevgin var ya, o buraya çekiyor.” [10]

 

Şems için maksat hal ehli, birbirini anlayan iki dostun kavuşmasıdır, gerisi lâf ü güzaftır: “Bu iki cihanın yaratılma gâyesi iki dostun kavuşmasıdır. Bu iki dost Allah için gösterişten, her türlü hevesten uzak yüzyüze gelmeli. Ekmek, fırın, kasap gibi [dünyevi] gaileler olmamalı. Şimdi Mevlânâ’nın huzurunda öyle mutluyum ki!” [11]

 

Şems mi Mevlânâ’nın mürşidiydi, Mevlânâ mı Şems’in? Hakikat şu ki, iki güneş birbirine ayine oldu. Şems ne diyor kulak verelim: “Mevlânâ’ya geldiğimde ilk şartım ona şeyhlik etmemekti çünkü Mevlânâ’ya şeyhlik yapacak kişiyi Allah henüz yeryüzüne göndermedi. O da insan olamaz. Ben de müritlik yapacak nitelikte değilim, o hal kalmadı bende artık.” [12]

“Bana yaraşan, zâhirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır. Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez…” [13]

 

Şems coşkun bir ânında söylüyor: “Hoş söylerim, neşeli söylerim. İçimde aydınlık var, ışık var. Kaynayan bir su gibi içten içe coşuyordum. Mevlânâ’nın varlığı bana ulaştı ve bu su akmaya başladı; gürül gürül, taze, âb-ı zülâl gibi.” [14] 

Şems diyor ki: “Güneşin yüzü Mevlânâ’ya dönüktür. Çünkü Mevlânâ’nın da yüzü güneşe yönelmiştir.” [15]

Şems Mevlânâ hakkında uzun ömür duaları ediyor: “Ben ‘Yüce Allah Mevlânâ’ya uzun ömürler versin’ diyeyim, sen de ‘âmin’ deyiver. Allah onu bize, bizi de ona bağışlasın.” [16]

“Allah Mevlânâ’ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz gibi olan uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı.” [17]

 

Şems için Mevlânâ biriciktir; dünya bir yana o diğer yanadır. Bir toplantıda birine şöyle diyor: “Eğer sen vefalı bir dost bulmadınsa, ben Mevlânâ’yı buldum.” Sonra yüzünü Mevlânâ’ya çeviriyor: “Sen dünyaya tek geldin ve bütün insanlar arasında meydandan topu kaptın, hepsini geçtin, bütün dünyayı aşkınla sarhoşa döndürdün.” [18]

Mevlânâ gerçek bir Peygamber vârisidir: “Kim peygamberleri görmek isterse Mevlânâ’ya baksın. Peygamberlerin hal ve hareketleri ondadır. Eğer ‘Alimler peygamberlerin varisleridir’ sözünün anlamını bilmek istiyorsan, git Mevlânâ’yı gör!” [19]

 

Şems, Mevlânâ’yı o denli sahiplenmişti ki, herkesi onunla görüştürmüyordu. Medrese hücresinin kapısı önünde oturur, Mevlânâ’yı soranlara: “Mevlânâ’yı sana göstermem için ne getirdin? Şükrane olarak ne vereceksin” diye sorardı. Bir gün münasebetsizin biri: “Sen ne getirdin ki bizden bir şey istiyorsun?” dedi. Şems: “Ben kendimi getirdim, başımı onun yoluna feda ettim” diye cevap verdi. [20]

 

