'Aile Eğitimi' kategorisi için arşiv

12
Kas
10

Bir kelebeğin dersi

Bir kelebeğin dersi

 

 

 

14
Haz
07

KAYIP OYUNCAKLAR

mihri_bebek-23.jpg

                                            KAYIP OYUNCAKLAR 

Taş üstünde taş kalmayan yerde

Şurada az ilerde..

Taş üzerinde..

Sessizce kendi halinde..

Umursamaz gibi durma…

Bak ona, bak

Yaklaşma, sorma neyin var diye

Anlatamaz yaşadıklarını sana, bana, herkese

Kendi içine gizlenmiş

Geçiriyor   aklından olup biten herşeyi kendince

Bakışları gittiği yerden uzak

En kötüsü de onun gibi bakamamak

Gözleri açılmamıştı ki daha

Dünya boyası dokunmamıştı ki ruhuna

Oyuncak tekerleği ile köyün sokaklarında

Zararı yoktu dünyada ki diğer insanlara

Oyuncakları kaybolmuştu oysa

Annesinin kokulu sıcak dokunuşunu

Babasının yüreğine bıraktığı şefkatli bakışını

Oyunlarını sakladığı sokağını

Yaşıtlarıyla çocuk dilince anlaşmalarını

Bir neşterle sıyırıp atamadı

Yaşadığı onca kayıpları

Kayıpların nerede yattığını

Bulamadı

Oturdu aklını bu soruya yatırdı

Sordu sordu kimse yanıtlamadı

O zaman hayale yatırdı geçmişini

Geçip giden güzel düşlerini

Şimdi ona ne oyuncak gemiler

Ne de renkli giysiler

Kaybettiği oyuncaklarını ah geri verseler

Dokunmayın

Sessizce geçmişe yaslanmış düşüncelerine

Bir bombada siz düşürmeyin…

                  Mihrican  

http://mihri.blogcu.com/

13
May
07

Beyazid-i Bistami ve annesi

13
May
07

Tuzlu kahve

13
May
07

kırmızı güller hikayesi

13
May
07

kan rengi kırmızı güller

soulfulfavorim1za19xo.jpg

Kan rengi, kırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaştı da. Rose, Gül…

Kocasının sevgili Rose’u.

Her yıl Sevgililer Günü’nü kapının önünde bulunduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kıkrmızı güllerle kutlardı. Hiç aksatmadan.

Hatta eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmıştı. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte. Her yıl güllere iliştirdiği karta aynı cümleleri yazardı:

“Seni geçen sene bugünkünden daha çok seviyorum…”

Birden bunların son gülleri olduğunu düşündü. Önceden ısmarlamış olmalyıdı. Öleceğini nasıl bilebilirdi? Zaten her şeyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi. Yumurta kapıya gelmeden. Gülleri özenle içeri taşıdı. Saplarını kesti, vazoya yerleştirdi. Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine gülümseyen fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda oturup saatlerce gülleri seyretti.

Sessizce…

Bitmek bilmeyen bir yıl geçti. Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl.

Sonra bir sabah kapı çalındı. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi. Kırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi. Sevgililer Günü’nü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık içinde doğru telefona gitti. Çiçekçi dükkanını aradı. Onu bu kadar üzmeye kimin hakkı vardı?

“Biliyorum” dedi çiçekçi. “Eşinizi geçen yıl kaybettiniz. Telefon edeceğinizi de biliyordum. Bugün size yolladığım gülleri çok önceden ısmarlamış, parasını da ödemişti. Hep öyle yapardı zaten. Hiç şansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var. Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım. Bir de özel kart vardı, kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerekir diye düşünüyorum. Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart.”

Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapadı. Parmakları titreyerek zarfı açtı.

“Merhaba sevgilim” diye başlıyordu kart.

