Temmuz 2007 için arşiv

31
Tem
07

Peygamberimiz ve Söz


Peygamberimiz ve Söz

Yeni Ümit, Nisan-Mayıs-Haziran 1991

Hakk’ın murad ve kelamına tercüman olma vazifesiyle gönderilmiş bulunan Peygamberimiz (sav), aynı zamanda bir Söz Sultanı’ydı. Bugüne kadar herkesin derecesine göre ve belli ölçüde söylemeye muktedir olduğu bir hayli güzel söz olmuştur ama, Güzeller Güzeli’nin (sav) sözlerinde bir başka derinlik, bir başka lezzet, bir başka halâvet vardır.

O’nun beyânı o kadar tatlı, ifâdeleri o kadar büyüleyiciydi ki, O (sav) konuşurken başlar döner, bakışlar başkalaşır, kalbler duracak hâle gelir, akıl ve muhâkemeler teslîm-i silah eder, insânî duygular dirilir ve ruhlar da âdetâ kanatlanırdı. Allah O’nun diline öyle bir güç ihsan etmişti ki, O’nu dinleme bahtiyarlığına erenler, ifâdeleri en özlü, beyânları en çarpıcı bir Söz Sultanı’nın (sav) huzurunda bulunma mehâbetiyle âdetâ dilleri tutulur ve büyülenirlerdi.. ne zaman O’nun dudaklarından hikmet pırlantaları dökülmeye başlasa, akıl ve muhâkeme erbabının nutku tutulur; ne zaman O (sav), iyiyi, güzeli, doğruyu anlatmaya koyulsa, ağzının şeker-şerbeti dinleyenlerin ruhlarını sarar; ne zaman o âteşîn sözleriyle fenalıkları hedeflese, küfür ve münkerâtı kendi çirkinliklerinde boğar.. ve hele da’vâsı adına serdettiği hüccet, bürhan ve delillerle kükrediği zaman, bütün karanlık ruhların dillerine zincir vurur ve karanlıkları bozguna uğratırdı…

O (sav), bütün bu mazhariyetlerin şuûrundaydı ve tahdîs-i nimet -şükür niyetiyle Hakk’ın nimetlerini ilân- sadedinde bunları izharda da beis görmezdi: “Ben nebiyyi ümmî olan Muhammet’im. Ben’den sonra nebî yok! Ben sözün ilkiyle, sonuyla ve ‘cevâmiu’l-kelim’le serfirâz kılındım” diyerek Hakk’ın ihsanlarını sayar-döker.. ve “Ey insanlar, ben ‘cevâmiu’l-kelim’ ve her şeyi hall u fasl edecek son sözü söylemekle şereflendirildim” nûr-efşân beyânlarıyla da geçmiş ve geleceğin Hatîb-i Zîşân’ı olduğunu ilân ederdi.

Gerçekten O Efendiler Efendisi (sav) diriltici soluklarıyla, Hakk bahçesinin güllerine ilâhîler besteleyen öyle bir bülbül idi ki, O ne zaman şakısa, gönlünü dile getirir ve gönlünün dilinden en büyüleyici nağmeler söylerdi. O’nun bağının taze fidanlarında filizlenmiş o tazelerden taze sözler, başkalarının baharında açılmış tomurcuklara, başkalarının sabahında güneşe uyanmış çiçeklere benzemezdi. O’nun söz sofrasında her şey bir gonca gibi şebnemi burnunda yepyeni ve turfandaydı.. ve bu turfanda nimetleri bütün derinlikleriyle tadıp tanımak, tanıyıp hazzına ermek de, sadece bu bezmin ilk tâlililerine müyesser olmuştu.

