Ağustos 2007 için arşiv

30
Ağu
07

Unutulmaz Mısralar 1


 

VÂLİHÎ-İ KADÎM (Kurd zâde Edirneli Şeyh)


“Bir gonca sevdim eyledim ağyâr âlemi Şekvâ-yi hâr eden de benim, gül diken de ben”

Gonca kadar taze ve güzel bir dilber sevdim, bütün dünyayı kendime düşman ettim. Fakat bunda kimsenin kusuru yok. Bahçemde gül fidanını diken de benim, dikenlerden şikâyet eden de ben…

ÂGÂH (Semarkandlı)

“Bir dilde iki sûz-i mahabbet olmaz

Bir fânus içre iki şem’ etmez câ”


Bir fenerin içine iki tane mum konmadığı gibi, gönülde de iki aşk barınmaz…

 

HÂLETÎ (Azmî zâde)

Yâri görünce kaldı gönül arz-ı hâlden

 El değmedi şikâyete şükr-i visalden”

Sevgiliye söyleyecek bir çok sözlerim vardı ve gönlümdeki şikayetleri ona bir bir açacaktım.

Fakat kendisini görür görmez her şeyi unuttum.Bu kavuşma saadeti içinde ona minnettarlığımı anlatmaktan derd yanmağa vakit bulamadım..

 

HÜDÂÎ (Üsküdarlı Şeh Aziz Mahmud)

“Aşk u misk olmaz nihan ânı bilür hak-i cihan

Âşık-i bîçâreye mümkün müdür ihfâ-yi aşk”

‘Aşk’ ile ‘Güzel koku”u saklamanın imkânı yoktur; bunu herkes bilir. Öyleyse biçare âşık, aşkını nasıl saklasın?

 

NÂİLÎ-İ KADÎM (Mustafa)

Vâr ise seng-i siyah-i kalbe aşıkdır mihenk

Yoksa ol şûhun ıyâr-î hüsn ü ânın küm bilür”

Kalb için en mükemmel mihenk taşı aşığın kendisidir. Yoksa sevgilinin güzellik derecesini ve değerini kim takdir edebilir?

 

YAHYA (Şeyhülislam –Efendi)

Hiçbir bela mı var ki gönül ânı bilmeyeSeyyâh-ı bîkarârın olur âşinâsı çok”

Güzelden güzele, emelden emele gezip tozan gönlümün bilmediği, tatmadığı bela mı kaldı? Çok gezenin çok tanıdığı olur, derler; ben de onlara benzedim…

 

FİTNAT (Zübeyde Hanım)

“Mihrin görür kemalde her gün zevâlini Âkıl, felekde, câh ile mağrur olur mu hiç”

Güneşin her gün, en yüksek noktaya çıktıktan sonra tekrar alçalıp battığını gören akıllı bir insan, işgal ettiği mevkiin yüksekliği ile kibirlenir mi? Hangi insan ikbal mevkiini ebediyen muhafaza edebilmiş ki…

GAALİB (Şeyh Dede )

“Tedbirini terk eyle takdir Hüda’nındır

Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümanındır”

Sen, tedbir alacağım, hadiselere karşı koyacağım diye uğraşıp duruyorsun; boş emek. Takdir, alın yazıları hep Allah’ın emir ve iradesiyle kurulmuş ve yazılmıştır. Hakikatte zaten sen yoksun. Kendini var zannediyorsun, bu, hep senin kuruntundan ibarettir. Hakikatte var olan yalnız O’dur…

 

 

NABİ (Yusuf)

“Keman misal geç ol maksadın tekarrüb ise Atılma ok gibi yâbâna istikamet ile”

Maksadın büyüklere ve nüfuzlulara yaklaşmak ise, her zaman ok gibi dümdüz olup kapılardan koğulma, sırasında, yay gibi eğri olmayı bil!

RÂSİH (Enderûnî Balıkesirli Ahmed)

Dilde gam var, şimdilik lûtf eyle gelme ey sürûr Olamaz bir hanede mihmân mihmân üstüne “

Ey sevinç! Gönlümde kederlerim var, lütfet de sen bari şimdilik gelme. Zira bir evde misafir üstüne misafir olmaz, ağırlanması zor olur…

 guzide.org dan alıntıdır . . .

30
Ağu
07

Kalbim Adın İle Yanar…


htmlkod_divider20.gifgl43vm.gif

 htmlkod_divider20.gif

Günaydınım.. Günümü aydın edenim..Gözlerimi açınca Sen varsın yanı başımda

Seninle uyanmak ne güzel.. karanlıklardan..

Yüzümde şükre vesile bir tebessüm olur,

Seninle başlayan her günün sabahında

Yüreğimi teslim ettiğim.. yüreğimin sahibi..

Kalbimi Senden başkasına bırakmadın bu sabahta..

Kalbim Seninle dolu yine

Adın yüreğimde uyanmak ve adın ile inşirah bulmak

Beni hayata bağlayan Senin Sevdan..

Bana hayatı veren Sensin..

Hayatım Senin..

Her zerre gibi bende Seninim..

Kalbim Seni anar.. andıkça Sevdan ile yanar..

Sen ol demeseydin olmazdım

Varettin varlığına aşikar eyledin

Sebeb-i varlığımı emir buyurduğun nimetlerle güzelleştirdin

Sen ki kulluğa layık gördün beni, emrin başım üstüne..!

Sen ki gel dedin bana.. gelmem mi..

Sen ki lutfeyledin.. bilmem mi..

Ben ki misafirinim bu dünya da, sahiplenmekten çekinmem mi..

Sen ki beni önemseyen, kendine kul eyleyen,

Sen ki yalvarışımı yakarışımı duymak isteyen Rabbul Alemin..

Ben ki lutfunla can bulan bir nefes,

Ben ki aczim ile şükrümle el açan kulunum!

Ellerim hep açık istemekte,

Varlığımı rızanın yollarına kurban eyle..!

Kalbim Seni anar..

Varedişinle var olan bedenimi tarifsiz bir huzur kaplar..

‘Rüzgar esmeyince dal sallanmaz, Allah demeyince kalp uyanmazmış’

Kalbim uyanır adını andıkça

Anmayan kalbin hali ne olur zifiri karanlıklarda

Seninle uyanır kalbler, seninle diri kalır bu bedenler..

Seninle kurtulur karanlıkların kuytusundan..

Anmazsam karanlık… Anmazsam Senden uzakta zülumdur dünya bana..

Karanlıkların kuytusunda bırakma Ya Rabbim..

Sensizlik zindanında mahkum etme bizleri..

Adını anmayan kalbi neyleyim..

Bu yürek emanet bu bedene, Senden gayrısını doldurursa içine, emaneti nasıl teslim edeyim..

Kalbimi Senin ile atmaya.. Seninle can bulup, Sana koşmaya aşikar eyle bedenimi..

Varlığımı rızanın yollarına kurban eyle..

Kalbime her daim adını andır.. her daim aşkın ile yandır..
Ya Rabbim…

Amin…

alıntıdır…

htmlkod_divider20.gif

30
Ağu
07

AŞK BiLeKTe YaŞaNMaZ,YüReKTe YaŞaNıR…


 sumeyye23334ke8fhdo9.gif

Ben kaçtıkça o beni kovalıyor. “Bir daha aşka dair yazmayacağım! Bana aşkı yazdırmayın!” diye düşünsem de, ya aşk beni buluyor, yada aşıklar. Ya aşk vuruyor yüreğime, yada yüreğimde aşk acıyor.

Bu sefer “aşk cinayetleri” başlıklı haberler takıldı gözlerime ve yüreğime. Neredeyse her gün gazete köşelerine yansıyor aşk cinayetleri. Yazık… Hem kızıyorum hem de üzülüyorum. Aşkından intihar edenlere de katil olanlara da… Ölenlere de, kalanlara da… Yakanlara da yananlara da…

“Aşk” zehir olmamalı. Aşk gibi bir duyguyla, “cinayet” gibi bir kavramı yan yana nasıl yakıştırıyorsunuz?

Aşk su gibi hayat vermeli insana… Ama zehir oluyor bazılarına. Neden?

Ne yaşamayı öğretebiliyoruz gençlere, ne de sevmeyi.

Ne mutluluğu anlatabildik, ne de imtihanı.

Ne hayatı anlatabiliyoruz gençlere, ne de ölümü.

Yaşamı, sevmeyi, mutluluğu, imtihanı, hayatı ve ölümü anlamayan bir gençten “aşkı” anlamasına beklemeye hakkımız yok.

Her şey birbirine karıştı.

* * * * *

Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçen hemen yaşlı beyi en yakın sağlık ocağına ulaştırmışlar.

Hemşireler, yaşlı adamın yaralarına pansuman yapmışlar, ama ‘biraz beklemesini ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini’ söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlaşmış, ‘acelesi olduğunu, röntgen istemediğini’ söylemiş.

Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuşlar. Adamcağız da “Karım huzurevinde kalıyor. Her sabah onunla kahvaltı yapmaya gidiyorum. Geç kalmak istemem” demiş.

“Karınızın siz gecikince sizi merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde?” demiş hemşireler.

Adam üzgün bir ifadeyle, “Ne yazık ki benim karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bile bilmiyor!” demiş.

Hemşireler hayretle, “Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor, neden onunla her sabah kahvaltı yapmak için koşturuyorsunuz?” diye tekrar sormuşlar.

Adam buruk bir sesle “Ama ben onun kim olduğunu biliyorum!” demiş.

* * * * *

Aşkı kavuşmak sanan, kavuşamadığı zaman kendi hayatını da karşısındaki insanın hayatını da zehir eden gençler için aldım bu hikayeyi buraya.

Gençler!

Kavuşmak için sevilmez. Bilmelisiniz ki “kavuşmak” kadar “özlemek”de güzeldir. Kim bilir belki “aşkın kendisi” kavuşmaktan daha güzeldir?

Gençler!

Kulak verin bu sese!

Aşk bilekte yaşanmaz, yürekte yaşanır.

Yürekte yaşanan aşk, kavuşamadığını kırmaz… Kıramaz… Çünkü kıyamaz…

“Mangal gibi yürek!” derler ya… “Aşk” içinde mangal gibi bir yürek lazım, yumruk olmuş bir bilek değil!

Aşkı yüreğinizde değil de bileğinizde yaşarsanız, o bilek yumruk olur… O bilek tetik çeker… Hem kendine hem sevdiğine zarar verir, bileklerde yaşanan aşklar…

Hatırlarsınız belki o sahneyi. “Gönül Yarası” filminde Meltem Cumbul, sözlerini anlamadığı ama yüreğini titreten Kürtçe şarkıya ağlarken, “Abi bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek?” diyordu. Ben çok beğenmiştim o sahneyi.

Aşk’ta öyle bir duygu işte… Anlayamaz, anlatamazsınız… Ağustos sıcağında üşümek, kış soğuğunda terlemek gibi…

* * * * * * *

“İster bu cihanın aşkı olsun, ister o cihanın aşkı olsun, gerçek maşukta suret yoktur” diyor Mevlana. Ey her kıyıya vuran okyanus… Ey her ülkeden geçen gür ırmak… Coşmana devam et, akmanı sürdür. Çünkü sana muhtacız. Sana ve seni anlamaya ne kadar muhtacız ey Mevlana! Hele de konu “aşk” olunca…

Nasıl tanımlar, nasıl algılarsanız algılayın. Ama “aşk cinayeti” kavramı asla doğru bir kavram değildir.

Bencil, egoist, merhametsiz insanlar aptallıklarını tescil ettirmiş oluyor aşk cinayetiyle. Bu sadece duygusal bir cinnet…

Sevdiğinin canını alan bir insanın sevgisine kim inanır? Evladını boğarak öldüren bir annenin sevgisi ne kadar sevgi ise, aşk cinayeti de o kadar aşktır.

* * * * * *

Aşka dair yazmayacaktım ama yine yazdım. Aşk yazılacak bir duygu değil. Yazılamaz, yaşanır. Aşkı yazmakta zor yaşamakta…

Allah yaşayanlara sabır versin!

Aşkı yazarken bazen ellerim acıyor…

Tıpkı yüreğim gibi…

Sait ÇAMLICA

Eğitimci – Yazar

  

sumeyye23334ke8fhdo9.gif

29
Ağu
07

Ey Nebi (SAV) – Harika Bir Video İzlemeye Doyamayacaksınız


29
Ağu
07

Yanan Yürekler


27
Ağu
07

Beraat Gecesi Belgeselleri


 Berat Gecesi 1/4

 Berat Gecesi 2/4

Berat Gecesi 3/4 

 Berat Gecesi 4/4

27
Ağu
07

Beraat Gecesi Duası


 Beraat Gecesi Duası

Berat Gecesi Duası :

Peygamber Efendimiz

Aleyhissalâtü Vesselam

 bu gece Rabbine şöyle

dua etmiştir:


“Allahım, azabından affına,

 gazabından rızana sığınırım,

 Senden yine Sana iltica ederim.

 Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim.

Sen Kendini sena ettiğin

 gibi yücesin.”11

Berat Duası :

Bazı mâna büyüklerinin de

 şöyle bir duası vardır:

“Allahım, şayet ismimi

saîdler defterine yazdıysan,

 orada sabit kıl.

 Şayet ismimi şakiler defterine

 yazdıysan oradan sil.

Çünkü Sen buyurdun ki,

 ‘Allah dilediğini


siler yok eder,

dilediğini de sabit bırakır,

 Levh-i Mahfuz Onun

katındadır.“12


Bu idrak ve şuur içinde

ihya edeceğimiz Berat Gecesinin hepimiz

için hayırlara vesile olmasını

 Cenab-ı Haktan niyaz edelim.

 Mehmet Paksu, Mübarek Aylar,

Günler ve Geceler ,Nesil Yayınları

                                                               

27
Ağu
07

Beraat gecesi hakkında faydalı bilgiler


Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bizlere de şöyle buyurmuştur:”Şaban ayının yarısı (Berâet gecesi) gelince: gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Cenâb-ı Allah o gece güneşin batmasıyla dünya göğüne iner ve şöyle der: Benden af dileyen yok mu; onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu; rızık vereyim. Şifâ dileyen yok mu;şifâ vereyim. “”Allah Teâlâ Şaban’ın onbeşinci geresi (Berâet gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asi olanlarla Allah’a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar. ” (İbn Mace, İkametü’s-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38).

Beraat Gecesi, rızıkların taksim edildiği, gelecek sene cereyan edecek vak’aların meleklere bildirildiği gecedir. Bu bakımdan bu gecede hakkında hayırlı şeyler takdir olunup, iyi şeylerin yazılmasını dileyen insan, geceyi ibadetle, dua ile geçirir, meleklere bidirilen takdirin hayırlı olması olması niyazında bulunur.(Ahmed Şahin-Dualarımız)

 

BERÂT GECESİNDE İBÂDET Bu gecede hiç olmazsa bir Tesbih namazı kılınır. Berât gecesinde “Hayır namazı” namıyla 100 rek’at bir namaz vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehidlik mertebesine nâil olur. Namaza şöyle niyet edilir:“Yâ Rabbî, niyet ettim senin rızâ-i şerifin için namaza. Beni afv-ı ilâhine, feyz-i ilâhine mazhar eyle. Kasvet-i kalbten dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyleyip, süedâ defterine kaydeyle.”

Her rek’atte Fâtiha’dan sonra 10 İhlâs-ı şerif okunur. İki rek’atte bir selâm verilerek 100 rek’ate tamamlanır. Her rek’atte 100 İhlâs-ı şerif okumak suretiyle 10 rek’at da kılınabilir.

Namazdan sonra; (Allah Teâlâ’nın “Hû” ism-i şerifinin ebced hesabına göre adedi olan) 11 şey, (Resûlüllah Efendimiz’in ismi olan “Tâhâ”nın ebced hesabıyla âdedi olan) 14 kere okunur.

Bunlar;

1. İstiğfar: 14 kere,

2. Salevât-ı şerife: 14 kere,

3. Fâtiha-i şerife (Besmeleyle): 14 kere,

4. Âyetü’l-Kürsî (Besmeleyle): 14 kere,

5. Tevbe sûresinin son 2 âyeti olan “lekad câeküm…” (Besmeleyle): 14 kere,

6. 14 kere “Yâsin, Yâsin…” dedikten sonra 1 Yâsîn-i şerif (Yâsîn-i şerifte 7 zâhirî, 7 bâtınî “mübîn” vardır, böylece o da 14 olur.)

7. İhlâs-ı şerif (Besmeleyle): 14 kere,

8. Felak sûresi (Besmeleyle): 14 kere,

9. Nâs sûresi (Besmeleyle): 14 kere,

10. “Sübhânellâhi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azıym”: 14 kere,

11. Salavât-i şerife (Salât-ı Münciye okumak efdaldir): 14 kere okunur. Bundan sonra duâ edilir. (Duâ ve ibâdetler, Fazilet Neşriyat)

Beraat gecesi,Rrabbimiz tevbe, istiğfar ederek pişmanlık duyan günahkârların cümlesini affedeceğini bildiriyor. Ancak şu sekiz sınıfın KESİN TEVBE ETMEDİKÇE  bu aftan istifadelerinin olamayacağını da işaret ediyor:

1-Allah’a şirk koşanlar.

2-Ana-babalarına isyan eden, onların kablerini kırıp gönüllerini yıkanlar.

3-İçkiye devam edenler.

4-Falcılık edip gelecekten haber verenler.

5-Din kardeşine besledikleri kinden vazgeçmek istemeyenler.

6-Adam öldürmekten pişmanlık duymayanlar.

7-Nikâhsız aile ile yaşayanlar.

8-Akrabalarıyla alâkayı kesip ihmal edenler.

Şüphesiz ki bu günahların sahipleri bu gecede derin bir tevbe, istiğfarda bulunur da, kesin pişmanlık haline girerlerse ilâhi aftan müstefid olur.lar. Aftan istisna edilmelerinin sebebi kesin, bir dönüş yapmayışları, ciddi bir tevbe, istiğfar haline girmemeleridir.  (Ahmed Şahin-Dualarımız)

BERÂET GECESİŞaban ayının ondördüncü gününü onbeşinci gününe bağlayan gece.Bu gece, değişik adlarla da anılmaktadır:

Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle ‘Mübârek’; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle ‘Beraet’; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle ‘Rahmet’, geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle ‘Berae veya Sakk’ adı da verilir.

Bu gecenin beş özelliği vardır:

1) Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır.

2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir.

3) Bu gece bağışlanma ve af gecesidir.

4) Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür.

5) Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. Bu yetkinin üçte biri Şaban’ın onüçüncü günü, üçte biri Şaban’ın ondördüncü günü, geri kalan üçte biri de Şaban’ın onbeşinci günü verilmiştir.

Anne ve babasını incitenler, büyücüler, başkalarına kin besleyenler içki düşkünleri bu gecenin faziletinden yararlanamazlar.

Bu konuyla ilgili olarak şu hadisler rivayet edilmektedir:

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu geceyi Hz. Âişe validemize tanıtırken şöyle buyurmuştur:

“Bu gece Şaban’ın onbeşinci gecesidir. Allah Teâlâ bu gecede Benü Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları Cehennem’den kurtarır. Ancak kendisine şirk koşanların, müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasına asî olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz. ” (Buhârî, et-Tergîb ve’t-Terhib, II, 118).

İnsanların bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir olacakları ve ecelleri gibi mühim hususlar o gece içerisinde meleklere bildirilir. O geceyi ibâdet ve tâatla geçirmek ve nafile namaz kılmak sevaptır. Fakat o geceye mahsus belirli bir namaz şekli yoktur. Nitekim Peygamber Efendimiz bu geceyi ibadetle geçirmiş ve Allah’a şöyle dua etmiştir: “Azabından affına, gazabından rızana sığınır, senden yine sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamdetmekten âcizim. Sen seni senâ ettiğin gibi yticesin. ” (et-Tergib, II, 119, 120).

