'ŞİİRLER' kategorisi için arşiv



02
Sep

Kadı Burhaneddin

Kadı Burhaneddin XIV. yüzyılda Anadolu, Anadolu Beylikleri adıyla, bölge bölge kurulan Türk Beyliklerinin idaresi altındadır.

Selçuklu Devletinin çöküşünden sonra türeyen, her biri kendi başına buyruk, her biri bağımsız, büyüklü küçüklü bu beylikler, tek bir devlet gücüne bağlanıncaya kadar, birbirleriyle sürekli olarak çatışmışlardır.

 Aralarında birlik olmayınca, Anadolu’da dirlik de olmamış, halk sürekli bir huzurun özlemini çekmiştir.

 Hele iki beylik vardı ki, bunlar ötekilerinden daha büyük, daha güçlüydüler.

 Biri Karamanoğulları, öteki Osmanlılar… Bunlar devamlı çatışıyor, çevrelerindeki küçük beylikleri sık sık birbirleri aleyhine kışkırtıyorlardı. Anadolu’nun Kayseri, Sivas kesimini ellerinde bulunduran Eratna Beyliği bu küçük beyliklerden biriydi. İşte bu yıllarda, Kayseri’de, Şemseddin Ahmed adında ünlü bir kadı vardı. Adaletiyle, bilgisiyle tanınmış, sevilmişti. 1344 yılında Şemseddin Ahmed’in bir oğlu dünyaya gelmiş, bu sevimli çocuğa Burhaneddin adı verilmişti. Türk Edebiyatının büyük divân şairi, devrin seçkin bilim ve devlet adamı Kadı Burhaneddin işte bu çocuktu. İlk öğrenimini babasından yapan Burhaneddin, daha 14 yaşlarındayken ana dili Türkçe’den başka Arap ve Fars dillerini, mantık ve hikmet gibi bilimleri, yaşından beklenmeyen bir ölçüde öğrenmişti. Kayseri’de gördüğü öğrenimini yeterli bulmayan Burhaneddin, bir gün azığını aldığı gibi, yollara düşmüş, önce Kahire’ye, daha sonra da Halep’e gelerek öğrenimini tamamlamıştı. Onun gurbet hayatı 6 yıl sürmüş, 1364 yılında babasının ölüm haberini alır almaz Kayseri’ye dönmüştü. Kayseri’de Kadı Şemseddin Ahmed’in yerine oturacak, adaleti onun gibi, ince eleyip sık dokuyacak kimse yoktu. Oğlu Burhaneddin ise o zaman 20 yaşındaydı. Gençti, tecrübesizdi ama, bilgisi ve zekâsıyla herkesi kendisine hayran bırakıyordu. Çok geçmeden Kayserililer onu babasının makamına oturtuverdiler. O günden sonra Kadı Burhaneddin adını aldı. Bununla da kalmadı. Eratna Beyi Gıyaseddin Mehmed’e damat oldu. Gıyaseddin Mehmed’in kısa bir süre sonra öldürülmesiyle Eratna Beyliğinin başına oğlu Alâeddin Ali Bey geçmişti. Alâeddin Ali Bey, genç eniştesi Kadı Burhaneddin’i kendisine vezir tayin etmekte gecikmedi. Kadı Burhaneddin bir yanda devlet işlerini yürütürken öte yanda durmadan okuyor, öğreniyor, kitaplar yazıyor, tasavvuf ve edebiyatla uğraşıyordu. 1380 yıllarına doğru Eratna Beyi Alâeddin Ali Beyin ölümüyle yerine 7 yaşındaki oğlu tahta çıkmıştı. Bu durum sürekli karışıklıklara neden olmuş,

Kadı Burhaneddin, halkın da isteği ve ısrarı üzerine idareyi eline alarak bağımsızlığını ilân etmiş ve Sivas’ta tahta oturmuştu.Onun 18 yıllık saltanatı, yine karışıklıklar, savaşlar, iç isyanlar içinde geçmiş, böyle olduğu halde, kılıç ve kalemini aynı ustalıkla kullanmış, 1500 gazeli 119 tuyuğ ve 20 rubaî’yi içine alan Türkçe koca bir divan meydana getirmişti. Özellikle, Türk Edebiyatında (Tuyuğ) denen şiir örneğini en çok kullanan Kadı Burhaneddin olmuş, tuyuğlarında yiğitçe kükremiştir:

Özünü şeyh gören serdâr olur

 Enelhak dava kılan berdâr olur.