“Bir yıldır ayrıyız. Umarım senin için zor olmamıştır. Yalnızlığını ve acılarını hissedebiliyorum. Giden sen, kalan ben olsaydım neler çekerdim kim bilir? Sevgi paylaşıldığında yaşamın tadına doyum olmuyor. Seni kelimelerle anlatılamayacak kadar çok sevdim. Harika bir eştin. Dostum, sevgilim benim. Sadece bir yıldır ayrıyız. Kendini bırakma. Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum. Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak. Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu ve sevgimizi düşün. Seni hep sevdim. Her zaman da seveceğim. Ama sen yaşamalısın. Devam etmelisin. Lütfen… Mutluluğu yeniden yakalamaya çalış. Kolay değil, biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim. Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam edecek. O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak, eve dönüp dönmediğini kontrol edecek. Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip, seninle yeniden ve ebediyen kavuştuğumuz yere bırakacak…”

30
Nis
07

Ailede Saadet Presipleri

Aile seâdeti, eşler arasında karşılıklı sevgi, saygı, hürmet ve anlayış esasına dayanır. Birbirlerine karşı olan vazifelerin bilinmesi ve yapılması şarttır.

*Erkek, evine her zaman güleryüzle ve selâm vererek girmelidir.

*Kadın da, akşamleyin yorgun bir şekilde işinden dönen kocasını, kapıda güleryüz ve tatlı bir edâ ile “hoş geldiniz!” diyerek karşılamalı, hal ve hatırını sorarak gönlünü almalıdır.

*Kadın, her sabah efendisini evinden uğurlarken de, yine güleryüz ve nezâketle kapıya kadar uğurlamalı ve hakkında hayır duâda bulunmalıdır.

*Kadın, sofrayı vaktinde, efendisinin arzu ettiği yemekleri hazırlayarak, güzel bir şekilde tanzim edip kurmalı ve yemeği aslâ geciktirmemelidir.

*Kadın, herşeyde becerikli, temiz, tertipli ve düzenli olmalı, kocasının karşısında da güzel giyimli ve görünümlü bulunmalıdır.

*Kadın, evini ve çocuklarını mahâretle idâre etmelidir.

*Kadın, kocasının akrabâ ve yakınlarına iyi davranmalı ve bu vesile ile kocasının sevgisini kazanmalıdır.

*Kadın, kocasının sırlarını gizlemeli ve başkalarına açmamalıdır.

*Kadın, kocasının sözünü dinlemeli, islâm’a uygun her emrini yerine getirmeli ve ona aslâ itiraz ve muhâlefette bulunmamalıdır.

*Kadın, efendisine karşı hürmet, hizmet ve itâatte kusur etmemeli, erkek de hanımına karşı olan vazifelerinde dikkat ve itina göstermelidir.

*Kadın, kocasına başka kadınların güzelliklerinden ve özelliklerinden bahsetmemelidir. Nitekim hadîs-i şerîfde şöyle buyurulur:

“Hiç bir kadın, kocasına başka bir kadını tasvîr edip, özelliklerini anlatmasın!. öyle ki, kocası sanki o kadını görüyormuş gibi olur..” (238)

*Erkek, Allâh’ın kendisine bir emaneti olan hanımına, daima güleryüz ve tatlı dille muâmelede bulunmalıdır.

*Erkek, hanımının kendisine ve yaptığı işlere çirkin dememeli ve yaptığı işleri beğenmemezlik etmemelidir.

*Erkek, hanımıyla güzel geçinmeli, sebepsiz ve basit meselelerden dolayı ona darılıp kızmamalı ve onu yalnız başına terketmemelidir.

*Erkek, hanımının meşrû olan arzu ve isteklerini titizlikle yerine getirmelidir.

*Her iki taraf, birbirlerinin sevinç ve üzüntülerini paylaşmalıdır.

*Yapacakları işleri birbirleriyle istişare ederek ve danışarak yapmalı, böylece âilede karşılıklı güven, ülfet ve muhabbet, birlik ve beraberlik sağlamaya çalışmalıdır.

*Ailede erkek ve kadın, birbirlerine karşı daima şefkat ve muhabbetle, hürmet ve itâatle, güleryüz ve tatlı dille davranmalıdırlar.

*Her iki taraf, kendi anne ve babalarına nasıl hürmet ve itâat ediyorlarsa, kayınpeder ve vâlidelerine de aynı şekilde hürmet, hizmet, itâat ve muhabbet etmelidirler. Onlara yaptıklarının aynısını, zamanla kendi damad ve gelinlerinden göreceklerini unutmamalıdırlar. çünkü ne ektiysek onu biçeceğimiz muhakkaktır. Nitekim Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:

“Ebeveyninize itâat ve ikrâm ediniz ki, evlâdlarınız da size ikrâm ve itâat etsin!” (239) buyurmuşlardır.

30
Nis
07

Ama Anne!Baba!Sizler Müslüman Değilmisiniz???

Ama Anne! Baba! Sizler Müslüman değil misiniz?

- Bu örtü de nereden çıktı? Senin yüzünden el alemin yüzüne bakamıyoruz. İtibarımızı beş paralık ettin! Para istiyorsan para, mal istiyorsan mal, her gün bir başka giyin, niye yaşlı kadınlar gibi kapanıyorsun, gençsin, güzelsin derhal çıkaracaksın başından bu bez parçasını!

- Hayır anne o bir bez parçası değil! Dinimizin emri.

- Bak sen başımıza hoca kesildi. Bana bak kızım! bunların zamanı geçti, hem kaçıncı asırda yaşıyoruz? Bak hanım! Bunlar hep senin başının altından çıktı. Ben demedim mi sana o sıkma başlı arkadaşları ile gezmesin diye. Ben böyle olacağını biliyordum. Körle yatan şaşı kalkar. O oyuncuların yanına giden oyuncu olur işte. Bak kızım ben onu bunu anlamam, biz aydın ve çağdaş aileyiz. Ailemizin şerefini beş paralık etmeye hakkın yok. Yarından tezi yok atacaksın başındakini !

Ama anne! Baba! Sizler Müslüman değil misiniz?

28
Nis
07

Biz Olmanın Gücü

Evlilik birbirlerinden tamamen ayrı dünyalarda yetişmiş insanların bir araya gelerek kurmaya ve sürdürmeye çalıştıkları bir beraberliktir. Uzun yıllar boyunca anlayış ve uyum içinde geçecek günler, mutlu ve huzurlu insanlar olabilmek, eşlerin sen ve ben ikiliğinden uzaklaşıp, biz olmaya adım attıklarında gerçekleşir.

Biz Olmanın Gücünü Ve Ayrıcalığını Yaşamak İçin Eşinize Şunları Söyleyin:

’’Seninle çok önem verdiğim bir beraberliğimiz var.’’ Her insan faydalı ve önemli arzu eder. Bunu eşinize sık sık söylemeniz, onun da sizin için aynı şeyleri hissetmesine neden olur ki, bu her iki taraf içinde olumlu bir gelişmedir.

’’İkimizde insan olarak farklı değerlere ve ihtiyaçlara sahibiz.’’ Bunu zaten biliyoruz. Ama farklılığın farkında olduğunu söylemeniz, peşi sıra anlayışı da getirir. Aynı zamanda sizin eşinizi olduğu gibi kabul ettiğinizi ve onu değiştirmeye çalışmadığınızı da!

’’İhtiyaçlarımızı, değerlerimizi öğrenmek ve daha iyi anlaşmak için, iletişimimiz açık ve dürüst olsun. ‘’Bunları hayata geçirmek, söylemekten daha önemlidir. İletişime açık olayı istemek, sonra da istekler sıralandığında sinirlenmek, yalnızca iletişiminizi sonlandırmakla kalmaz, güvenilirliliğinizi de sarsar.

’’Yaptığın bir şey ihtiyaçlarımı karşılamamı engellediği zaman dürüstçe ve seni suçlamadan bundan nasıl etkilendiğimi sana söyleyeceğim.’’ İşte bu çok önemli, suçlamadan konuşabilmek, eşinizi itham etmekten kaçınmak. Sözlerin onu incitmeyeceğinden emin olmak.