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bizlere de şöyle buyurmuştur:

“Şaban ayının yarısı (Berâet gecesi) gelince: gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Cenâb-ı Allah o gece güneşin batmasıyla dünya göğüne iner ve şöyle der: Benden af dileyen yok mu; onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu; rızık vereyim. Şifaâ dileyen yok mu;ş ifâ vereyim. ”

“Allah Teâlâ Şaban’ın onbeşinci geresi (Berâet gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asi olanlarla Allah’a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar. ” (İbn Mace, İkametü’s-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38).

Durak PUSMAZ

http://sufizmveinsan.com/ucaylar/muge/beraat_1.htm

27
Ağu
07

Beraat kandiliniz mübarek olsun


26
Ağu
07

GERÇEK AŞK ! (Tasavvufta AŞK)


GERÇEK AŞK ! (Tasavvufta AŞK)

“Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın Adıyla”
“Kalpler ancak ALLAH’ı anmakla mutmain olur.” Râd/28

Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş türkçesi, Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi.

“Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten, Affet Senden habersiz aldığım her nefesten.” Necip Fazıl Kısakürek

Aşık olan kişiler deli olagan olur,
Aşk nedir bilmeyenler âna gülegan olur,
Sakın gülme sen âne , deli değildir sane,
Kişi neye gülerse başa gelegân olur,
Aşık Yunus sen dahi, incitme aşıkları,
Aşıkların duası kabul olagan olur….

Cenab-ı Hakk’ın muhabbet(aşk) zinciri kimin ayağına takılmışsa onun için korku yoktur, gam çekmekte yoktur. Bu zincir, dünya zincirini kıranlara takılır. Evet zinciri aşk, takınmayan kimse henüz manevi hayata kavuşmamış demektir.

Züleyha’nın, Hz Yusuf’a (AS) olan aşkı…
Züleyha Hz Yusuf’a AS olan aşkı uğruna güzelliğinive servetini bu yolda vermiş, yetmiş deve yükü mücevher ve gerdanlığı bu yolda harcamış. “Bu gün Yusuf’u (AS) gördüm” diyen herkese eline geçeni zengin edecek bir mücevher vere vere elinde bir şey kalmamış. Aşkından dolayı karşılaştığı herşeyi Yusuf diye çağırır olmuş. O kadar ki başını göğe kaldırdığı zaman Hz Yusuf AS adını yıldızların üzerinde yazılı görürmüş.Daha sonra Züleyha iman edip Hz Yusuf AS onunla evlendikten sonra eski aşığı ve yeni kocasından ayrı yaşamaya yönelerek kendini ibadete vermiş varlığını tamamen ALLAH’a C.C. adamış, Hz Yusuf AS kendisi gündüz yatağa çağırsa “akşama” diye savar, akşam çağırınca “yarına” diye ertelermiş. Nihayet bunun sebebini Yusuf’a AS şöyle söyler “Ben sana ALLAH’ı C.C. tanımadan önce aşık olmuştum”. Bunun üzerine Yusuf AS “Seninle birleşmemi emreden yüce ALLAH’dır. Senden iki çocuğum olacağını ve bunları peygamber olarak görevlendireceğini bana bildirdi.”

Hz İsa AS birgün bahçe sulayan bir delikanlı ile karşılaştı, delikanlı Hz İsa’ya AS “Rabbinin sevgisinin zerre ağırlığındaki bir kısmını bana bağışlamasını dile” der. Hz İsa AS “sen zerre kadarına dayanamazsın” diye karşılık verir. Delikanlı “O halde zerre kadarının yarısını versin” der. Bunun üzerine İsa AS “Ya Rabbi bu gence sevginin zerre kadarının yarısını bağışla” diye dua eder ve yoluna devam eder. Bir müddet sonra Hz İsa’nın AS yolu yine oraya düşer, delikanlıyı sorar. “Delirdi dağlara çıktı” derler. Hz İsa AS delikanlıyı kendisine göstermesi için ALLAH’a dua eder. O sırada delikanlıyı dağlar arasında görür, onu gözlerini gökyüzüne dikmiş ve bir kaya üzerinde dimdik ayakta dururken bulur.Hz İsa AS delikanlıya selam verir, selamını almaz “Ben İsa’yım AS” diye kendisini tanıtarak delikanlının ilgisini çekmeye çalışırken Yüce ALLAH’tan C.C. kendisine şu vahy gelir “Kalbinde Benim sevgimin yarım zerresini taşıyan kimse insanoğlunun sözünü duyar mı? İzzet ve Celâlim Hakkı için sen onu testere ile ikiye biçsen, onun acısını bile duymaz.”

Adamın biri Efendimiz’e SAV “Ben seni seviyorum” dedi. Efendimiz SAV “Yoksulluğa hazır ol” buyurdu. “ALLAH’ı da çok seviyorum” deyince “O halde belaya’da hazır ol” buyurdu. Tirmizi (Başka bir rivayette: “Beni sevene fakirlik, hedefine koşan selden daha süratli gelir” buyurmuştur.)

ALLAH’u Teâlâ Musa AS’a şöyle vahyetti “Bir kulumu sevdiğim vakit ona, sadakatini görmek için dağların bile dayanamayacağı belalar veririm. Şayet sabrederse onu Kendime veli ve dost edinirim. Şayet acziyet gösterir, feryad ederse onu perişan ederim” buyurmuştur.