O Beyân Sultanı (sav), söz cevherinden öyle bir kılıç yaptı ki, o kılıcın başlar üstünde bir kere dönüp helezonlar çizmesiyle bütün yalancı ve muzahref beyânlar kaçıp yarasaların tünedikleri yerlerde saklandılar ve bütün masallar Kâf dağının arkasında ankâya sığındılar. O ifâde ve beyandan öyle çeşmeler akıttı ki, bir anda câhiliye sahrasının dörtbir yanı Cennet bahçelerine döndü ve öyle çağlayanlar meydana getirdi ki, bütün îmâna açık gönüller kendilerini sonsuzun okyanusuna akan o çağlayanlar içinde buluverdiler.

O’nun sözleri öteler kaynaklıydı.. eğer vahiy fitiliyle parlayan O’nun sözleri olmasaydı, cihanlar hep kaos olarak kalır giderdi. O, tabiatın yüzündeki perdeyi söz kılıcıyla delik-deşik etti ve şeriat kitabını da yine söz nakışlarıyla süsledi. Söz O’nun atının terkisine vurulmuş bir metâ, sadağında altın tüylü bir oktur. O, uğradığı her yerde sözden anlayanların eteklerini mücevherlerle doldurdu ve yayını gerip atını karanlıklar üzerine sürdü. Allah, son bir kere daha sözlerle bir yeryüzü devleti kurmak murâd buyurunca, bu devletin başbuğluğuna o Beyân Sultanı’nı (sav) getirdi; ifâde, sikke ve tuğrâsını O’nun eline verdi.

Gelmiş-geçmiş ötelere açık bütün söz erleri, tecellî arşını terennüm eden koronun birer ferdiydi… O bu bülbüller topluluğunun idârecisi oldu.. nebîler ve velîler gelip gelip bir halka-i zikir teşkil ediyorlardı. O bu kudsîler halkasının serzâkirliği vazifesiyle geldi.. geldi ve o tok sesiyle arş u ferşi velveleye verdi. O’nun sözlerle donatıp insanlığa takdim ettiği semâvî sofrasındaki her yemiş, dost bağının en mahrem noktalarından alınıp, kimseye açılmadan mahfazası içinde O’na sunulmuş eltâf-ı şâhâneden has meyvelerdi. O’ndan evvel o meyveleri ne başkaları bakıp görmüş, ne de onlara el sürülmüştü…

Hele, mahremlerden mahrem en has bahçelerin, en has güllerini, en lâtif nağmelerle terennüm eden bu Andelîb-i Zîşân’ın (sav) ilham üveyki şahlandığı vakit bütün diller susar, sîneler kulak kesilir ve ruhlar O’nun beyân zemzemesi karşısında kendilerinden geçerlerdi.

Evet, O’nun sözleri, her dalgalanışıyla sahilleri incilerle bezeyen birer deniz, gönüllere ürpertiler salarak zirvelerden dökülen birer şelâle ve derinliklerden kopup gelen fevvâreler gibiydi.. ne o deryaları zenginlik ve muhtevâsıyla tavsif etmek, ne o çağlayanlara tercüman olmak, ne de o fevvârelerin ulaştığı noktalara ulaşıp onları ihâta etmek mümkün değildir.

Şimdiye kadar yüzlerce muhakkik ve edîp O’nun söz cevheri etrafında dönüp durdu.. binlerce ve binlerce mütefekkir o pırıl pırıl âb-ı hayat kaynağına baş vurdu ve nice devâsâ kâmetler, ömürlerini O’nun

Reklamlar
31
Tem
07

Şâir Nâbi’yi ağlatan şiir


Şâir Nâbi’yi ağlatan şiir

ÖMER ÖZVEREN

Şair Nâbî, Sultan 4. Mehmed döneminde hacca gitmek üzere bir kısım devlet erkanıyla birlikte yola çıkar. Kafile Medine-i Münevvere’ye yaklaşmıştır. Vakit gecedir. Resûlullah (sas) Efendimiz’e bir an önce ulaşma özlemiyle Nâbî’nin gözüne uyku girmemiştir. Fakat kafiledeki bir paşa, hem de ayaklarını kıbleye doğru uzatmış, uyumaktadır.