’’Böylece ihtiyaçlarıma saygı göstererek, davranışını değiştirmen için sana fırsat vereceğim.’’ Evet, her zaman karşımızdaki insana öncelik vermeliyiz, ancak her ferdin kendine özgü istekleri ve tercihleri vardır. Bir eşin bunları karşısındaki kişiden talep etmesi de gayet normaldir.

’’Kabul edemediğin bir davranışım olduğu zaman seninde benim kadar açık ve samimi olmanı istiyorum.’’ Eşinizden fedakarlık beklemek, değişmesini istemek kolay ama asıl olması gereken, önce kendi kendinize değişmeyi istemek ve denemek.

Anlaşamadığımız konularda birimizin kaybetmesi için uğraşmak yerine ikimizi de memnun edecek çözümler arayalım. ‘’İkimizde kazanalım, evliliğimiz kazansın.’’

’’Sorunlarıma çözüm bulmam gerektiği zamanlarda desteğini ve yardımını istiyorum.’’

’’Yardımcı olmamı istediğin her sorununda çözüm bulman için ben de elimden geleni yapacağım’’

’’Evliliğimiz senin de benim de olduğumuz gibi davrandığımız ve birbirimizi gereksiz yere değiştirmeye çalışmadığımız bir beraberlik olacak.’’ Olmalı, eşlerden bir diğeri gibi olmak zorunda kalmadan ortak bir yol bulunabilir. Ve zamanla, saygı ve anlayışın hüküm sürdüğü bir evlilikte eşler zaten birbirlerine benzemeye ve ortak bir kişilik geliştirmeye başlayacaklardır.

’’Sen ve ben birbirimizle ilgileneceğiz, birbirimizi önemseyeceğiz ve birbirimize saygı göstereceğiz.’’

’’Sen ve ben biz olmanın gücünü ve ayrıcalığını yaşayacağız.’’

Bu sıraladıklarımızın bir an önce gerçekleşmesi her çiftin isteği olacaktır. Ancak, daha evliliğin ilk yılarında ne kendinizden ne de eşinizden acele etmesini istemek haksızlık ve büyük bir yanlışlık olacaktır. Kendinize ve evliliğinize biraz zaman tanıyın.

İlay Elif HÜSMEN

28
Nis
07

Siz Hiç Ayakkabısız Yaşadınız mı?

Siz Hiç Ayakkabısız Yaşadınız mı?

Üsküdar akşamını Aziz Mahmud Hudâyî ezanları süslerken, Kadıköy caddeleri yağan yağmurlarla yıkanıyordu bu akşam. Hüdâyî’de ihlaslı duâlarla açılan eller, Kadıköy’ün kararmış sokaklarına kadar uzanır durur hep. Nitekim Üsküdar, bir Allah dostunun güzelliğine mest ü hayran bir ömür geçirmiş, yaşayanlarına ruhâniyet barınağı olmuştur. Kadıköy akşamında yağan bu yağmur, sanki daha soğuk vuruyordu taşlara. Hem kışın soğuğu öyle keskindi ki, ilikleri donduruyordu. Anne babalar çocuklarının minik ellerine yapışmış,onları yağmurdan kaçırıyorlardı. Kimileri de ayakkabıları su almasın diye hiç durmamacasına koşuşuyorlardı. Kimse bu soğukta ayaklarının ıslanmasına tahammül edemezdi. Bütün bunlar yaşanırken merhametleri, nefislerinin hoyratlığında kaybolan bazı insanlar, çocuklarını acımasızca sokağa atmışlardı. Tıpkı küçük Cansu gibi. 9-10 yaşlarındaydı, ama küçücük omuzlarına dünyaları koymuşlardı. Her akşam evine dilenerek belli miktarda para getirmesi gerekiyordu. Ailesi var mıydı, yoksa çocuk mafyasının mı kurbanıydı bilemiyoruz. Belki de hayatı sokaklarda geçiyordu. Saatlerdir yağan yağmurda sırılsıklam olmuştu. Başını eğip çıplak ayaklarına baktı. Nasıl da sızlıyorlardı. Gerçi üşümesi ayaklarının sızlamasını unutturuyordu ya!.. Öyle ki, bedeni soğuktan bir yaprak gibi titriyordu. Kollarıyla iki yandan bedenini sardı. Ama yetmemişti ısıtmaya. Etrafındaki evlerin pencerelerine baktı. “-Şimdi sobalarının başında ısınan çocuklar vardır. Anneleri sıcacık yemekler yapmıştır!..” dedi kendi kendine. Biraz yürüyünce vitrinlere takıldı gözü. Rengarenk ayakkabıları görünce bir iç geçirdi. Hiç böyle ayakkabıları olmamıştı. Ama belki şimdi… Ellerini heyecanla ceplerine attı. Paralarını saydı. Beğendiği ayakkabının fiyatına baktı. “-Yetmez” dedi. “Yetmez ki…” Hem ne diye hevesleniyordu? Sanki annesi ayağındaki ayakkabıyı görünce giymesine izin verecek miydi? Dilenirken insanları daha çok merhamete getirmek için ayakları buz gibi ıslak betona basmalıydı. Gözleri dolu dolu yürüyüp geçti vitrinlerin önünden. Sonra ayaklarının sızısını hissetmemek için koşmaya başladı. “Şıp, şıp, şıp.” Soğuk taşlar bile merhamete geliyordu bu sesten. İlerideki durak hayli kalabalık görünüyordu. Hemen en sevimli hâliyle yanlarına sokulmalıydı. Gözüne kestirdiği 4 kişilik gruba şarkı söyleye söyleye yaklaştı. Daha şirin gözükmek için omuzlarını da oynatıyordu. Bir edâyla salına salına elini uzatıp onlardan para istedi. Birbirlerine bakıp acıyla gülümsediler. Biraz önce yine böyle bir çocuk gelmişti, ama bu Cansu’nun hâli başkaydı. Üzerindeki kıyâfetler bahar ayında giyilecek kadar inceydi. Hem neydi öyle yaptığı maskaralıklar! Hiç böyle dileneni görmemişlerdi. Ne kadar umursamaz davransa da gözlerindeki acıyı örtmüyordu bu tavırları… Karşımızda tir tir titreyen bedeninden nasıl bir hayat yaşadığı anlaşılıyordu. Cansu’ya sadece para verip göndermek istemediler. Onu bu hâliyle yalnız bırakamazlardı. Neden ayakkabı giymediğini sordular. Bu hâline alışkın olduğunu ifade ile baktı. “-Nerede oturuyorsunuz? Annen baban nerde?” diye sordular. “-Şu ileride evimiz var.” dedi. Kaçamak cevap verir gibi bir hâli vardı. İçlerinden birisi iyice yaklaştı. Islak saçlarında ellerini gezdirerek, yüzünü okşadı. Cansu şaşkındı. Hem öyle bir şey olmuştu ki. Biraz önceki şımarık tavırlı Cansu gitmiş, yumuşacık, mâsumâne bakan bambaşka bir çocuk gelmişti. Belli ki, daha önce böyle sevgiyle yaklaşan olmamıştı. Sonra genç kız, Cansu’nun üşüyen bedenini merhametle sardı. “-Cansu ne kadar güzel ismin var senin!..” dedi. Cansu, şimdi yeni bir hayatla capcanlı ve sevgiyle bakıyordu. İyiden iyiye sevmişti bu ablaları. “-Annene söylemelisin. Sana muhakkak ayakkabı giydirmeli!..” dediler. Cansu onların kucak açışlarına vefâ olarak “evet” dercesine başını sallıyordu. Biliyordu ki, bu olacak şey değildi. Genç kız, Cansu’yu öyle benimsemişti ki, gözlerinin derinliklerine bakarak: “-Sen Peygamberimizi tanıyor musun?” dedi. Cansu, yarım yamalak başını salladı. “-Adı “Muhammed” biliyor musun?” diye devam etti konuşmaya… Cansu: “-Muhammed” diye tekrar etti. Salavat getirmeyi öğrettiler. Salavat getirdi. Peygamberimiz’in, onu ve tüm çocukları çok sevdiğini söylediler. Tatlı tatlı gülümsedi ve sonra 4 gencin yüreğini burkan bir şey söyledi: “-Abla, yarın da buraya gelecek misiniz?” Kaçamak birbirlerine baktılar. “-Cansu belki dönüşte karşılaşırız.” dediler. “-Peki başka ne zaman gelirsiniz?” dedi. Yer yarılıp içine girmenin tam vaktiydi. Bu soruya nasıl cevap vereceklerdi. Genç kız dayanamadı: “-Cansu bizimle gelir misin? Seni de götürelim.” dedi. O ise: “-Gelemem abla, annem kızar.” dedi. Tekrar sordular, aynı cevabı verdi. Cansu haklıydı. Gerçekten bu hem kendi, hem de 4 arkadaş açısından tehlikeli olabilirdi. Daha önce böyle bir sokak çocuğuna iş kazandırmaya uğraşan birileri olmuş; çocuğu çalıştıran mafya ya da ailesi bu iyilik sever insanlara dava açmıştı. Çaresi yoktu, biraz sonra ayrılacaklardı. Cansu’yu, titreyen bedeni ve çıplak ayaklarıyla bırakmak hiç kolay olmayacaktı. Duraktaki diğer insanlar da öyle etkilenmişlerdi ki, fark ettirmeden yaşananları izliyorlardı. Otobüs gelmiş, ayrılık çatmıştı. Cansu buğulu gözlerle el sallıyordu. Dillerinde duâ ve temennilerle Allah’a emânet ederek otobüse bindiler. Cansu kaderini avuçlarına almış, yaşayamadığı güzel günlerin hasretini göğsüne bastırarak gözden kayboldu. Yüreğinin sıcakları, bastığı çıplak taşları ısıtıyordu şimdi. 4 arkadaş da boyunlarında artan vebâllerini yüklenerek, devam ettiler yollarına. İşte hayatın içinde karşılaştığınız sokak çocuklarından her biri bir Cansu’dur. Dev gibi yürekleri vardır onların. Kıyafetlerine, kötü kokularına bakıp başınızı çevirip geçmeyin. Çünkü sizin gibi kıyafetlerini yıkayacak kimseleri yoktur onların. Hiç sevilmedikleri kadar sevin onları. Bir mesaj gönderin gözlerinizle ileride büyük adam olacaksınız diye. Değerli olduklarını hissettirin. Yetkililer, sokak çocuklarının zekâ ve kabiliyet olarak diğer çocuklardan üstün olduklarını söylüyor. Türkiye’de 2 bin-3 bin tane sokak çocuğu olduğunu bildiriyorlar. Peki bu çocukları sokakların çirkef kaderinden kim kurtaracak? Şimdiye kadar hiç böyle bir düşünceyle uykularımız kaçtı mı? Hiç düşündük mü bizim yerimizde Allah Resûlü olsaydı Cansular için ne yapardı diye? Bu dünyanın, imanı coşkun, fikir dünyası aydın akledecek beyinlere, aksiyoner, üretken insanlara ihtiyacı var. Bu çocukları hayata kazandırmak için yüreğini ortaya koyacak cesur, fedâkâr kimselere ihtiyaç var. Âhirete yüz akı ile gidebilmek için bu insanlardan biri de siz olmak istemez misiniz?

Ayşegül Zobi




@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.
1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.
Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız
Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

İlahiaşk

 

Haziran 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Blog İstatistiklerim...@

  • 564,865 hits

@Son Yorumlarım@

mamo on Hz. Muhammed’in Özellikl…
YANARIM AŞKINLA EY R… on İLAHİ AŞK
meva on PROFİLİM
ilahiask on PROFİLİM
meva on PROFİLİM

Top Rated

@İHH…@

  • SUYUNA SAHİP ÇIK!



  • İSTANBUL

    Feedjit

    @Kategorilerim…@

    Allah Yeter



    Takip Et

    Get every new post delivered to your Inbox.