Şems halkın dedikodularından bunalıp Konya’yı terkedip Şam’a gittikten sonra, Sultan Veled onu Konya’ya geri getirmek için yola koyulmuştu. Şam’da Şems’i bulunca ona diller döktü, babasının ona öğrettiği güzel sözleri söyledi. Şems gözünün rahatsızlığını bahane göstermiş, ama Sultan Veled ikna olmamıştı. Gerisini Şems’ten dinleyelim: “O zaman gözümün rahatsızlığından bahsetmiştim; ‘Bu benim elimde değil, gaip âleminden gelen bir engeldir. Siz gidin!’ Bana yalnız Mevlânâ’nın mektubu kâfidir, bana gönderdiği oğlu Sultan Veled dedi ki: ‘Siz olmadan geri dönersem Mevlânâ bana ne der? ‘Behey akılsız! Ben seni gönderdim ki o zatı getiresin. Madem ki sen gittin, onu buldun, sana gözünün ağrıdığını söyledi, o zaman sana yaraşan orada beklemek, ona hizmet etmek, iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı.’ demez mi?’ Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. O sözleri, o alçakgönüllülüğü Mevlânâ öğretmiştir. Bu incelik, bu latif cevaplar hep Mevlânâ’dan kaynaklanıyor, bana gerçekten büyük ilgi göstermiştir.” [21]

Şems’in Mevlânâ sevgisi öyle büyüktü ki, gündüz beraberlik yetmiyor, rüyasında dahi onu görüyor, sohbette bir mesaj vermek isterken söze onu da dahil ediyordu: “Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kur’an’daki şu ayeti okuyorduk: ‘Herşey yok olacaktır, Ancak O’nun vechi müstesna.’” Şems sözünü şöyle bağlıyor: “Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa, ancak dostların yüzüdür.” [22]

Şems, Mevlânâ ile aynı şeyleri düşünüyor, aynı şeyleri söylüyor, onun kendininkine aykırı bir görüşü olacağını dahi tasavvur etmeyecek derecede: “Ben konuşurken, söz Mevlânâ’nın sözüdür derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir şey söylesin.” [23]

Mevlânâ’yı hep kendinden üstün görür: “Ben Murad, Mevlânâ ise Murad’ın Muradı olmuştur.” [24]

O varken başka kimseyle yarenlik istemez: “Mevlânâ’dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim.” [25]

Şems’in gözünde, Mevlânâ’nın kıskançlığı da güzeldir: “Kira Hatun kıskançtır, Mevlânâ da kıskançtır. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır.” [26] Bir başka mecliste de, bu güzel kıskançlığı şöyle açıyor: “Kıskançlığın iki mânası vardır. Biri insanı cennete götüren kıskançlıktır. Bu, hayır işinde başkalarından geri kalmamak için gösterilen kıskançlıktır…” [27]

Mevlânâ’nın da hazır bulunduğu bir sohbet meclisini şu sözlerle terkeder Şems: “Mevlânâ’nın sohbetinden, onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım, tekrar teşekkürler sunayım…” [28]

Birini övdüğünde, bir meseleyi açtığında Mevlânâ’yı da şahit göstermek, sözüne onu da katmak ister: “…Muhammed Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten daha parlaktır. Bunu Mevlânâ da bilir…” [29]

Şems’e göre Mevlânâ, Şems’in sözünü dahi daha iyi aktarır başkalarına: “Yüce Allah’ın zatına and içerim ki, Mevlânâ eğer benim sözlerimi başkalarına aktarmak istese, benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve mânalarla süsler…” [30]

Mevlânâ’nın iyiliklerini asla unutmaz: “Bir kimse birini gerçekten sevdiğini iddia ederse, ondan delil istenir. O delil ise bağışta bulunmaktır. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti, geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu, beni korudu. Bunların hepsini Allah’ın bir lütfu sayarım.” [31]

 

Mevlânâ ile Şems. Böyle bir dostluğu, böyle lâhûtî bir muhabbeti tarih çok az kaydetmiştir şüphesiz.


 


[1] Şems-i Tebrizî, Makâlât, (çev: Nuri Gencosman; 1974-1975) I, 234; Erkan Türkmen, Şems-i Tebrizî’nin Öğretileri, Konya, 2005, 40.

[2] Makâlât, I, 234.

[3] Makâlât, II, 99.

[4] Makâlât; A. Gölpınarlı, Mevlânâ Celâleddin, İstanbul, 1985, 51.

[5] Ahmed Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, I-II, (çeviren: Tahsin Yazıcı), 1973,  II, 77-78.

 

[6] Makâlât, I, 274; Eflâkî, II, 125-126; William Chittick, Me&Rumi: The Autobiography of Shams-i Tabrizi, 2004, Kentucky-Kanada, 179; Erkan Türkmen, 46.

[7] Eflâkî, II, 123; A. Gölpınarlı, 50.

[8] Erkan Türkmen, 60.

[9] Makâlât, I, 295.

[10] Makâlât, I, 297; Erkan Türkmen, 39.

[11] Makâlât, I, 358; Erkan Türkmen, 48.

[12] W. Chittick, 212; Erkan Türkmen, 62.

[13] Makâlât, I, 151.

[14] Erkan Türkmen, 63.

[15] Makâlât, I, 174; II, 31.

[16] Makâlât, I, 186.

[17] Makâlât, I, 298.

[18] Eflâkî, I, 322.

[19] Eflâkî, I, 308-309.

[20] Eflâkî, II, 125.

[21] Makâlât, I, 201

[22] Makâlât, I, 279.

[23] Makâlât, I, 294.

[24] Makâlât, I, 295.

[25] Makâlât, I, 233.

[26] Makâlât, I, 305.

[27] Makâlât, I, 305.

[28] Makâlât, 305.

[29] Makâlât, I, 308.

[30] Makâlât, I, 308.

[31] Makâlât, 262.

About these ads

3 Responses to “ŞEMS’İN GÖZÜYLE MEVLÂN”


  1. Mart 11, 2009, 7:10 pm

    HAZRETİ ŞEMS E VE MEVLANA YA MERHABA, ONLARDAN SIZAN,MİS ANBER, GÜL E MERHABA,ONLARLA PİŞEN , KENDİNDEN KURTULANA,KUL OLUP HİÇ OLANA MERHABA…

  2. Ağustos 9, 2009, 8:13 pm

    “Aşk şeriatı, bütün dinlerden ayrıdır. Şeriatı da Allah’tır, mezhebi de…” diyor ya Mevlana beyler hanımlar eger tasavvufi aşkla günümüz aşkını bi bagda toplamak arzusunda iseniz ve bunların nasıl yollarının kesiştigini merak ediyorsanız sizi Elif Şafak’ın son kitabı “AŞK”ı okumaya davet ediyorum .

  3. 3 Adnan
    Ekim 2, 2009, 11:52 pm

    samimi bir cahilseniz bencil bir alimden değerlisiniz demektir.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

@Kategorilerim…@

Eylül 2007
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu   Eki »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Blog İstatistiklerim...@

  • 734,756 hits

En fazla oylananlar

@İHH…@

  • SUYUNA SAHİP ÇIK!



  • İSTANBUL

    Ziyaretçilerim@

    Twitter Sayfama hoş geldiniz.

    Feedjit

    Allah Yeter


    Enter your email address to follow this blog and receive notifications of new posts by email.

    Diğer 696 takipçiye katılın

    #galata #mevlevihane #müze #tarih #tasavvuf #sosyoloji #ödev #ilahiaşk #istanbul
    Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com

    Tasavvuf ve Hakikat kapısı

    Allahım! Bize bu hazinenin kapılarını aç, bu rumuzların sırlarını açıkla’’

    Mavera

    Hizmet

    Gökkuşağı

    " Gönlüm öyle bir yere düştü ki, hiç sorma " ( Şems-i Tebrizi ) , Hayata dair düşünce metaforu, Edebiyat

    kurannuru psikoloji

    ruha şifa kalbe huzur akıla ışık hayata rehber

    EnSevgili

    Anam Babam Sana Feda Olsun Ya RasulAllah!

    Takip Et

    Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

    Diğer 696 takipçiye katılın

    %d blogcu bunu beğendi: