Nisan 2008 için arşiv

26
Nis
08

Dinle beni ey yüregim!


img143/9892/01od6.jpg 

   img221/4049/dove1xz41cw3.gif   img221/4049/dove1xz41cw3.gif    img221/4049/dove1xz41cw3.gif

  img239/6564/49582155zq7ay61vz0.gif

Dinle beni yüreğim…
sadece ve sessizce dinle…
ve selam et yüreğim…
sevdaya aşka dair ne varsa hepsine selam et. ..

img508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gif 

Bir yalvarışla çıkmıştık yola biz…
bir haykırışla…
umutlarımızı anlatmıştık susayan gönüllere…
biz sevdanın esiriydik yüreğim…
biz aşk askeriydik…

img508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gif 

Şimdi bir köşede bükükse boynumuz…
ağlıyosak hala,incilmişsek yine toparlanma zamanı yüreğim…
bu yolda acının adını GÜL koyduk biz…
zehirin adını BAL koyduk biz…
itselerde, herkesi DOST bildik biz…
bilelim yüreğim hep böyle bilelim biz…

img508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gif 

Dertlere siper olma zamanı,gönüllerde sevda olma zamanı..
yüreğim kışın bahar olma zamanı….
hadi bir umut yine…
kalkalım ayağa..
hadi silelim gözyaşlarımızı…

img508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gif 

kimse görmesin bilmesin ağladığımızı…
dostumuz olan geceyi bekleyelim yüreğim…
vede bizi yalnız bırakmayan yıldızlarımızı..
onları dost seçtik biz kendimize…
çünkü hem çok uzaktırlar hemde çok yakındırlar…

img508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gif 

vede ışıklarıyla geceyi ne güzel aydınlatırlar..
örtsün yüreğim gece bütün yaralarımızı…
saklasın bizim gözyaşlarımızı…
elimizi kaldırdık ya semaya biz…
UNUTMA yüreğim biz istedik AŞIK olmayı RABBİMİZDEN…
biz istedik dertleri can-ı gönülden…
gelsin dedik…
sevginin fedakarlığı olacakdı elbet…

img508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gifimg508/6612/luzhr11os7.gif 

Reklamlar
26
Nis
08

Sen Gönlümün Sultanısın



Seni bilir seni tanır

Nere baksa seni sanır

Sanma ki senden usanır

Sen gönlümün sultanısın

 


Aşk bağımın gülü sensin

Gönül sazın teli sensin

Gözlerimin seli sensin

Sen gönlümün sultanısın

Bu can sana vurgun sana

Hasret zarar verir cana

Gönül tahtında dursana

Sen gönlümün sultanısın

Aşk bağımın gülü sensin

Gönül sazın teli sensin

Gözlerimin seli sensin
Sen gönlümün sultanısın
26
Nis
08

ALLAH aşkı için çalış


ALLAH aşkı için çalış. ALLAH aşkı için hizmette bulun;
halkın kubul etmesi veya reddetmesi ile senin ne işin var?
 
Bu fani dünya pazarında sana bol bol kazandıracak bir müşteri
olarak ALLAH kafi değil mi?
ALLAH’tan alacağın karşısında insanların verebilecekleri ne ki!..
 O halde gözünü ve gönlünü insanlardan gelecek teşekkürlere değil,
 ALLAH’tan gelecek mazhariyete döndür!..”

 

MEVLANA

 

 

 

26
Nis
08

İlan-ı Aşk


Ey Allah’ımSana aşkımı ilan ediyorum..

Seni Seviyorum! Seni Seviyorum Allah’ım!

Ne olur, ne olur sen de beni sev! Ne olur sen de beni sev!…

Beni sevginle yaşat ve Sevginle canımı al!

Sevginle dağıt bedenimi, Tekrar sevginle bir araya getir!

Sevginle çıkayım kabirden,

Sana koşayım yüreğimdeki sevginle!

Mahşerde sevginin gölgesinde bekleyeyim Seni!

Sevginle hesaba çek beni! Sevgi terazinde ölç sevgimi!

Sahteyse sevgim, yak beni!

Küçücük de olsa eğer, sevgim gerçekse; Sen de sev beni!..

Geçeyim sırat köprüsünden sevginle!

Sevginle, dilimde isminle cennetine koy beni!

Yüreğimdeki aşkınla yüreğine al beni,

Nurunla yak, Cezbenle erit, Ruhuna kat beni!

Ne olur sev beni Allah’ım, Ne olur sev beni!…

Nasıl ki kuş kanatsız uçamazsa,

ruhum da sevgin olmadan uçamaz,

Sevgin kanadımdır benim!

Nasıl ki beden cansız yaşayamazsa,

ruhum da aşkın olmadan yaşayamaz,

Aşkın canımdır benim!

Nasıl ki insan sevmeden, sevilmeden yapamaz, bir canan ister,

Ben de sensiz yaşayamam, Cananımsın benim!

 
Nasıl ki bir ülke sultansız olmazsa, ruhum da sensiz olmaz,

Sultanımsın benim!..

