13
Ara
07

Sevgiden Gıdasız Çocuklar


yillarsonrabylavinia3spki2.jpg 

Sevgiden Gıdasız Çocuklar
Doç. Dr. Sefa SAYGILI

Sevgiden Gıdasız Çocuklar
Siz hiç Afrika’da açlık çeken insanları ve onların zavallı çocuklarını gördünüz mü? Ben de Afrika’ya gitmedim, ama gördüm. Gerçi çocuklar Afrikalı değildi, fakat onlardan da beterdi. Biri 5 diğeri 6 yaşlarında iki kız çocuğuydu bunlar. Gazetelerde zaman zaman resimlerini gördüğümüz açlıktan kırılan insanlara aynen benziyorlardı. Çökük yanaklar, çıkık elmacık kemikleri, yer yer dökülmüş saçlar, incelmiş dişler ve ayakta onları zor tutan çarpık bacaklar. Ve en korkuncu da, her zaman neş’eli olan çocuksu hava, yerini sanki kırkını çoktan devirmiş intibaı veren çizgili bir yüze çevirmiş. Sorulara cevap verebilmek için sadece bir iki kelime ile konuşuyorlardı. Üstelik Haseki Hastanesi’nde yatarak, bir süre serum ve vitamin tedavisi de görmüşlerdi.
Onları görüp, hikâyelerini dinleyince insanlığımdan utanmıştım. Neyse ki şimdi dinî bir hayır müessesesinin bakımı ve kontrolü altındaydılar.
Hikâyeleri şöyleydi: Esra ve Zeynep, annelerini bir hastalık sonucu kaybetmişlerdi. Babaları da bir süre sonra evlenmek zorunda kalmıştı. Sözde çocukları için evlenmişti. Hanım adayı, ısrarla, çocukları kendi çocukları gibi bağrına basacağını söylemişti. Güler yüzle ve defalarca söz veren bu canavar ruhlu kadın, evlendikten sonra sözlerinin hepsini unutmuştu. Çocuklara yapmadığı eziyet kalmıyordu. Kocası önceleri hayli itiraz etmiş, çocuklarını korumak için büyük gayret sarf etmişti. Bir süre sonra kadının usta manevraları ile o da çocuklarını suçlu ve yaramaz görmeye başlamış, giderek sessizleşmişti.
Çocuklar kendilerine ayrılan odadan çıkamıyorlardı. Üvey anne, tuvalet ihtiyaçları için sadece günün belirli saatlerinde izin veriyordu. Başka zamanlarda, isterlerse altlarına yapsınlardı. Yemek için ise çocuksu nazlanmalar ya da beğenmemek aklın alamayacağı şeylerdi. Önlerine konan birer kap yemeği yemek zorundaydılar. İtiraza hiç hakları yoktu. Ayrıca doymak zorundaydılar da. Aç kalırlarsa, bir sonraki gün doyarlardı. Gezmek ve oynamak da ne demekti? Dar imkânlarına rağmen, büyük bir fedakârlıkla (!) onlara oda bile ayırmışlardı. Odalarında ne yaparlarsa yaparlardı. Hiç bir şeye ilişmemek, ortalığı karıştırmamak şartıyla tabiî. Yoksa “düzeltmek ve temizlemek” cezasına çarptırılırlardı.
Çocuklar bu şekilde bir kaç sene geçirmişlerdi. Durumları korkunçtu. Çok sık rahatsızlandıkları için üvey anne onları evden atmanın yollarını arıyordu. Ta ki dindar bir aile olaya el koyuncaya kadar. İşin garibi üvey anne kendi çocuklarına asla ayni muameleyi yapmıyordu. Bu dindar aile, çocukları ruhî yönden eski hallerine döndürmek için neler yapılabileceğini öğrenmek için, bana gelmişlerdi.
Kendilerine bu çocukların Afrikalı aç çocuklardan daha zor bir durumda olduklarını izah ettim. Çünkü orada eksik olan sadece gıda idi. Bunlarda ise, sevgi ve güven yoksunluğu hâkimdi. Mutlaka yaşamaları gereken çocukluklarını hiç yaşamamışlardı. Şimdi ise sevgiye boğulma, yaşıtlarıyla ve oyuncaklarıyla doyasıya oynama, içlerinden geldiği gibi koşma ve nazlanma ihtiyaçlarını fazlasıyla yerine getirmeliydiler. Çocukluklarından ne kurtarabilseler kârdı. Onları himaye eden ailenin ise işi çok zordu…
Servet uçurumu
Muayenehaneme yüzünde korku ifadeleriyle bağırarak gelen ve hıçkırıklarla ağlayan yaşlı kadını hiç unutamıyorum. Hemen bir yatıştırıcı iğne yapmış, muayeneden sonra da reçetesini düzenlemiştim. Sıra ücret vermeye gelince cüzdanını açmış ve muayene parasının onda biri bile etmeyen bozuk paraları karıştırmaya başlamıştı. O, belki birkaç gün yiyeceği katıksız ekmeğin parasıydı. Onu bir ruhî rahatsızlığa iten de belki bu durumuydu. “Kalsın teyze” dedim. Dua ederek çıktı, gitti.
İçeriye iyi giyimli biri girdi. Kırk yaşlarında idi. “Doktor bey, caddeden geçiyordum, tabelânızı gördüm. Bir problemim var, onu danışmaya geldim” dedi. Anlatmaya başladı: “Ben, ihracat-ithalat işiyle uğraşan bir şirketin sahibiyim. Hamdolsun bu yıl işlerim yoğun gitti. Ancak zihnen çok yoruldum. Acaba tatili nerede ve nasıl geçirmem beni dinlendirir? Deniz kenarı demeyin zaten Boğaz’da oturuyorum.”
Kendisine yeşillik bir yerde ve iki parça halinde 10’ar günlük izin yapmasının uygun olduğunu, her gün bol bol yürüyüş yapmasının iyi geleceğini, bu arada işlerinden tam olarak uzaklaşması gerektiğini izah ettim. Kısa süre sonra muayene ücretini fazlasıyla masamın üzerine bırakarak ayrıldı.
Az bir zaman içinde, hem ülkemizdeki servet uçurumunu müşahede etmiş, hem de rızkın Allah’tan olduğuna bir kere daha iman etmiştim.

Reklamlar

0 Responses to “Sevgiden Gıdasız Çocuklar”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


İlahiaşk

Blog İstatistiklerim...@

  • 838,610 hits
İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Sahifelerinize ne yazdığınıza dikkat ediniz. Çünkü bu, Rabbinize karşı okunacaktır. Yazık o kimseye ki çirkin söz konuşur. Eğer içinizden biri bir kardeşine içinde çirkin söz bulunan bir yazı gönderse, şüphesiz bu bir hayâsızlık olur. Ya Rabbine karşı kötü söz söyleyenin hâli ne olur?

Bişr-i Hâfî

Aralık 2007
P S Ç P C C P
« Kas   Oca »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  

Arşivler

@Son Yorumlarım@

hakkında fakraczi
hakkında fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 722 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com
Çok şükür bugünde Akraba günümüzü @zuhaltu evinde  muhabbet ve Sevgiyle tamamladık. ❤️🌹💝💞💖😍😘🌺☕️ @esraaulupnr @muhteremulupnar @suhedanurbsk @nursenauymaz @ilknuruymz ❤️tubauymaztekin

Twitter Sayfama hoş geldiniz.


%d blogcu bunu beğendi: