'KİŞİSEL GELİŞİM' kategorisi için arşiv

13
Dec

Sevgiden Gıdasız Çocuklar

yillarsonrabylavinia3spki2.jpg 

Sevgiden Gıdasız Çocuklar
Doç. Dr. Sefa SAYGILI

Sevgiden Gıdasız Çocuklar
Siz hiç Afrika’da açlık çeken insanları ve onların zavallı çocuklarını gördünüz mü? Ben de Afrika’ya gitmedim, ama gördüm. Gerçi çocuklar Afrikalı değildi, fakat onlardan da beterdi. Biri 5 diğeri 6 yaşlarında iki kız çocuğuydu bunlar. Gazetelerde zaman zaman resimlerini gördüğümüz açlıktan kırılan insanlara aynen benziyorlardı. Çökük yanaklar, çıkık elmacık kemikleri, yer yer dökülmüş saçlar, incelmiş dişler ve ayakta onları zor tutan çarpık bacaklar. Ve en korkuncu da, her zaman neş’eli olan çocuksu hava, yerini sanki kırkını çoktan devirmiş intibaı veren çizgili bir yüze çevirmiş. Sorulara cevap verebilmek için sadece bir iki kelime ile konuşuyorlardı. Üstelik Haseki Hastanesi’nde yatarak, bir süre serum ve vitamin tedavisi de görmüşlerdi.
Onları görüp, hikâyelerini dinleyince insanlığımdan utanmıştım. Neyse ki şimdi dinî bir hayır müessesesinin bakımı ve kontrolü altındaydılar.
Hikâyeleri şöyleydi: Esra ve Zeynep, annelerini bir hastalık sonucu kaybetmişlerdi. Babaları da bir süre sonra evlenmek zorunda kalmıştı. Sözde çocukları için evlenmişti. Hanım adayı, ısrarla, çocukları kendi çocukları gibi bağrına basacağını söylemişti. Güler yüzle ve defalarca söz veren bu canavar ruhlu kadın, evlendikten sonra sözlerinin hepsini unutmuştu. Çocuklara yapmadığı eziyet kalmıyordu. Kocası önceleri hayli itiraz etmiş, çocuklarını korumak için büyük gayret sarf etmişti. Bir süre sonra kadının usta manevraları ile o da çocuklarını suçlu ve yaramaz görmeye başlamış, giderek sessizleşmişti.
Çocuklar kendilerine ayrılan odadan çıkamıyorlardı. Üvey anne, tuvalet ihtiyaçları için sadece günün belirli saatlerinde izin veriyordu. Başka zamanlarda, isterlerse altlarına yapsınlardı. Yemek için ise çocuksu nazlanmalar ya da beğenmemek aklın alamayacağı şeylerdi. Önlerine konan birer kap yemeği yemek zorundaydılar. İtiraza hiç hakları yoktu. Ayrıca doymak zorundaydılar da. Aç kalırlarsa, bir sonraki gün doyarlardı. Gezmek ve oynamak da ne demekti? Dar imkânlarına rağmen, büyük bir fedakârlıkla (!) onlara oda bile ayırmışlardı. Odalarında ne yaparlarsa yaparlardı. Hiç bir şeye ilişmemek, ortalığı karıştırmamak şartıyla tabiî. Yoksa “düzeltmek ve temizlemek” cezasına çarptırılırlardı.
Çocuklar bu şekilde bir kaç sene geçirmişlerdi. Durumları korkunçtu. Çok sık rahatsızlandıkları için üvey anne onları evden atmanın yollarını arıyordu. Ta ki dindar bir aile olaya el koyuncaya kadar. İşin garibi üvey anne kendi çocuklarına asla ayni muameleyi yapmıyordu. Bu dindar aile, çocukları ruhî yönden eski hallerine döndürmek için neler yapılabileceğini öğrenmek için, bana gelmişlerdi.
Kendilerine bu çocukların Afrikalı aç çocuklardan daha zor bir durumda olduklarını izah ettim. Çünkü orada eksik olan sadece gıda idi. Bunlarda ise, sevgi ve güven yoksunluğu hâkimdi. Mutlaka yaşamaları gereken çocukluklarını hiç yaşamamışlardı. Şimdi ise sevgiye boğulma, yaşıtlarıyla ve oyuncaklarıyla doyasıya oynama, içlerinden geldiği gibi koşma ve nazlanma ihtiyaçlarını fazlasıyla yerine getirmeliydiler. Çocukluklarından ne kurtarabilseler kârdı. Onları himaye eden ailenin ise işi çok zordu…
Servet uçurumu
Muayenehaneme yüzünde korku ifadeleriyle bağırarak gelen ve hıçkırıklarla ağlayan yaşlı kadını hiç unutamıyorum. Hemen bir yatıştırıcı iğne yapmış, muayeneden sonra da reçetesini düzenlemiştim. Sıra ücret vermeye gelince cüzdanını açmış ve muayene parasının onda biri bile etmeyen bozuk paraları karıştırmaya başlamıştı. O, belki birkaç gün yiyeceği katıksız ekmeğin parasıydı. Onu bir ruhî rahatsızlığa iten de belki bu durumuydu. “Kalsın teyze” dedim. Dua ederek çıktı, gitti.
İçeriye iyi giyimli biri girdi. Kırk yaşlarında idi. “Doktor bey, caddeden geçiyordum, tabelânızı gördüm. Bir problemim var, onu danışmaya geldim” dedi. Anlatmaya başladı: “Ben, ihracat-ithalat işiyle uğraşan bir şirketin sahibiyim. Hamdolsun bu yıl işlerim yoğun gitti. Ancak zihnen çok yoruldum. Acaba tatili nerede ve nasıl geçirmem beni dinlendirir? Deniz kenarı demeyin zaten Boğaz’da oturuyorum.”
Kendisine yeşillik bir yerde ve iki parça halinde 10′ar günlük izin yapmasının uygun olduğunu, her gün bol bol yürüyüş yapmasının iyi geleceğini, bu arada işlerinden tam olarak uzaklaşması gerektiğini izah ettim. Kısa süre sonra muayene ücretini fazlasıyla masamın üzerine bırakarak ayrıldı.
Az bir zaman içinde, hem ülkemizdeki servet uçurumunu müşahede etmiş, hem de rızkın Allah’tan olduğuna bir kere daha iman etmiştim.