Hz. Peygamber’in (sas) beldesinde, edebe aykırı böyle bir gaflet hâlini bir türlü hazmedemeyen ve çok üzülen Nâbî, içinden gelen bir ilhamla kasidesini bir anda irticalen söyleyiverir. Kafile şafak vakti Medine-i Münevvere’ye girmektedir. Ravza-i Mutahhara’nın minarelerinden sabah ezanı okunmaktadır. Müezzin, ezanın ardından Türkçe bir kaside okumaya başlar. Nâbî, dikkat eder, okunan kendi şiiridir. Hemen minarenin kapısına koşar. Müezzine, “Allah aşkına, okuduğun bu kasideyi nereden öğrendin?” der. Müezzin şöyle cevap verir: “Bu gece rüyamda Efendimiz’i (sas) gördüm, bana dedi ki: ‘Ya müezzin kalk yatma. Benim ümmetimden bana âşık bir zât benim kabrimi ziyarete geliyor. Muhabbetinden benim için şu kasideyi söylemiştir. İşte bu cümlelerle minareden onu istikbal et.’ dedi. Ben de hemen kalktım. Abdest aldım. Peygamberimiz’in iltifatına mazhar olan âşık acaba kimdir diye düşünerek minareye koştum. Öğretildiği gibi okudum.” Nâbî, “Ümmetimden mi dedi?” diyerek sevincinden oracığa bayılıp düşer.

Sakın terk-i edebden…..

Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu
Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır bu
Felekde mâh-i nev, Bâbüsselâm’ın sîne-çâkıdır
Bunun kandili Cevzâ, matla’-i ziyâdır
Habib-i Kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette
Tefevvuk-kerde-i Arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu.

Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i adem zâil
Amâdan açdı mevcûdât düş çeşmin tûtiyâdır bu.
Muraât-ı edep şartıyla gir Nâbî bu dergâha
Metâf-ı Kudsiyandır cilvegâh-ı enbiyâdır bu

***

Açıklaması: Burası Allah’ın sevgilisinin beldesidir. Cenâb-ı Hakk’ın nazar buyurduğu, Ravza-i Nebî’dir. Bu gökteki yeni ay, Bâbüsselâm kapısının yüreği yanık âşığıdır. Ayın kandili Cevzâ yıldızı bile ışığının nurunu ondan almaktadır. Burası, Allah (cc)’ın sevgilisinin ebedî istirahatgâhının, türbesinin bulunduğu yerdir ve fazilet bakımından Cenâb-ı Hakk’ın arşının bile üstündedir. Bu toprağın ziyâsından, yokluğun karanlıkları ortadan kalktı. Bütün yaratılmışların görmeyen gözleri açıldı, çünkü bu toprak, gözlere şifa veren sürmedir. Bu dergaha edep ölçülerini gözeterek gir; çünkü burası meleklerin tavaf ettiği ve peygamberlerin tecelli ettiği bir yerdir.

Sayı:

210

Bölüm:

Portreler

31
Tem
07

FIRSATINIZ VAR


Fırsatınız var

Hz. Peygamber, “Kul bir günah işler, bu günahı onu Cennet’e götürür!” buyurunca, “Bu nasıl olur?” dediler.

 O, “Günah işleyip, tevbe ederek ve günahtan kaçarak, gözlerini Allah’ın dergâhına diker. Neticede Cennet’e girer.” (Heysemi, Mecmeu’z-Zevaid, 1, 199) şeklinde cevap verdi.

Said b. Cübeyr, “En abid kişi kimdir?” sorusuna: “Günah işleyip, bu günahı her hatırlayışında daha çok ibadet eden kimsedir.” cevabını verdi.

Hz. Peygamber; “En seçkininiz, değişik fitnelerle karşılaşıp tevbe edendir.” (el-Münavî, Feyzu’l-Kadir, 3, 468) demiştir.

30
Tem
07

Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez


null

30
Tem
07

Zor Zamanda Sevdalanmak


276474_1015.jpg 

İslam garip başladı, garip haline geri dönecektir..