 Er oldur, Hak yoluna baş oynaya,

Döşekte ölen yiğit murdar olur.

Cana can vermeyenin ne canı var,

 Can verenin adı ile sanı var.

Er kişinin matahı erlik olur.

 Cevherinin lâl ile mercanı var.

Erenler öz yolunda er tek gerek

 Meydanda erkek kişi mertek gerek

Yahşi yaman, katı yumşak olsa hoş

 Serverim diyen kişi erkek gerek

Şiirlerinde adını, ya da takma adını kullanmayan Kadı Burhaneddin tekke şairleri gibi içine dönük değil, aksine hayata yaygın, Köroğlu misali, mertlik ve aşkı birlikte yaşatan, halka, halkın diliyle seslenen bir ozandır. 600 sayfalık Dîvân’ından ayrı olarak yazdığı İksîr-i Saâdet adlı eseriyle de bilgi dağarcığını ortaya koymuştur.

Bir gazelinde:

Şahâ, senün cemalünü göreyim ondan öleyim,

Susamışam visaline ereyüm andan öleyim

Dün gice düşte ben seni, benim ile görür idim,

 Bu düşümün tabirini yorayım andan öleyim.

 diyerek,

son nefesine kadar aşkı dilinden düşürmemiştir.

 Kadı Burhaneddin, Şeyh Müeyyed isyanı sırasında, 1398 yılında Sivas’ta şehit olmuş, ölümünden sonra kurduğu Beylik dağılmıştır.

30
Aug

Unutulmaz Mısralar 1

 

VÂLİHÎ-İ KADÎM (Kurd zâde Edirneli Şeyh)


“Bir gonca sevdim eyledim ağyâr âlemi Şekvâ-yi hâr eden de benim, gül diken de ben”

Gonca kadar taze ve güzel bir dilber sevdim, bütün dünyayı kendime düşman ettim. Fakat bunda kimsenin kusuru yok. Bahçemde gül fidanını diken de benim, dikenlerden şikâyet eden de ben…

ÂGÂH (Semarkandlı)

“Bir dilde iki sûz-i mahabbet olmaz

Bir fânus içre iki şem’ etmez câ”


Bir fenerin içine iki tane mum konmadığı gibi, gönülde de iki aşk barınmaz…

 

HÂLETÎ (Azmî zâde)

Yâri görünce kaldı gönül arz-ı hâlden

 El değmedi şikâyete şükr-i visalden”

Sevgiliye söyleyecek bir çok sözlerim vardı ve gönlümdeki şikayetleri ona bir bir açacaktım.

Fakat kendisini görür görmez her şeyi unuttum.Bu kavuşma saadeti içinde ona minnettarlığımı anlatmaktan derd yanmağa vakit bulamadım..

 

HÜDÂÎ (Üsküdarlı Şeh Aziz Mahmud)

“Aşk u misk olmaz nihan ânı bilür hak-i cihan

Âşık-i bîçâreye mümkün müdür ihfâ-yi aşk”

‘Aşk’ ile ‘Güzel koku”u saklamanın imkânı yoktur; bunu herkes bilir. Öyleyse biçare âşık, aşkını nasıl saklasın?

 

NÂİLÎ-İ KADÎM (Mustafa)

Vâr ise seng-i siyah-i kalbe aşıkdır mihenk

Yoksa ol şûhun ıyâr-î hüsn ü ânın küm bilür”

Kalb için en mükemmel mihenk taşı aşığın kendisidir. Yoksa sevgilinin güzellik derecesini ve değerini kim takdir edebilir?