13
Dec

Kaybolan İnsanlığımız
Yrd. Doç. Dr. M. Doğan KARACOŞKUN

aisheruh1.jpg

Farkında mısınız, her gün daha refah içinde olacağımız bir hayata doğru gitmemize karşın, daha da yalnızlaştığımızı hissetmekte, birbirimizi sevebilme yeteneğimizi gün be gün kaybetmekteyiz. Yalnızlık demekle, çevremizde hiç insan olmaması gibi bir şey kastetmiyorum malumunuz. Çevremiz ne kadar çok insanla dolu olursa olsun, kendimizi yalnız hissetmemizden bahsediyorum. Bunaldığımız anda içten dost ve ahbap bulamama sorunumuzdan bahsediyorum. Her şeyin bir bedeli var mantığıyla insanların maddî karşılığı, yahut menfaatleri olmadan başkalarına yardım etmekten kaçınmalarından bahsediyorum. Kimsenin diğerine tahammülü yok çünkü artık. Bu hele de büyük şehirlerde artık o hale geldi ki kimse kimseyi dinlemiyor bile. Oysa hepimiz acılarımızı, sevinçlerimizi dostlarımızla paylaşmak isteriz. Sevmek ve sevilmek isteriz. Bize değer verilsin isteriz değil mi? Çok şey de değil aslında bu isteklerimiz öğle değil mi? Ama bunların kıymetini bilmedikçe, bunlar hayatımızdan kayboluyor. Bakın size ünlü psikiyatrist Viktor Frankl’ın başından geçen şu olayı nakletmek ve batı toplumlarında refah düzeyinin yükselmesine karşın, gittikçe yalnızlaşan zavallı insanının gerçekte hepimizin temel bir ihtiyacını nasıl yaşadığını göstermek istiyorum:
“Saat gecenin üçüdür. Frankl’ın telefonu çalar. Telefonun diğer ucunda intihar etmek üzere olan bir kadın vardır: ‘intihar etmeye karar verdim, ama ölmeden önce bir psikoterapist olarak sizin ne diyeceğinizi merak ettim’ der. Telefon konuşması yarım saat kadar sürer. Frankl, her türlü yöntemi deneyerek onu intihardan vaz geçirir. Kadın intihar etmeyeceğine ve Frankl’ı ziyarete geleceğine söz verir. Sözünü tutar ve bir gün Frankl’ın yanına gelir. Sohbet ederler. Sohbetleri sırasında Frankl, kadının kendisinin onu ikna etmek için yaptığı konuşmalardan dolayı değil de, başka bir sebeple intihardan vazgeçtiğini anlar. Bu sebep nedir biliyor musunuz? Gecenin saat üçünde uyandırılmasına rağmen sabırla onu dinleyen ve onunla konuşan birisinin de var olduğunu bilmektir sadece. Dolayısıyla bu dünyanın yaşamaya değeceğini düşünerek intihardan vazgeçmiştir kadın.”
İşte bu kadar basit gözüken bir davranış, gerçekte ne kadar önemli, görüyorsunuz değil mi? Batı dünyasında böyle de, bizde çok mu farklı? Bugün bizde de dostluk, fedakârlık, akrabalık, komşuluk, misafirlik, insana makam ve parası olduğu için değil, sadece insan olduğu için değer verme, karşılıksız sevgi gibi kavram ve konular gittikçe bir masalda geçen Kaf Dağı ve Anka Kuşu gibi ütopya olmaya başladı farkındaysanız. Hayatta en büyük amacımız ve değerimiz, daha fazla şeye sahip olmakla sınırlandı maalesef. Kazançlarımız, aldığımız ev ve arabalar, ev eşyaları, biriktirdiğimiz paralar. Ya kaybettiklerimiz? İnsanlığımız adına kaybettiğimiz neler var düşünsenize. Bu değerlerin hangisi parayla alınıp satılabilir? Dostluğun maddi değeri nedir söyler misiniz? Ya sevginin? Kardeşi için organını bağışlayan insanın bu davranışı kaç lira eder söyleyebilir misiniz? Ya dini, imanı, namusu ve vatanı için can veren kişi akılsız ve aptal mıdır bu düşüncede? Bu tür davranışlar hangi parayla ölçülür bunu bilenimiz olduğunu hiç sanmıyorum. Çağdaş bir psikoloğun ifadesiyle cenneti bile ancak devasa bir süper market olarak düşünen günümüz insanlarının kafasında her hangi bir kutsalın manevî fonksiyonu ne olabilir ki?
Bütün bu anlattıklarımla çizdiğim bu karamsar tablo sizleri ümitsizliğe sevk etmesin. Doğru olan umudu kaybetmek değil, nereden nereye geldiğimizi doğru okuyarak, hiç birimizin de memnun olmadığımız davranışlarımızın nedenlerini anlamaya çalışmak ve doğru davranışlar için çaba harcamaktır.
O halde kendimizle yüzleşmek için daha ne bekliyoruz. İçimize dönelim, insanlığımızı yeniden keşfedelim ve “yeniden doğuş” için düğmeye basalım. Kaybolan insanlığımız bulunamayacak kadar uzağımızda değil.
O halde haydi buyrun insanlık keşfine ! Buyrun içimize yapacağımız yolculuğa ! Yolunuz ve yolumuz açık olsun !

13
Dec

Çalışan Annenin Çocuğu

1124063687a5515op.jpg

Çalışan Annenin Çocuğu
Doç. Dr. Sefa SAYGILI

Annenin çalışması, çocuğun ruh sağlığını çeşitli faktörlere bağlı olarak etkiler. Dönem dönem ele alarak inceleyelim.
Süt çocuğu
Doğumdan sonraki ilk yılda, çocuğun ilgi ve şefkat ihtiyacı, anne sütü, her hafta aldığı kilolar kadar önemlidir. Çünkü bu dönemde bebek, yalnız olmadığı­nı, etrafında güvenebileceği, sevildiğine ait hislerin ilk inançlarını filizlendirebileceği kimsenin olduğunu öğre­necektir. Ayrıca 4-5 saat aralarla aldığı süt, anne ile bebek arasındaki sevgi birliğini güçlendirmektedir.
Bu dönemdeki sevgi ve ilgi eksikliği, ömür boyun­ca doldurulamaz ve birçok belirti ve hastalıkların orta­ya çıkmasına sebep olur. Yani ruh sağlığının temeli bu yaşta atılır.
Annenin ev dışında çalışmasından dolayı çocu­ğundan uzak kalması, çocuğun ruhi gelişmesini aksa­tabilir. Çünkü çalışan anne genellikle yorgundur, ev iş­lerini halletmesi de gerektiğinden çocuğuna yeterince vakit ayıramaz. Oysa çocuğun ihtimam ve ilgiye ihtiya­cı vardır. Başıboş ve disiplinsiz bırakılan çocuk kendi­ni yalnız hisseder, ihtiyaç duyduğu anne-çocuk ilişkile­rini geliştiremez. Bu durum çocuğun gelişmesine kötü tesirde bulunacaktır. Çünkü, başlangıçta çocuk herşeyi anne yoluyla öğrenir. Anne çocuğu, çocuk anneyi et­kiler.
1-3 Yaş çocuğu
Bu yaşlarda çocuk, serbestleşmeye başlamıştır. Tuvalet terbiyesini almasının yanı sıra konuşmaya ve yürümeye de vakit gelmiştir.
Bu dönemde, çok hareketli olduğundan zarar ve yanlış bilmeden davranışlarda bulunur. Bu yüzden an­nesine ihtiyacı büyüktür. Annesinin sözleriyle, engelle­meleriyle, sevgisiyle bunların doğru olanını öğrenir.
Çalışan anne ve çocuğu için zorluk büyüktür.
Oyun çocuğu
3-6 yaşlardır. Konuşkan, hareketli ve hayat dolu­dur. Devamlı sual sorar. Bu dönemin belirgin özelliği, anne-babayı taklit ve onlara benzeme çabasıdır. Bu yüzden anne ile yeterince beraber olmamasının zararı­nı çeker.
Ayrıca cinsel kimliğin oluştuğu dönemdir. Erkek çocuk babayı, kız çocuk anneyi taklit ederek cinsiyet­lerini öğrenirler. Annenin çalışması ile erkek-kadın rol­lerinde bir değişme olursa, çocukta cinsiyet bozukluk­ları oluşabilir.
İlkokul dönemi
Özellikle öğrenim hayatının ilk yılında, aileden ko­pup başka ortama atıldığı için çocuğun ders yaparken yardım ve kontrole, hiç değilse destek ve ilgiye ihtiyacı vardır. Ayrıca, çocuk okul dönüşü dertleşebileceği okulda olanları anlatabileceği, birini arar. Bu dönemde çocuk şefkat gösterileri kadar, annesinin okul durumu ile ilgilenmesini bekler. Bu ilgi çocukta başarılı olma arzu ve çabasını artırır, aksi halde başarı düşer.
Annesi çalışan ve çalışmayan çocukların başarı durumu kıyaslandığında, ikincilerin daha başarılı ol­dukları görülmüştür. Ayrıca anneleri çalışan çocuklar, okulda daha silik ve çekingen davranmaktadırlar. Bu­nun sebebi annenin çalışmasının meydana getirdiği vakitsizlik, ilgisizlik, yorgunluk gibi durumlardır. Ço­ğunluğu okul dönüşü kendilerini karşılayan, dertlerini dinleyen, okul durumunu merak eden bir anneden mahrumdurlar.
Çocuk ağlıyorsa
Çocuk yalnızca mutsuz olduğu için ağlar. Ağladı­ğında yanına gidip, onu neyin rahatsız ettiğini bulma­ya ve rahatlatmaya çalışmak lâzımdır. Yoksa güven duygusu gelişmez.
Bebek 6 aylıktan sonra, zaman zaman yalnızca bir kimsenin yanında olup olmadığını anlamak ihtiyacını gidermek için ağlar. Önceleri kendini emniyette hisset­mek için annesinin kucağına alınmak isteyen bebek, sonraları onu sadece görmekle yetinebilir. Daha sonra ise, arada bir annesinin yakınlarında olup olmadığını kontrol etmekle iktifa edecektir.
Annenin çalışmasının bir tehlikesi de buradadır.
Disiplin
Çocuk için disiplinin çok önemli ve vazgeçilmez ol­duğu, bugün herkesin birleştirdiği bu konudur. Çocuk yanlış davrandığında ikaz edilecek, doğru yaptığında sevgi ve ilgi ile ödüllendirilecektir.
Çocuk annesinden ilgi, şefkat, destek ve teşvik bekler. Çocuğun bu beklentilerinden haberdar olan çalışan anneler, ev ve iş kadınlığının yanı sıra annelik görevlerini aksatmamak için büyük çaba harcarlar. Bu çaba bazılarında gerginlik ve suçluluk duygusu meydana getirir. Bu anneler çalıştıkları için çocuklarını ihmal ettiklerini düşünerek kendilerini suçlarlar. Bir kısmı, bu duygudan kurtulmak için, çocuklarına ılımlı bir disiplin uygularlar. Bazıları ise çocuklarının üzerine aşırı derecede düşerler, onu gereğinden fazla korurlar. Evde kendisine hiçbir iş yaptırmazlar, hatta çocuğun yapabileceği işleri bile kendileri görürler. Annenin bu tutumu bazı hallerde çocuğun aşırı hassas, bağımlı ve çekingen olmasına yol açar. Bazı hallerde de şımarık, asi ve dik başlı olmasına sebep olur.
Çalışan bazı anneler de, çalışmasını sık sık çocuğun başına kakarak, ona hoşgörülü davranmaz ve yaşının üstünde olgunluk bekler. Böyle çocuklar da iddiacı olurlar ve annelerine karşı zaman zaman düşmanca tutumlara varan küskünlüklerde bulunurlar.
Bu arada anneleri çalışan çocuklar hastalandıklarında anneleriyle daha fazla olabildiklerini sezer. Hiçbir anne, işi ne kadar önemli olursa olsun, çocuğunun hastalığına kayıtsız kalamaz. Bu sebepten ötürü de çocuk, annesinin kendisiyle daha fazla ilgilenmesini sağlamak amacıyla ikinci derecede hastalık belirtilerini geliştirmeye çalışabilirler.

13
Dec

Depresyondan Korunmanın Yolları

Depresyondan Korunmanın Yolları
Doç. Dr. Sefa SAYGILI

10.jpg

Depresyon; düşüncelerimizi, inanışlarımızı, duygularımızı ve tutumlarımızı da etkileyen bir rahatsızlıktır. Bu yüzden dünyaya ve problemlere bakış açımızı değiştirmemiz, korunmada önemli bir yer tutar.
İyimser Olalım
Yarısı dolu olan bardağa “ne kötü, yarısı boş” demek yerine “ne güzel, yarısında su var” demeliyiz, demesini öğrenmeliyiz. Çünkü kö­tümser olmak depresyona yatkınlık sağlar.
• Düşüncelerimizi tartalım, değerlendirelim ve olumsuz olanları olumlularla değiştirelim.
• Kötü durumların geçici olduğunu bilelim. Kötü hava şartları nasıl ki zamanla düzelecek, sosyal olayları da aynen bunun gibi görelim. Eskilerin dediği gibi, “bu da geçer yahu!”diyebilelim.
• Bir şeyler kötü gittiğinde hemen kendimizi suçlamayalım. Eşimiz, arkadaşımız veya amirimiz keyifsiz ise bunun bizden dolayı olduğunu düşünmeyelim. “Bir dertleri vardır herhalde” diyelim.
• Olumsuz düşüncelere kapılmadan önce, “acaba aşırı bir tepki mi veriyorum” diye kendimize soralım.
• Geleceğe ait endişelere önem vermeyelim. Birçoğu asla gerçekleşmeyecek hayallerin etrafında dönüp durmayalım. Yaşamakta olduğumuz zamana konsantre olalım.
Hayata karşı olumlu bakış açısı olanlar daha az stresli, rekabete karşı hazırlıklı ve daha sağlıklı olurlar.
Öfkemizi Kontrol Edelim
Kızmak ve öfkelenmek doğaldır, ancak kızgınlığı sürekli hale getirmek veya ani öfke patlamaları yaşamak sağlıklı değildir. Kontrolsüz öfke, birçok yönden kişiyi yaralayabilir.
Öfkelendiğimizde sakinleşmek için kendimize zaman tanıyalım. Sakinleşene kadar ortamdan uzaklaşalım veya pozisyonumuzu değiştirelim (oturuyorsak ayağa kalkalım) ya da yüzümüzü soğuk su ile yıkayalım. Derin derin soluk alıp vermek, yalnız kalmayı tercih etmek veya başkalarıyla sohbet ederek konudan uzaklaşmak da öfkeyi yatıştırma çareleridir.
Ancak öfkelendiğimizi bizi kıran kişiye belli etmemek için içimize atmak ve bastırmak da doğru değildir. Karşımızdaki kişiye sözel olarak saldırıda bulunmak yerine kızgınlığımızı sakin bir şekilde dışavuralım. “Hakaret ediyorsun” söylemektense “bu sözlerin beni gerçekten kırıyor” demekle daha iyi sonuç alınır. Veya “yalan söylüyorsun” yerine “bu söylediğin doğru değil” demelidir.
Kızgınlığımızı içimizden boşaltalım. Kızgınlık uyandıran mantıksız düşünceleri ayıklayalım ve bunları zihnimizden uzaklaştıralım. “Bu korkunç, her şey berbat oldu” demektense, “gerçekten bu durum insanı kızdırıyor, ama dünyanın sonu değil ya…” diyerek kendimizi rahatlatalım.
Kısacası haklı öfkemizi ifade ederken kararlı olalım, saldırgan değil. Öfkemizi sağlıklı yollarla boşaltalım, içimize atıp biriktirmeyelim. Bastırılmış öfke, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Başağrısı, gastrit ve hatta ülser, bağırsak hastalıkları ve başka sistem bozuklukları ortaya çıkar. “Beni insanların içinde küçük düşürdüğün için sana kızgınım. ”Bu basit ve kararlı bir ifadedir, hedefe yöneliktir. Halbuki, “ne kadar sahte, ne kadar zayıf, ne kadar ikiyüzlüsün!” demek yanlıştır. Böyle kızgınlık ve saldırganlık halleri hem karşımızdaki kişinin düşmanlık oklarını bize çevirir hem de sürekli öfke, düşmanca duygular ve kızgınlık, sağlığımızı tahrip eder.
Bağışlayıcı Olalım, Kin Tutmayalım
Bizi inciten veya hata yapan kişilere karşı küskünlüğümüzü sürdürmek, öfkemizi daha da artırabilir. Öfke devamlı hale geldikçe de yüksek tansiyon ve kalp hastalığı başta olmak üzere psikosomatik hastalıklara yakalanma riski artar.
Bağışlamak, öncelikle bağışlamama durumunun oluşturduğu stresi azaltır. Bağışlamama halinde acı, öfke, düşmanlık, nefret ve korku (yeniden aşağılanma veya acı çekme korkusu) gibi duygular birbirine karışır. Bunlar da fizyolojik olumsuz birtakım sonuçlara yol açar. Sözgelimi tansiyon yükselir, hormonal değişiklikler yaşanır, kalp hastalıkları ortaya çıkabilir.
Bağışlayıcı olmaya çalışalım. Bizi inciten birini affetmek zor olabilir. Ancak bağışlamak; yapılanı unutmak, inkar etmek, göz yummak veya uzlaşma sağlamak anlamına gelmez. Burada olumsuz duyguların bizi tüketmesine engel olmalıyız.
İntikam peşinde koşmayı bırakarak bağışlamayı başarabilenler, acı ve sıkıntılardan kurtulmuş olur. Sosyal ilişkileri daha güçlenir. Böyle kişiler daha sağlıklıdır.
“Çok şükür ahiret var, ilahi adalet var” diyelim. Kin ve intikam duygularıyla kendimizi yıpratmayalım.

01
Aug

Aura’nız Kaç Santimetre ?

Aura’nız Kaç Santimetre ?

aura1.jpgİnsan acaba karamsar olduğu için mi sürekli olumsuzluklarla karşılaşıyor, yoksa sürekli olumsuzluklarla karşılaştığı için mi karamsar?

Yaşamımıza şekil veren güç, düşüncelerimizdir. Duygularımızın bir adım öncesine gidersek, orada bu duyguları yaratan düşüncelerimizle karşı karşıya geliriz.

Evrende her şeyin titreşimlerden oluştuğu gibi düşüncelerimizin ürünü olan duygularımız da değişik oktavlardaki titreşimlerden oluşuyor. Nefret, kıskançlık, kızgınlık, öfke, intikam gibi olumsuz duygular, düşük titreşimli ve ruhsal enerjiyi bloke edici nitelik taşırlar. Bu duyguların egemen olduğu kişiler, karamsarlık ve aşağılık kompleksinden kurtulamazlar. bu kişiler, etrafına yaydıkları manyetik alanın frekansına eşdeğerde duygu titreşimlerine sahip insanları ve koşulları kendilerine çekerler. Kısır bir döngü içinde hayata düşmanca bakarak olayları, “haksızlık, talihsizlik” olarak değerlendirirler.

“Kimi insan odaya girdiğinde odayı aydınlatır, kimi insan da çıktığında.”

Hepimiz bu sözün doğruluğunu defalarca yaşamışızdır, hani bazı insanlar vardır; onlarla ilk kez karşılaşmamıza rağmen, anında kendilerinden hoşlandığımız insanlar; bulundukları ortama neşe, canlılık, sıcaklık getiren insanlar; çevresindekileri rahatlatan insanlar. Bu tip insanların yanında kendimizi rahat hissederiz, maske takmaya ve savunmada olmaya gerek duymayız.

Bu insanlar yaşama dostça bakarak, yaşam serüveninden çocukça bir neşe, bir haz alan insanlardır. hareketleri rahat ve doğaldır. etrafına yaydıkları enerji güçlüdür. Ve her daim gençtirler.

insanın fiziksek çöküntüsünün nedeni ‘ruhsal’ çöküntüdür. Şu deneyde görüldüğü gibi:

Kızgınlık ve nefret dolu bir insanın soluğu, içinde küçük böceklerin bulunduğu bir cam tüpe üflendiğinde böcekler birkaç dakika içinde ölüyorlar. nedeni, o kızgın ve gerilimli psikolojik yapının bedende ürettiği toksinlerin böcekler üzerindeki etkisi. Yani kızgın ve nefret dolu insanın nefesindeki toksinler sözcüğün gerçek anlamıyla zehir saçmaktadır.

İşte, asık suratlı, kızgın, kıskanç, ve korku içinde yaşayan insanların fiziksel olarak çökmelerinin nedeni kendi kendilerini zehirlemelerindendir. Bu toksinler, “free radikal” olarak hücreler arasına çıkmamak üzere yerleşirler ve hücrelerin kendilerini yenilemesini önlerler. Yenilenmeyen hücreler, ruhsal çöküntünün uzantısı olarak bedeni de çökertirler.

“Keskin sirkenin zararı küpüne”, “bir kahkaha bir kilo pirzolaya bedel” gibi sözler de bu gerçeğin ifadesi.

“gözler ruhun aynasıdır” denir. sevgi ve iyimserlikle dolu insanda gözler ve yüz sanki içten vuran bir ışıkla aydınlatılmış gibidir. bu yüksek titreşimli güzel duygular, ruhsal enerji kanallarını açtığı gibi insan bedenini çevreleyen ‘aura’yı da güçlendirir. (Aura insan bedeni etrafındaki manyetik alana verilen isimdir.) Bu tip insanlara çekilmemiz, onların varlığından huzur duymamız da doğaldır.

Kirlian fotoğraf tekniği ile çekilen aura fotoğraflarında görülen şu oluyor:

Asık suratlı, katı ve yargılayıcı tipteki bir insanın aurası soluk renkli ve bir-iki santimetre genişliğinde. Sevgi ve vicdan kavramları gelişmiş kişilerin aurası ise parlak ve renkli, otuz metreye kadar varan genişlikte.

Kutsal kişileri tasvir eden resimlerde ‘Aziz’lerin başlarındaki hale de, saf beyaz ışığa dönüşmüş auranın sembolüdür.

Genç kalmak için kozmetik ürünlerine milyonlarca lira harcamak yerine, yaşamı coşkuyla kucaklamak daha akıllıca galiba. Zaten sevgi dolu gözlerin parlaklığını hangi kozmetik sağlayabilir ki?

(Alıntı kaynağı: Kuraldışı ve Ötesi - Nil Gün / Kuraldışı Yayıncılık. 3. Baskı 1997)

29
Jul

IQ’nuzu hesaplayın

IQ testi: http://www.tolunay.com/iqtest

IQ = 100 ise , toplumun 50%’sinden daha zekisiniz.
IQ = 110 ise , toplumun 75%’inden daha zekisiniz.
IQ = 120 ise , toplumun 93%’unden daha zekisiniz.
IQ = 130 ise , toplumun 98%’inden daha zekisiniz.

29
Jul

kİŞİLİK TESTİ

Aşağıdaki resimler psikologlar tarafından ortaya çıkarılmış, defalarca test edilmiş, şekiller ve renkler değişerek bugünkü halini almış. Hangi resim size yakın geliyorsa seçin, dokuz ana karakterden hangisi size uyuyor bulun.

1. İçedönük-Hassas-Kolay Etkilenen: Kendinizle ve çevrenizle ilgili düşüncelere etrafinızdaki çoğu kişiden daha sık ve daha derin bir şekilde dalıyorsunuz. Üstün körü hareketler ve konuşmalardan nefret ediyorsunuz. Geyik muhabbeti yapmaktansa, yalnız kalmayı tercih edebiliyorsunuz. Ama yakın arkadaşlarınızla olan ilişkileriniz o kadar kuvvetli ki bu da size ihtiyacınız olan uyumu ve gücü getiriyor. Yine de yalnız başına kalmaktan hiç sıkılmıyorsunuz.

2. Özgür-Geleneklere Karşı-Tutulamayan: Kendinizi geliştirmenizi saglayacak özgür ve kimseye bağlı olmayan bir hayat peşindesiniz. Hobilerinizde ya da işinizde sizi başarıya ulaştıracak yeteneklere sahipsiniz. Bağımsızlığa olan düşkünlüğünüz bazen sizden beklenilenin tam tersini yapmanıza neden olabiliyor. Öyle her gördüğünüz şeye üzerinde düşünmeden uyacak tiplerden değilsiniz. Aksine kendi fikirleriniz doğrultusunda gitmeyi yani, akıntıya karşı kürek çekmeyi seviyorsunuz.

3. Dinamik-Aktif-Dışadönük: İlginç ve çeşitli işlere girebilmek için risk almaktan kaçınmıyorsunuz. Rutin bir hayat sizi etkisiz hale getirebiliyor. En çok sevdiğiniz şey tüm olaylarda başrol oynamak. Aslında olayları başlatan kişi de siz oluyorsunuz.

4. Ayakları Yere Basan-Dengeli-Uyumlu: Komplike olmayan ve doğal bir yaşamı, bir aşkı ve işi amaç edinmişsiniz. İnsanlar size saygı duyuyor, çünkü sizin ayaklarınız öyle bir yere basıyor ki, herkes sizden destek alıyor. Siz de bu insanlara güven sağlamayı biliyorsunuz. Çok sıcak ve insancıl olarak tanınıyorsunuz. Basmakalıp ve çok abartılı olan herşeyi reddediyorsunuz. Modanın getirdiği yeniliklere de bağlı değilsiniz. Aksine, sizin için giyim pratik ve rahat olmalı.

5. Profesyonel-Pragmatik-Kendini Tanıyan: Hayatını eline alıp şansını kadere bırakmak yerine yaratmayı sevenlerdensiniz. Problemlerinizi pratik ve karışık olmayan yöntemlerle çözüyorsunuz. Günlük hayatınızda gerçekçi olmayı tercih ediyorsunuz. İşte ise, herkes sizi sorumluluk sahibi olarak tanıyor. Sizin kendinize olan güveniniz sayesinde etrafınızdakiler de sizden güç alıyor. Fikirlerinizi uygulamaya koyana kadar rahat edemiyorsunuz.

6. Barışçıl-Tedbirli-Agresif Olmayan: Anlaşması kolay bir insansınız. Kendi özel hayatınıza ve özgürlügünüze düşkün oldugunuz için de arkadaşlarınızı pek yormuyorsunuz. Bazen hayatın anlamını düşünmek ya da kendi kendinize eğlenmek için her şeyden uzaklaşıp yalnız kalmak istiyorsunuz. Bu yüzden de kaçabileceğiniz güzel mekanlar nerede biliyorsunuz. Ama siz yalnızlık düşkünü bir insan da değilsiniz. Sadece hayatın size vermiş olduklarını takdir eden, dünyayla barışık bir insansınız.

7. Dikkatsiz-Oyunsever-Neşeli: Spontane ve özgür bir hayatı seviyorsunuz. Hayata bir kere gelinir ilkesinden yola çıkarak dolu dolu yaşamayı istiyorsunuz. Çok meraklı ve her yeni şeye açık bir insansınız. Tüm değişikliklerin sizi büyüttüğüne inanıyorsunuz. Bağlı kalmak kadar sizi sıkan bir şey yok. Sürpriz yapmaktan ve sürprizlerle karşılaşmaktan çok hoşlanıyorsunuz.

8. Romantik-Hayalci-Duygusal: Çok duygusal bir insansınız. Olayları gerçekçi tarafından görmeyi reddediyorsunuz. Sizin için duygularınızın size söyledikleri önemli. Ayrıca yaşamda hayallere yer olması gerektiğini savunuyorsunuz. Romantizmi reddeden ve her şeyi akılcı bir yolla çözmeye çalışan insanlarla anlaşamıyorsunuz. Hayallerinizi, duygularınızı sınırlayacak her şeyi reddediyorsunuz.

9. Analitik-Güvenilir-Kendinden Emin: Hayatınızı insanların gözden kaçırdığı küçük değerli taşlarla doldurmayı seviyorsunuz. Bu nedenle kültür sizin hayatınızda önemli bir yer oynuyor. Yine de siz şık ve zarif duygularınızın çevreden etkilenmemesini sağlıyorsunuz. Sizin için zarif ve görgülü bir hayata sahip olmak çok önemli. Ve yine aynı tarzdaki insanla__________________

29
Jul

Duygusal Zeka Puanınız kaç?

Duygusal zekamızın gelişim düzeyi nedir ?
Başkalarının halinden anlam ve kendi kendinizi ifade etme konusunda ne kadar başarılısınız.?
Çevrenize uyum sağlamanız zaman alıyor mu ?
Bu ve benzeri soruların cevabını bu testte alacaksınız.
Aşağıdaki ifadelere ne kadar katıldığınızı işaretleyin.Puan cetveli hangi puanın yüzde kaç oranında ketılımıı belirtiyor.Toplam puanınız ise duygusal zeka seviyeniz hakkında puçları veriyor.İYİ ÇÖZÜMLER…..

1 - Baskı altında olduğum zamanlarda kendimi rahat ve sakin hissederim.

1 2 3 4 5

2- Olumsuz hislerimi çekinmeden ve rahatsızlık duymadan ifade edebiirim.

1 2 3 4 5

3- Yaptığım işe uzun süre konsantre olabiliyorum.

1 2 3 4 5

4- Herkesin hata yapabileceğini ve bunun normal bişey olduğunu düşünüyorum

1 2 3 4 5

5- Diğer insanların duyguları ve ruhsal durumları benim için önemlidir.

1 2 3 4 5

6- Eleştirilere açığım, eleştirildiğim zaman savunmacı bir tutum sergilemem.

1 2 3 4 5

7- Üzgün yada kızgın olduğum zamanlarda kendi kendimi sakinleştirebiliyorum.

1 2 3 4 5

8- Şikayetlerimi ve hislerimi dürüstçe ifade edebilirim.

1 2 3 4 5

9- Başarısız olduğum durumların ardından kendimi çabuk toparlayabiliyorum.

1 2 3 4 5

10- Davranışlarımın çevremdekileri nasıl etkilediğini farkındayım.

1 2 3 4 5

11- Karşımdakilerinin anlattıklarını yargılamadan ve sorgulamadan sonuna kadar dinleyebilirim.

1 2 3 4 5

12- Sık sık nasıl bir hayat yaşamak istediğimi ve bunun için neler yapmam gerektiğini kendime sorarım.

1 2 3 4 5

13- Benim işime , işimin de bama artı değer kattığını hissediyorum.