Zatın birisi der ki: “Sevdiğim herşeyi ALLAH C.C. sevdiği için sevdim, hatta ateşi sevseydi, oraya da girmeyi severdim.”

Cüneyd sordu: “Seven kimse belanın acısını duyar mı? Seriyyüs Sakati dedi ki “Hayır”. Cüneyd “Kılıç darbesi yesede mi?” Sakati “Evet yetmiş kılıç yarası alsa da acısını duymaz” dedi.

Bişr RA diyor ki:”Gençliğimde Abadan’a gitmiştim. Cüzzamlı deli ve kör bir adam ile karşılardım.Sara’sı tutmuş, karıncalar vücuduna üşüşmüş etini yiyorlardı. Başımı kaldırıp kucağıma aldım, ayıldığı vakit “Benimle Rabbim arasına giren bu adam kimdir? Rabbim beni parça parça yapsa, benim O’na ancak sevgim artar.” Dedi.”

ALLAH’u Teâlâ, Peygamberlerden birine: “Ben dostluğum için Beni zikirden yorulmayan, Benden başka gayesi olmayan ve Benim üzerime başka hiçbirşeyi tercih etmeyen, ateşte yansa bile ondan acı duymayan, neşterlerle parça parça edilse de acısını hissetmeyen kimseleri seçerim.” Buyurdu.

Muhabbet şarabını bardak bardak içtim, ne şarab tükendi ve nede ben kandım. Şibli RA

ALLAH’u Teâlâ C.C., İsa AS’a: “Ben kulumun sırrında dünya ve Ahiret sevgisinden bir şey bulmadığım vakit, onu Benim sevgimle doldurur ve Kendi himayem altına alırım.” Buyurdu.

ALLAH’u Teâlâ C.C., Musa AS’a “Bern” isimli siyah bir köle için: “Bern, Benim için çok sevimli bir kuldur, ancak bir kusuru vardır” buyurdu. Musa AS “Kusuru nedir, Ya Rabbi?” diye sorunca, ALLAH’u Teâlâ C.C. “Seher rüzgarı onun hoşuna gider ve ondan zevk alarak onunla huzur bulur. Halbuki Beni seven, başka hiçbirşey ile huzur ve sükûn bulamaz.” buyurmuştur.

Mevla C.C. uzun ve edebiyat yüklü dualara değil kalbi yanık, aşka uğramış, iki kellimeyi bir araya getiremeyen aşıkların semayı inleten “Ya Rabbi duasına” daha fazla itibar eder.

Her büyük sevginin ve sevgilinin bile üç paraya satıldığı bu günde, siz parayla asla satın alınamayan ve daim olan sevgiyi arayın. O sevgi ki onu bulanlar ebediyen kaybolmayan sevgiye ve aşk’a kavuştular. Onu uzakta aramayın, gönlünüze/kalbinize bakın göreceksiniz ki o sevgi : “ALLAH C.C. ve Râsulü’nün SAV sevgisidir”

Üstad’dan Aşk (N. Fazıl’dan)
Tam otuz yıl saatim işlemiş be durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.

Diyorlar Bana, kalsın şiirde sözde yerde , Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde.

Anladım işi; San’at ALLAH’ı aramakmış, Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.

Zehirle pişmiş aşı yemeye kimler gelir? Dilsizce, yalnız ALLAH (C.C.) demeye kimler gelir?

Seni aramam için beni uzağa attın, Alemi benim, beni Kendin için yarattın.

Tel tel iplik iplikte dikseler ağzımı, Tek ses duysalar; ALLAH (C.C.) yoklayanlar nabzımı.

Tutuşturanlar, lûgat kitabını elime, Bilsin; ALLAH’tan (C.C.) başka bilmiyorum kelime.

Ellerime uzanan dudakları tepeyim, ALLAH (C.C.) diyen gel seni ayağından öpeyim.

Ne var ki pazarlığa girişecek ecelle, sermayem tek kelime ALLAH (C.C.) Azze ve Celle.

Güzel ALLAH’ım (C.C.), Senden ne gelecekse gelsin, Sen ki Rahmetinle de Kahrınla da güzelsin.

Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık, Anlaki yok ALLAH’tan (C.C.) başkasıyla yakınlık.

Kudret O’nun, gayrında ne mecal var ne tüvan, Alim ilmine yansın, pazusuna pehlivan.

Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş türkçesi, Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi.

Neye baksam aynı şey neyi görsem aynı şey, Olan Sensin, hey gidi hakikat Sultanı hey.

Bu yük Senden ALLAH’ım (C.C.), çekeceğim naçarım, Senden Sana sığınır, Senden Sana kaçarım.

“ALLAH C.C. bir” demektense ecel teri dökerken, Ölüversem, beklenmez bir anda “ALLAH C.C. bir” derken.

Sana şah damarından daha da yakın ALLAH (C.C.), Günah mı dedin, Ondan uzağa düşmek günah.

Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten, Affet Senden habersiz aldığım her nefesten.

ALLAH (C.C.) dostunu gördüm bundan altı yıl evvel, Bir akşamdı ki, zaman donacak kadar güzel,
Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız, Ruhuma, büyük temel çivisi çaktınız.