Öyle bir zaman gelecek ki İslam’ı yaşamak,

imanı muhafaza edebilmek, avuçta kor tutmaya eşdeğer olacaktır..

Onu yaşayanlar, asırlarında gariplerdir..

O Hakk erlerine, O gariplere müjdeler olsun!..”

Kolay değil şu câzibedar fitne asrında,

Nefse geniş, gönüllere dar şu zamanda sevdalanmak..

Yani; O’nun boyasına boyanmak.. Aşk eri olmak..

BİN güzelden yüz çevirip,

BİR güzele, EN GÜZEL’ e yâr olmak..

Hiç kolay değil..

Ve: Kurak topraklarda gül yetiştirmeye talip olmak..

Çöllerde vâhaların, bin çiçekli bahçelerin heveslisi olmak..

Ve:

Kanınla suladığın, ihtimamla yetiştirdiğin çiçeklerin hoyratça tarumâr edilişine sessiz kalmak, kalabilmek..

Ve:

Zulme şahidler olmak..

Zor.. Çok zor..

Yüreğinin bin kez “hayır!” dediği önünde saygıya durmak ve bin kez “evet” lediğine tam yâr olamamak…

Benliğini alıp ta ayaklar altına, kanın çekilircesine, sanki ölürcesine –Ve aslında dirilircesine- “LA!” diye haykırmak..Hiç kolay değil..

Ve yılmamak..

Yeniden.. Yeniden ebed bahçelerine talip olmak..

Yeniden tohum saçmak..

“Her dem yeniden doğarız// Canlar ölesi değil..”

Şevkle her başa dönüşü, hedefe bir yaklaşma bilmek..

Çok zor..

Bin kez kovulduğun kapılara,

Hakk adına yine varmak tebessümle..

“Öz yurdunda garip, öz vatanında parya” olmak..

Gurbet içre gurbetleri yaşamak dâim;

Evinde, okulunda, işinde, sokaklarda…

Ve hatta aynı safta omuz verdiklerinle..

Atılmak, ezilmek hep.. Aşağılanmak..

Gözyaşından bir yolda yürümek dâim..

Hep hüzün bestelemek..

Ve yine de, inadına sevda türküleri söylemek..

İnadına sebat etmek, dimdik ayakta kalmak..

Hiç kolay değil..

Her gün yüreğine bin put asanlara “LA!” demek..

Ve; her gece kafanda, yüreğinde bir bir kırmak onları..

Her an, her an şeytan taşlamak..

Nefsinin her meylettiği karşısında ellerini hatta tüm bedenini yakmak O’nun adına..

Yani:

Sana her gün sunulan bin süslü günahlara hayır demek..

Yani: Elest Bezmi’ndeki sözünün eri olmak..

Yani: Ateşler ortasında yanmamak..

Yani: “Belâ” demek her ânında..

Yani: O’na, yalnız O’na sevdalanmak….

Ve:

Emaneti O’ndan aldığın sâfiyetiyle yine O’na teslim etmek..

Nefsin hiç istemedikleriyle kuşatılana meyilden öte,

O Didâr’a talip olmak…

Ve; Emanetin karşılığı “olanı” hiç düşünmeden,

Sırf O râzı olsun diye,

Sadece O sevsin diye,

Yalnızca O’nu üzmemek için,

“İlla” demek.. “İlla O” demek…

Zor.. Çok zor..

Evet, zordur bu dar zamanlarda sevdalanmak..

Yüreğinde hicret türküleriyle hep Medine’yi özlerken..

Tüm bedenin, sanki demir taraklarla taranıyormuşcasına ızdırapla inlerken sabretmek..

Sebat etmek..Zor.. Çok zor..

Ama:

Müslüman zora talip olandır..

O bilir ki; “En üstündür.. Çünkü inanmıştır..”

Bilir ki; İman en büyük iddiadır..

Ve büyük iddialar, büyük ispatlar ister..

Bilir ki; İsbatlaması gerek yüreğini koyduğunu..

Değilse; kupkuru bir iddiadır tüm davası..