1 2 3 4 5

Puan Cetveli 1 = % 0
2 = % 25
3 = % 50
4 = % 75
5 = % 100

Puanlama : 13- 25 puan : Kendi kendinizi ifade etme konusunda oldukça sıkıntı yaşıyorsunuz. Kendi duygularınızı çözümlemekle uğraşırken diğer insanları anlamaya vakit kalmıyor.Dolayısıyla iletişim kurmak , yeni ortamlara katılmak konusunda zorlanıyorsunuz.Çevrenizdekilerle daha çok paylaşımda bulunun.Olaylara onların penceresinden bakmayı deneyin.Böylece kendinizi ifede etme beceriniz artar.

26- 38 puan : Çoğunlukla anlaşılmamaktan yakınıyorsunuz.Kendinizi yalnız hissettiğiniz zamanlarda çareyi kabuğunuza çekilmekte buluyorsunuz.İçinize kapanmak yerine hissettiklerinizi bir yakınınızla paylaşmayı deneyin.Farklı sosyal ortamlara girin yeni insanlarla tanışın.Herkes hata yapar hoş görmeye gayret edin. Bu iyi bir başlangıç olacaktır.

39- 51 puan : Sıkıntılarınızı içinize atmak yerine paylaşmayı tercih ediyorsunuz.Yeni bir ortama girdiğinizde insanlarla kaynaşma ve iletişim kurma konusunda hiç fena değilsiniz.Kendi hissettikleriniz kadar arkadaşlarınızın ve yakın çevrenizdekilerin duygularını da hesaba katmayı unutmayın deriz.

52- 65 puan : Duygusal zeka seviyeniz oldukça yüksek.İletişim becerileriniz oldukça gelişmiş.Empati yapabiliyor,olaylara sadece kendi çevrenizden bakmıyorsunuz.Anlayışlı ve hoşgörülüsünüz.Bir hata yaptığınızda pişmanlık duymak yerine bunu bir avantaja dönüştürmeyi deniyorsunuz.Hem kendiniz hemde çevrenizdekiler için iyi bir dostsunuz. TEBRİKLER !

kaynak :GENÇ GELİŞİM DERGİSİ__________________

14
Jul

“EĞER” HAYATI ANLAMAK İSTİYORSAN, “EĞER” ŞİİRİNİ OKUMALISIN.

EĞER” HAYATI ANLAMAK İSTİYORSAN, “EĞER” ŞİİRİNİ OKUMALISIN.

RUDYARD KİPLİNG

Eğer, herkes soğukkanlılığını kaybedip seni suçladığı zaman, sen soğukkanlılığını koruyabilirsen;

Eğer, herkes senden şüphelendiği halde onların bu şüphesini müsamaha ile karşılayabilirsen;

Eğer bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan;

Yahut iftiraya uğrar da, iftira ile mukabele de bulunmazsan;

Ve aynı zaman da ne çok uysal olup ne de çok akıllıca bir tavırla konuşmazsan;

Eğer düşünebildiğin halde düşüncelerin kölesi olmazsan;
Eğer felaket ve saadetle yüzleşebilir ve bu iki sahtekarı aynı surette karşılayabilirsen;

Eğer hayatını vakfettiğin şeylerin yıkılışını seyredebilir ve eğilip kırık aletlerle onu tekrar kurabilirsen;

Eğer iş işten geçtikten sonra kalbini, sinirlerini ve vücudunu tekrar tam faaliyetle seferber edebilip gayene ulaşmaya çalışabilirsen;

Ve sana “dayan!” iradenden başka hiçbir şeyin kalmadığı zaman dişini sıkmasını bilirsen;

Eğer halk tabakasıyla konuştuğun halde faziletlerini koruyabilirsen;

Yahut krallarla dolaştığın halde gururlanıp benliğinden kaybetmezsen;

Eğer ne sevdiğin dostlarının, ne de düşmanlarının sözleri seni incitmezse;

Eğer herkesi sayabilir fakat kimseye fazla bağlanmamayı bilirsen;

Eğer her dakikanın altmış saniyesini doldurabilirsen;
O zaman artık adam olduğunu düşünebilirsin oğul…

23
Jun

KARTALLAR ve İNSANLAR

dogaa12.jpg

Kartal,kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır.70 yıla kadar

 yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için,

 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorundadır.
Kartalın yaşı 40′a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir

 ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz

 duruma  gelir. Gagası uzar ve göğsüne doğru kıvrılır.

Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.

Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartal burada

 iki seçimden birini yapmak zorundadır:
- Ya ölümü seçecektir,
- Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.
Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.

Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada

bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde,

 yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal

gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.

En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.

 Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler.

Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden

 söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski

kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal,

 kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan

 meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak

 zorunda kalırız. Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski
alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak

 zorundayız.
Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda,

deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü

sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz. 

alıntıdır
 




PROFİLİM

İlahiaşk Cangüneşi Son nefes Şeb-i aruz inşaALLAH, Biz Mevlamızın AŞK HAMALLARIYIZ Tek derdimiz Mevlamıza hakiki kullardan olabilmek,saygılarımla...
Web sayfama hoşgeldiniz, saygıdeğer ziyaretçilerim...

 

Mayıs 2008
M T W T F S S
« Apr    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Blog Stats

  • 147,159 hits

Top Clicks

  • Hiçbiri

İHH

Free Image Hosting at www.ImageShack.us

İmzam





...MİSYONUMUZ...


mec.jpg


ıp adress

(*sayaç*)

  • SUYUNA SAHİP ÇIK!

  • AKRA FM
    İSTANBUL
    imzam >Free Image Hosting at www.ImageShack.us

    Yazarlar