Düşünüyorum O’ndan evvel zaman varmıydı? Hakikatler boşluğa bakan aynalarmıydı?

O ALLAH’ın (C.C.) emriyle kâinat Efendisi (SAV), Varlığın tacı, varlık nurunun ta kendisi.

Müjdecim, kurtarıcım, Efendim, Peygamberim, Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim.

Gözüm, aklım, fikrim var deme, hepsini öldür, Sana göl gibi gelen, O göl diyorsa göldür.

Eklense de başıma dünyada kaç baş varsa, Başım onlarım hepsi içinsecdeye varsa.

O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır, O yüz ki göz değince ALLAH’ı (C.C.) hatırlatır.

Sual: Ey veli, insan nasıl olmalı söyle, Cevap: son anda nasıl olacaksa, hep öyle.

Biri aşk, biri nefret, bizim kanadımız çift, Ateş saçmalı ki Nûr, erisin kapkara zift.

Büyük Randevu, bilsem nerede saat kaçta, Tabutumun tahtası bilsem hangi ağaçta.

Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir, mezarda geçer akça, neyse onu biriktir.

Dostlarım ev, eşyamdı, birbir gitti diyorum, Artık boş odalarda ölümü bekliyorum.

Bu dünyada renk, nakış, lezzet, ne varsa küsüm, Gözümde son marifet, Azrail’e (A.S.) tebessüm.

Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var, Oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var.

O demde ki perdeler kalkar, perdeler iner, Azrail’e (A.S.) “hoş geldin” diyebilmekte hüner.

Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun, Ölümüde öldüren Rabb’e secdeler olsun.

Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber, Hiç güzel olmasaydı, ölürmüydü Peygamber (SAV) ?

Tasavvuf’da, Aşıklardan inciler;

İlletli olarak Seni istemiyorum. Yani hem Senin muhabbetin, hemde gayrinin muhabbeti yok.

Zahir, aşıkın halinden haberdar değildir. Onun için hoşda konuşsa, nahoşda konuşsa mazur görülür. ALLAH C.C. aşkının yolunun azığı belalardır unutma.

Ey Yüce ALLAH’ım C.C. hiç kul dergahına gelirde kovulur mu? Hem Padişahın kapısına eli dolu mu gidilir? O ne büyük cür’ettir. Kerem kapısı ile yarışa kalkılır mı?

Kasa, masa, rütbe, şöhret geçicidir. Aşk-u muhabbetin belasını tadanda, bu kayıtların kederi bulunmaz

Kâinatı bir halden diğer hale çevirenin, Yâkinen (şüphesiz) ALLAH C.C. olduğunu görürsen. Kâinat birbirine karışsa, kalbin semavatı ve arz’ı nurlandıran ALLAH C.C. iledir.

RASULULLAH’a SAV olan aşkımız, Sana olan itaatın kilididir. Bu vücud kafesinde ki gönül kuşu hep O’nun aşkıyla tutuşur.

Biz de iman budur, başkasının imanına uymaz. Bundan dolayı ALLAH’tan C.C. gayrıya ihtiyacımız yoktur. Gönlümüz ALLAH’ı C.C. Rezzak tanıyıp, halimizle kimsenin kapısını çalmayız.

Nur’u Muhammediye SAV kavuşan göz eşyayı istediği gibi kullanır. Onun kalbi Arş-ı Rahman’dır. Siyah kalp bile onunla karşılaşsa, derhal nur gibi parlar. Kâinat baştan başa zulüm ile kararsa, onun kalbinde toz bulunmaz, O Hakk’a vasıl olduktan sonra saltanatını kurmuştur.

Dünya malıyla zengin oldum zanneden gaafil; mağrur olur, Ahireti unutursa, Hakk’ın dostunu incitir, oda onun helâkı için yegâne sebeptir. Malına mağrur Karun, Musa’nın AS kalbini kırdı da, hala yerin dibinde, hala aşağı gidiyor.

Gördüğüm nurdan haber veremeyeceğim çünkü kendimde değilim. Aşık olduğumdan kalbimdeki nuru hiçbir rüzgar söndüremez zira iman, aşk fenerinde durduğu müddetçe hiçbir rüzgar onu söndüremez.

Hadisat senin kalbini kırmışsa üzülme, HÜDA onu mahsus kırdırtmıştır. Kendi bulunsun için ! “Ben kırık kalplerdeyim” Buyurmadı mı? Sakın bu yolda ümitsizliğe düşme, zira Hakk kapısının seher vakti gözyaşına açılacağına ilan vardır. Sonra ALLAH C.C. kapısından kovarsa, kuluna naz ediyor demektir. Ümitsiğe düşme, yine dön dolaş gir, o kapıda bekçi yasakçı yoktur. Yine içeriye gir. Aşk gölünde büyü de Maşukun nazını anla.

Dost ile konuşmak için siyah çadırın çekildiği vakti fırsat bil, yani gecenin ganimet olduğunu anla ! Çünkü ağyar uyurken, yâr ile konuşmanın tadı başka olur.

ALLAH C.C. kulu gibi değildir. Pişmanlığı ibadet kayd eder. Yalnız senin tam boynunun büküldüğünü görsün.

Kendinle meşgul ol bizim kusurlarımızla uğraşma, çünkü bizim hissemize aşk ayırdılar.

Ayağıma bağlanan aşk zincirini yokladım, meğer Senin kapına bağlıymış. Bana yine merhamet etmişsin, ayağımı o kapının zincirine bağlamışsın. Ya Rabb, merhamet et çözme.

Gaflet şarabı içen kuru vaiz’in sözüne aldanma ! O seni aşk şarabından mahrum eder.

Ya Rabb, beni aşk makamından konuşdurtta, sözüm ölü olmasın. Aşka uğramayan söz ölü vücuda benzer.

Kendinle yalnız kalmanın çaresine bak, sözü yanlış anlama, çokluktan ayrılda tenhada yaşa demek istemiyorum, çokluk içinde CANAN’ınla başbaşa kal. CANAN’ını istiyorsan da, canından geç.

Aşk yolu ehli heva’ya kapalıdır. Bu yol ancak ciğeri yanık sadıklara açıktır. O caddeden giden susamaz, aşık susarsa, arif konuşursa helâk olur.

Kalb günahlardan temizlenmedikçe, Beyt-i İlahi olamaz, bunu da aşk şarabından başka bir şey temizleyemez.

Mevlanın C.C. dayağından lezzet almayan, muhabbet davasında sadık olmadığını bilsin. Rabia-ı Adeviyye

Bu dünya meyhanesinde iki türlü şarab vardır. Bir gaflet şarabı, bir muhabbet şarabı.Vücudunu aşk şarabıyla yıka, bu hırkayı onun ile yıkamadıkça zahiri ibadetinde riya’dan kurtulamayacağını anla.

Aşk meyhanesinin eşiğinden ! Yalvar peymaneni doldursunlar. İç de aklın nur’a inkilab etsin, eşyanın içyüzünü gör. El temas etmeyen o kadehe, gönülden gönüle geçerken hizmette kusur etme.

Her ilim okuyanın manadan haberi olduğunu sanma, kokusuna bak misk-i Muhammedi SAV geliyorsa kokla

Ey nur arayan, gönlümün kırıklarına şaşma ! Aşk’ın harab yerleri aradığını, mamureleri viran edindiğini bil !

Maşuk (MEVLA C.C.) sert söylesede, aşık söylemez, hakikatte Maşukun kahrı da lütuftur.

Aşk yolunda gözünü sakın Maşuktan ayırma, bir parça kaydımı kovulmana sebep olur. “Bizimle oturma, bir gönülde iki sevgi olmaz, kalb-i selim isteriz” nida edilir.

Kalb yaşla sulandığı zaman duayı ganimet bil, bu yaşa kıyamayanlara aşk yoluna sefer haram kılınmıştır. Yalnız ağlamakla kalma gözyaşını, aşk şarabı yapabilecek bir aşık bul ! Aşk derdine sabır ilaç, feryâd yasaktır. İçi yananın, dışını ateş yakmazmış !

Hakiki derviş, çorba için tekke beklemez. Onun için ekmeğe kul olanlara aşk şarabı verilmez. Cennete, can feda edilmedikçe girilmez. Sakın zannetme ki bu fedâda ziyan vardır, bilakis faniyi verip baki ile kalmaktır.

Aşık yamalı vücud hırkasını, bir kırık kalbe satar. Aşk caddesinde ulu orta pek kendi kendine gidilmez, imdadcı lazımdır.

İnsanın vücuduna çöreklenmiş olan “nefs” putunu ne kazma kırabilir, nede balta parçalayabilir. İşte onu ancak aşk ateşi eritebilir.

Aşıkda kalb zenginliği vardır, padişahda o bulunmaz. Onun için kırk derviş bir kilimde huzur ile oturur, yatar, kalkarlar da iki sultan bir dünyaya sığamaz.

Olmasa kibr ile riya, Sensin ol Beyt-i Kibriya. Gönül tahtına sultan ol da cihan padişahları sana boyun kessin.

alıntıdır




İlahiaşk

Blog İstatistiklerim...@

  • 888.919 hits

Hatırlatıcı Notlar

 

 

İlahi Aşk Yolculuğu

İlahi Aşk Yolculuğu kitabımızın Kitapyurdunda da satışları başlamıştır.

İmam-ı Gazali

İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçluğu
Hayatında denge problemi yaşayan,
kişiliğinde, aile ilişkilerinde, ebeveynliğinde, sosyal ilişkilerinde, eğitiminde, ruhsal dünyasında kendini geliştirmek ve problemlerini çözümlemek, hedeflerine bilinçli yol almak için deneyimli bir rehbere ihtiyaç duyan, bayan danışanlara yardımcı olmak için buradayım. Saygılarımla.

Yaşam Koçu

İletişim için : DM’den ulaşabilirsiniz.

mihricanulupnar

Profesyonel bir yaklaşımla ve uygun fiyatlarla hizmet vermekteyiz.

 

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Ağustos 2007
P S Ç P C C P
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

@En çok okunan Yazılar…@

@Son Yorumlarım@

için fakraczi
için fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 343 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com