Ucuz değildir “müslümanım” demek..

Bilir ki; ALLAH yolunda bedel gerek..

O yolda sıkıntı gerek..

“Belâ!” derken O, buna taliptir..

Bilir ki O, mücâhiddir..

Ve; insanla ALLAH arasındaki,

İnsanla İslam arasındaki tüm engelleri kaldırmaya taliptir..

Bilir ki O, aslında hicret;

Onu şeytandan ALLAH’a taşıyan herşeydir..

Bilir ki; Sabaha en yakın an; şafak sökmeden az öncedir..

Ve zorluklar, ikiye katlar ulaşılacak olanı..

Ve; Kulun gücünün tükendiği yerde O’nun yardımı elbet yetişecektir imdâdâ..

Ve sıkıntılar doruk noktasında,

Feryadlar ayyûka çıkmışsa,

Bilir ki O’nun yardımı yakındır..

“Yoksa siz, sizden evvelkilerin hali başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız?. Onlara öyle yoksulluklar ve sıkıntılar gelip çattı ve öyle sarsıldılar ki, hatta Peygamber beraberindeki mü’minlerle birlikte: “ALLAH’ın yardımı ne zaman?” diyordu.. Bilin ki ALLAH’ın yardımı muhakkak yakındır.” Bakara//214

“Fitne asrında zorlanan ve sebat eden kimseye,zorluklar nisbetince, eski devrin inanmış 50 kişisinin sevabı verilir.” Kutubu Sitte//Fiten

Var ya şimdi;

Tam zamanı sevdalanmanın..

Yani; aklamanın tüm karaları..

Ötelere yelken açmanın..

İnadına gül yetiştirmenin..

İnadına sevda türküleri söylemenin..

Zincirleri kırmanın..

Zamana meydan okumanın,

Medine’de şahlanmanın..

Yani:

Yürek boyu dirilmenin,

Ve yürekleri diriltmenin..

Ve âşık olmanın O En Güzel’e..

Boyasıyla boyanmanın..

Ve can vermenin TAM SIRASI..

“Ümmetimden bir tâife, kıyamet kopuncaya kadar Hakk yolunda muzaffer olmakta devam edecek, muhalefette bulunanlar, onlara zarar veremeyecektir.” Buhari

Dâima dipdiri,

Hiç eksilmeden,

Hiç tükenmeden “İlla O” diyen,

O yolun sevdalılarına, ALLAH’ın askerlerine selam olsun

monaroza

30
Tem
07

Mahmud Esad Coşan Hocaefendi (indir)


İndirmek için sağ tuşa basıp farklı kaydete tıklayınız….