 

YAHYA (Şeyhülislam –Efendi)

Hiçbir bela mı var ki gönül ânı bilmeyeSeyyâh-ı bîkarârın olur âşinâsı çok”

Güzelden güzele, emelden emele gezip tozan gönlümün bilmediği, tatmadığı bela mı kaldı? Çok gezenin çok tanıdığı olur, derler; ben de onlara benzedim…

 

FİTNAT (Zübeyde Hanım)

“Mihrin görür kemalde her gün zevâlini Âkıl, felekde, câh ile mağrur olur mu hiç”

Güneşin her gün, en yüksek noktaya çıktıktan sonra tekrar alçalıp battığını gören akıllı bir insan, işgal ettiği mevkiin yüksekliği ile kibirlenir mi? Hangi insan ikbal mevkiini ebediyen muhafaza edebilmiş ki…

GAALİB (Şeyh Dede )

“Tedbirini terk eyle takdir Hüda’nındır

Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümanındır”

Sen, tedbir alacağım, hadiselere karşı koyacağım diye uğraşıp duruyorsun; boş emek. Takdir, alın yazıları hep Allah’ın emir ve iradesiyle kurulmuş ve yazılmıştır. Hakikatte zaten sen yoksun. Kendini var zannediyorsun, bu, hep senin kuruntundan ibarettir. Hakikatte var olan yalnız O’dur…

 

 

NABİ (Yusuf)

“Keman misal geç ol maksadın tekarrüb ise Atılma ok gibi yâbâna istikamet ile”

Maksadın büyüklere ve nüfuzlulara yaklaşmak ise, her zaman ok gibi dümdüz olup kapılardan koğulma, sırasında, yay gibi eğri olmayı bil!

RÂSİH (Enderûnî Balıkesirli Ahmed)

Dilde gam var, şimdilik lûtf eyle gelme ey sürûr Olamaz bir hanede mihmân mihmân üstüne “

Ey sevinç! Gönlümde kederlerim var, lütfet de sen bari şimdilik gelme. Zira bir evde misafir üstüne misafir olmaz, ağırlanması zor olur…

 guzide.org dan alıntıdır . . .

12
Aug

Senai demirci namaz kimseye söyleyemem

01
Aug

Harfü’ş -Şın

                                                                images.jpg

                                            Harfü’ş-Şın

 

“İki cihanın zübdesiyim canibim canan ile
Ben mekanıyım kanımın kanım bana mekan imiş

Ayrı bilenler ayrıdır uşşakını maşukiden
Ben canıyım cananımın cananım bana can imiş

Ben bir dürr-i sencideyim kanımdır umman içinde
Ben kanıyım umanımın ummanım bana kan imiş

Yakub-veş ah eylerim Yusuf benimle yar iken
Ben dürüyüm Kenanımın Kenan benimle kan imiş

Hızr ile buldum hayatı ben sırr ile erdim ana
Ben ab-ı hayat aynıyım aynım bana ayan imiş

Şol vahdete yol bulmuşum ahir o yol ben olmuşum
İkanı tahkik görmüşüm tahkik bana ikan imiş

Hulusi-i biçareyim her dertlere men çareyim
Ben seyrimin hayranıyım seyrim bana hayran imiş”

 

 



 

Osman Hulusi Efendi Külliyatı

30
Jul

SENİ DÜŞÜNÜRÜM

Aşktan yana söz duyunca,
Ben hep seni düşünürüm.
Uçsuz hayaller boyunca,
Ben hep seni düşünürüm.

Yıldızlar kayar yüceden;
Renkler sıyrılır geceden;
Yüreğim sızlar inceden;
Ben hep seni düşünürüm.

Aklın ucu değer hiçe;
Yol ararım içten içe.
Kainat uyur sessizce,
Ben hep seni düşünürüm.

Korkunun bittiği yerde
Haz duyarım perde perde.
Bir mezar görsem bir yerde,
Ben hep seni düşünürüm.

Zaman hep sonsuza akar
Meyve dökülür,dal kalkar.
Çiçekler bakar bakar,
Ben hep seni düşünürüm.

Rüzgar eser ilden il’e
Sağlıkta bitmez bu çile.
‘Var’dan öte ‘Yok’ta bile
Ben hep seni düşünürüm.