http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930307_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930307_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930314_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930314_hadis_1a.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930314_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930320_kadir_g_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930320_kadir_g_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930324_bayram_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930324_bayram_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930328_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930411_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930418_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930418_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930418_hadis_3.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930423_bursa.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930425_bursa.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930501_a_yesevi.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930502_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930502_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930508_tasavvuf_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930508_tasavvuf_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930509_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930509_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930511_tasav_hayat1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930511_tasav_hayat2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930512_n_fazil_anma.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930515_tasavvuf_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930515_tasavvuf_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930627_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930627_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930711_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930711_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930711_hadis_3.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930717_tasavvuf_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930717_tasavvuf_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930718_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930718_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930724_tasavvuf_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930724_tasavvuf_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930731_tasavvuf_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930731_tasavvuf_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930731_tasavvuf_2a.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930801_hadis2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930808_hadis1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930808_hadis2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930822_hadis1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930822_hadis2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930822_hadis3.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930829_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930829_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930919_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_930919_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_931022_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_931022_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_931112_tasavvuf_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_931112_tasavvuf_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_931113_mzk_anma_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_931113_mzk_anma_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_931113_mzk_anma_3.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf-22_06_96_A.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf-22_06_96_B.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf-29_06_96.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/02_05_93_A.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/02_05_93_B.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/03_03_96_A.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/03_03_96_B.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/06_07_96.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/07_06_87.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/07_12_96_A.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/07_12_96_B.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/16_02_97.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/16_12_91_A.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/16_12_91_B.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/18_02_96_A.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/18_02_96_B.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/28_12_91_A.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/28_12_91_B.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/29_03_96_A.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/29_03_96_B.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/29_12_91_A.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/29_12_91_B.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/31_05_87.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/31_07_94_A.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/31_07_94_B.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec-MZK-anma-prog1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec-MZK-anma-prog2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec-MZK-anma-prog3.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_920905_kovoda.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_920906_kovoda.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_921017_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_921122_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_921128_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_921129_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_921129_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_921129_kahvalti.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_921206_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/mec_921212_hatme_soru_ders.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_921217_mevlana.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930109_tasavvuf_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930109_tasavvuf_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930116_eskisehir_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930116_eskisehir_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930116_eskisehir_3.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930120_kirikkale_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930120_kirikkale_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930121_yenidunyaduzeni_.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930121_yenidunyaduzeni_a.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930123_tasavvuf_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930123_tasavvuf_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930124_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930124_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930128_nevsehir.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930131_kayseri.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930131_nevsehir_a.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930131_nevsehir_b.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/Mec_930131_nevsehir_c.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_870426_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_870531_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_870607_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_870705_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_870711_sapanca.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_870822_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_870829_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_871121_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_880218_regaib.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_880518_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_880528_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_881201_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_881224_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_890101_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_890202_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_890204_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_890211_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_890219_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_891005_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_891008_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_891223_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_900203_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_900204_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_900301_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_900619_ugurlama.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_900628_ders_tarifi.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_900629_hatme.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_900701_mina.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_900705_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_931114_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_931121_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_931205_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_940227_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_940320_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_940320_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_940417_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_940508_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_940612_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_940626_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_940703_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_940703_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_940703_hadis_3.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_941016_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_941016_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_941023_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_941030_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_941106_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_941106_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_941112_eskisehir.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_941113_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_950122_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_950319_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_950319_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_950604_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_950709_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_950806_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_950917_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_950924_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_951011_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_951015_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_951216_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960225_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960225_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960324_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960324_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960407_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960519_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960526_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960602_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960602_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960609_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960623_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960630_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960630_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960707_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960714_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960721_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960728_hadis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960728_hadis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960804_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960811_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960818_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960825_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960915_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960922_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_960929_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_961006_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_961013_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_961020_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_961027_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/hadis/mec_961201_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_930703_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_930807_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_930821_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_930828_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_931023_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_931120_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_931127_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_931204_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_931205_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_940319_tasavvuf_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_940319_tasavvuf_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_940416_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_940611_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_940625_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_940709_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_941022_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_941105_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_941210_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_950121_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_950318_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_950603_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_950624_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_950708_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_950930_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_960601_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_960608_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_960615_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_960622_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_960713_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_960720_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_960803_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_960831_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_960907_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_960914_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_960928_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/tasavvuf/mec_961005_tasavvuf.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_950100_misir.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_950406-bursa.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_950409-bursa.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_950418_aksaray_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_950418_aksaray_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_950529_fetih.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_960324_ilksav.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_970213_belek_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_970213_belek_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_970213_belek_3.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_970216_hadis.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_970314_aksam.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_970314_ogle.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_970315_sabah.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_970927_creglin.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_970928_creglin.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_971116_mzk_anma.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_980925_hollanda.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_980926_hollanda.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_980927_hollanda.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_990530_acilis_1.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_990530_acilis_2.wma
http://www.esadhoca.com/sohbetler/diger/mec_990607_deccal_hk.wma

30
Tem
07

TAŞ GELİNLER


Taş Gelinler…
 

 KAF ŞEHRİNE YÜRÜYEN TAŞLAR

Halas it masivadan kalbüni pak
Hicab olmaya sana hergiz eflak
Geçesin reng ü büyu iltifattan
Giyesin hıl’ati hoş meskenetden
Hz. Üftade

Güneş var bugün…
Gökyüzü masmavi. Yaşadığım kenti seviyorum. İnsanları seviyorum.
Dolmuşta karşımda oturan aristokrat sarışın hanıma cesaretimi toplayıp duayla gülümsüyorum, o da bana gülümsüyor. Hepsi bu…
Mavi beni kendine çekiyor. Üftade Hazretleri de…
Sonsuzluk bir ev sahibiymiş de içine atlamam için bekliyor sanki… Dayanamıyorum ve ruhumu teslim ediyorum maviliklere, sırtımı da güneşe… Uzun uzun yürüyorum sokaklarda. Nasıl olsa göklerin misafiriyim. Ruhuma usulca dokunup vınlayarak kaçan bir şey hissediyorum. Başımı çevirip bakıyorum; Okçu Baba. Ziyaret edip dışarı çıkıyorum.

Türbedarı ilgimi çekiyor.
On sekiz yaşlarında, tekerlekli sandalyeye mahkum naif ve garip bir genç. Anlatırken dalıyorum. “Osmanlı Ordusunda o kadar çok okçu vardı ki, her biri için bir türbe yapılmaya kalkılsa ev yapacak yer kalmazdı. Ama Okçu Baba bambaşka… Çok hızlı ve çabuk atarmış oku. Attığı oklar çoook uzak mesafelere gidermiş. Hatta Uludağ’dan bir ok atmış, nereye düşerse türbemi oraya yapasınız demiş…” Okçu Baba’yı anlatırken arada bana da sorular soruyor. Sen kitap yazıyor musun abla? Hayır diyorum, arada bir karalıyorum bir şeyler… Sonra hakkımda başka doğru bilgileri de soruyor. Tam da benim ona söylemek isteyip de vazgeçtiklerimi. Yetmiş bin Evliyaullahun meftun bulunduğu bir şehir de hala onları temsil eden İsmail gibi dirilerin bulunduğu için Rabbime şükrediyorum. Türbenin etrafında bir sürü tatlı minnoşlar var, neşe için de zıplayıp oradan oraya koşuyorlar. Adeta çocuk gibi ziyaretçileri karşılayıp bize ne getirdiniz diye bakıyorlar. Tonton yaşlı bir amca onları ciğerle doyuruyor. O da bu vazifede bir gönüllü…

Yollar beni taşıdıkça taşıyor…
Taşıdıkça uzaklaşıyor… İçimde sığınmama izin veren tek şey sonsuzluk. Her sokakta kavuklu bir mezar taşı ya da kendilerine özel bir mekan ayrılmış mezarlıklar… Durup, bu mermerden kavuklu, başörtülü mezar taşlarına bakıyorum. Hepsini kucaklamak öpmek istiyorum. Bazen dayanamayıp kucaklıyorum da… Ve taş sinelerine kapanıp ağlamak istiyorum. Nazlı gelinler gibi sokaklarımızda oturan bu taş gelinler bizim için neyi ifade ediyorlar ki kaldırıp onları atamıyoruz? Yolun şurasından kalk ta şurada otur diyemiyoruz. Kim bu nazlı taş gelinler? Bizim için ne ifade ettiklerinden de geçtim, peki biz ne ifade ediyoruz onlar için? Toprak kokusunu duymak beni her zaman rahatlatmıştır, Yine rahatlıyorum. Gün ortasında Üftade’ye varıyorum… Gülbanklardan birine oturuyorum. Başımı kaldırıp gökyüzüne dalıyorum… Türbenin üst tarafındaki yeşil yazılara takılıyor gözüm. Ne garip türbenin ayakları bu mekandayken başının farklı bir mekan ve iklimde olduğu hissine kapılıyorum. Başka bir ülke de ama neresi bilemiyorum…