 ABDURRAHİM KARAKOÇ

dinlemek için tıklayın

26
Jul

Aşkından Yanar Yüreğim

akjk4gr7tk0.jpg

Aşkından yanar yüreğim

Yandığım bana hoş gelir

Hakkı gerçek sevenlere

Cümle alem kardeş gelir


 

Bu dünya dopdolu kalleş

Her birinden bir taş gelir

Hakkı gerçek sevenlere

Cümle alem kardeş gelir


 

Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmişiki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil


 

Adımız miskindir bizim

Düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmayız

Cümle alem birdir bize


 

Biz dünyadan gider olduk

Kalanlara selam olsun

Bizim için hayır dua

Kılanlara selam olsun


 

Derviş yunus söyler sözü

Yaş doludur iki gözü

Bilmeyen ne bilsin bizi

Bilenlere selam olsun

Yunus Emre

26
Jul

Yanar yüreğim,yanar……

46.jpg

Allahım daha ne kadar dayanır bu yüreğim bilmiyorum

Bu yangın  dinmek bilmez,yakar kavurur beni

Savrulur külüm dahi kalmaz,

An gelir bir anka olurum, an gelir bir su damlası

Yada içten içe yanan bir kor ateş…

Biliyorum yaşamam gerek bu halleri

Razıyım ya Mevlam razı,

Beni AŞK derdiyle mübtela eyle

Bu derdin dermanı ilahi aşktır bilirim…………………………………

                                                     İlahiaşk……………………………….

25
Jul

Yetiminim=Abdulbaki Kömür

25
Jul

mihrican~~ABDULBAKİ KÖMÜR

24
Jul

T E F E K K Ü R

1vw1zk1cw3ux.gif

Sonsuzluk içinde bir mâvi kubbe
Bir lâmba ortada yanar durmadan,
Nakkaş-ı Ezelî’nin yaptığı tipte
Boşlukta bir hâne döner durmadan.

 Misafirhânedir o hâne bize
Yıldızlar kıvılcım ay pervânedir,
Gelenler hep gitmiş kalır mı bize
Bu akış içinde gaflet neyedir?

Gelenler eli boş gelmiyorlar mı
Getirdi mi ağacın fihristesini?
Elinde bir tohum çekirdek var mı
Kim temin ediyor maişetini?

 Niçin tükenmiyor bu yenen rızık?
Bir tohum tonlarca yemiş getirir
Bir dâne vagonlar dolusu azık,
Düşündün mü, bunlar nereden gelir?
Kuru çıplak daldan çiçek açtıran
Zehirli sinekten bal yediren kim?
Kim elsiz böceğe ipek yaptıran
Bunca hizmet kime, emir veren kim?..

Felâh’a götüren doğru yol varken,
Çıkmaz sokaklarda kıvranmak neden?
Güneş kadar parlak hakikat varken,
Görmek istemeyip göz yummak neden?

Ey, yolcu! Nereden-nereye böyle?
Şaşırma kendini bul doğru yolu,
Var mıdır, başka Hak, doğru yol söyle?
KUR’AN va’zediyor en doğru yolu.

Şerafettin KESKİNOĞLU

Not: 15-Haziran-1971 Tarihli ‘Seher Vakti’ Gazetesinin
21.inci sayısında yayınlanmıştır.
“Bir saat tefekkür, bir sene nâfile ibâdetten hayırlıdır.”
(Hadîs-i şerif meâli).




PROFİLİM

İlahiaşk Cangüneşi Son nefes Şeb-i aruz inşaALLAH, Biz Mevlamızın AŞK HAMALLARIYIZ Tek derdimiz Mevlamıza hakiki kullardan olabilmek,saygılarımla...
Web sayfama hoşgeldiniz, saygıdeğer ziyaretçilerim...

 

Temmuz 2008
M T W T F S S
« Apr    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Blog Stats

  • 180,591 hits

İHH

Free Image Hosting at www.ImageShack.us

İmzam





...MİSYONUMUZ...


mec.jpg


ıp adress

(*sayaç*)

  • SUYUNA SAHİP ÇIK!

  • AKRA FM
    İSTANBUL
    imzam >Free Image Hosting at www.ImageShack.us

    Yazarlar