Gitmek istiyorum…
Nereye olursa olsun gitmek… Bir yere varmayı da pek beklemiyorum… Ancak Okçu Baba beni bir fırlatsa diyorum… Sırtımı banka yasladım arkamda Garip Kutup İbrahim Efendi yatıyor. Türbeden çıkanlar el açıp ona da fatiha okuyorlar. Ben önlerindeyim. Sanki bana okuyorlar… “Niye ben ölmüş miyem anne?” diye fısıldıyor Garip Aşık. Taş gelinlere bakıyorum, bulunduğumuz dünyada ne de sıra dışılar. Dünyamızı bu kadar sıradanlık ve basitlik kaplamışken nasıl da bin nazla oturmaya tenezzül ediyorlar sokaklarımızda. Bizden sıkılıp gitmediklerine hayret ediyorum. Masiva bir leke, bir koku gibi hepimizin elini ayağını sarıyor, saçlarımızdan damlıyor. Tuttuğunu bırakmayan, öldüren bir hastalık gibi. Masiva yüreklerimizi kaplamış, gözlerimizin rengi olmuş adeta. Birazcık şanslı olanların gönlünde bir giz olarak kalmış sadece. Dolmuşta bana gülümseyen sarışın bayan, Türbedar İsmail ve kedi dostu amca gibi. Gerisi ölü bir dünya… Şu taş gelinler gibi olabilsem keşke. Beni insan yapan beynimden önce, beni ben yapan yüreğimi şu taşların içine bir sokabilsem! Onlarla bir hemhal olabilsem. Gözlerim o taşları delip maveraya bir uzanabilse…

Taş gelinler içimizde şeffaf gölge gibi yaşıyorlar.
Dünyaya ait hiçbir şey onları ilgilendirmiyor,lakin her iki alemde de yaşamaya devam ediyorlar. Bu taşlar ne de diri! Kalbim boşalıyor bir an… Ellerlim buz kesiyor! Ellerimle birlikte ruhumda üşüyor. Şaşırmak, deliler gibi hayrete düşmek istiyorum, lakin bu dünyanın hiçbir şeyi beni şaşırtmıyor artık!.. Ne insanların kabalığı, kalpsizliği, ne de ihaneti ne de basitliği!.. Olmuş ve olabilecek her sıradanlık hüküm sürerken hayatımızda ben; benden şu an beklenmeyen bir şey yapmak mecburiyetinde olduğumu hissediyorum… “Sözü senet sayan ulular vurmazken artık kıyılarımıza” ben, Mehmet Nuri Yardım Hocam’a verdiğim sözü tutmam gerektiğini düşünüyorum. Bunu yapmak ne denli zor olda da!…

Ellerimi açıp fatiha okuyorum…
Ama Üftade Hazretleri için değil, kendi ruhum için… Asıl ölü olan kendim için… Durgunluğu çiğneyen sadece onların ayak sesleri… Karşımdaki ağaç bir elif misali, bana “Dik dur hayatın içinde!…” diyor, kıyam ve secdeden önce… Evvela elif olmak lazım… Sonra kıyama geçmek,
Sonra secdeye…
Taş gelinlerleyim…
Hayatın kalbinde gibiyim…
Namazın ikliminde

Saliha Malhun
http://www.sanatalemi.net




İlahiaşk

Blog İstatistiklerim...@

  • 876.050 hits

Hatırlatıcı Notlar

 

 

İlahi Aşk Yolculuğu

İlahi Aşk Yolculuğu kitabımızın Kitapyurdunda da satışları başlamıştır.

İmam-ı Gazali

İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçluğu
Hayatında denge problemi yaşayan,
kişiliğinde, aile ilişkilerinde, ebeveynliğinde, sosyal ilişkilerinde, eğitiminde, ruhsal dünyasında kendini geliştirmek ve problemlerini çözümlemek, hedeflerine bilinçli yol almak için deneyimli bir rehbere ihtiyaç duyan, bayan danışanlara yardımcı olmak için buradayım. Saygılarımla.

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Temmuz 2007
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

@Son Yorumlarım@

için fakraczi
için fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 785 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com

Twitter Sayfama hoş geldiniz.

Reklamlar