 
Kanadımsın, Canımsın, Cananımsın, Sultanımsın yarab!

Nasıl ki kelebekler sevdalıysa ateşe,

ve yanacaklarını bile bile nasıl dönerlerse ateşin etrafında,

 
Nasıl kanat çırparlarsa Sevgili’ye doğru,

Ben de senin nurunun etrafında öylece,

tıpkı kelebekler gibi dönmek,

Kanatlarımı senin aşkınla çırpmak

Ve nurunun beni yakacağını bile bile sana kavuşmak istiyorum.

Bu garip, bu sevdalı kelebeği nuruna kavuşturur musun yarab!

Bana verdiğin onca nimetin kadrini bilemedim,

Sana karşı o kadar mahcubum ki yarab!

Beni affet, Beni bağışla ne olursun!

Affını ve aşkını benden mahrum etme ne olursun!..

 
Yüreğim günahlarla o kadar kirlendi ki Rabbim!

Senin için döktüğüm gözyaşlarımla yıkasam,

arınır mı acaba yüreğim?

Dünya müminin zindanıymış,

Bunaldım bu zindandan Allah’ım!

Yüreğimdeki sevgini öyle büyüt, öyle büyüt ki,

 
Yüreğim artık bu dünyaya sığmaz olsun..

Aşkım miracım olsun Allah’ım, Aşkım miracım olsun!

Kalbim bir Burağa dönüşsün ve beni alıp sana getirsin.

Yedi kat göğü aşkınla aşıp huzuruna varayım,

Huzurunda başımı secdeye koyayım,

sonsuza dek hep öyle kalayım yarab!

Öyleyken bir kere nazar et,

Bir kere “Kulum!” de, kendimden geçeyim yarab!..


Ey Azrail! Sen ne güzel bir meleksin!..

Beni vuslatıma erdirir misin?

Sevgili’ye götürür müsün beni?


Kurtarır mısın beni bu dünya zindanından?..

Ey bizleri yoktan aşkıyla vareden şanı yüce Allah’ım!

Beni aşkınla varettiğin gibi, aşkınla yaşat ve aşkınla yanına al!

Ya Fettah! Gönül kapılarımı sevgine aç!

Ya Latif! Bana sevgini, mağfiretini,

bana cennetini, cemalini lutfet!

Sevdiklerini sevmeyi nasip et Allah’ım!

Ya Vedud! Ey sevgiyi vareden, sevgiyle vareden!

Ey aşkı yaratan!

Aşkın kaynağı, Aşkın merkezi, Aşkın ve aşıkların kıblesi!

Ey en çok seven ve en çok sevilen,

Ve sevilmeye en çok layık olan Allah’ım!

Ey En Büyük Sevgili! Bana sevgini bahşet!.


Ya Veli! Dostların en iyisi, en yücesi,

Dostların en güzeli, en mükemmeli!

Ey en büyük dost!

Beni kendine, kendini bana dost kıl!

Ya Semi! Ey her şeyi duyan Allah’ım!

Sana söylediğim bu sevgi sözcüklerini duyuyorsun. Sen de sesini

bana duyur Allah’ım!.

Ne olur bana da söyle “Ey mutmain nefs! Razı olmuş ve razı

olunmuş olarak gel!” diye…

 
Ya Basir! Ey herşeyi gören Allah’ım!

Garipliğimi, aczimi,

kusurlarımı, günahlarımı görüyorsun yarab!

Huzurunda bükülen boynumu, secdeye varmış başımı,

Pişmanlıkla ve aşkınla döktüğüm gözyaşlarımı,

yüreğimdeki sevgini görüyorsun!

Sana layık olmasa da Allah’ım,

Ettiğim secdeler hakkı için,

Döktüğüm gözyaşları hakkı için,

Yüreğimdeki aşkın hakkı için beni bağışla ve cennetine al!

Al ki; senin beni gördüğün gibi, ben de seni göreyim,

 
Cennetinde cemalini seyredeyim,

 
Cemalinle kendimden geçeyim yarab!

Ya Hay, Ya Muhyi! Alem seninle hayat bulur.

Seni bilmeyenler, seni sevmeyenler birer ölüdür.

 
Aşkından mahrum edip de beni öldürme!

Bana aşkınla hayat ver yarab!

Ya Hak! Ezelden ebede varolan tek gerçek sensin Allah’ım!

Beni bu yalan dünyadan kurtar!

Beni sevgi ülkesine, mutluluk ülkesine, beni cennetine al yarab!

Ya Vekil! Dua, secde ve gözyaşıyla sana yöneldim,

 
Sana tevekkül ettim, Sana güvendim! Vekilim yalnızca sensin! Sen

 ne güzel bir vekilsin yarab!

Sen bana yetersin, aşkın bana yeter yarab!

Ya Zahir! Ey varlığı apaçık deliller ile aşikar olan Allah’ım!

Alemdeki her zerre seni haykırıyor!

Ruhum varlığını, yüreğim aşkını haykırıyor Allah’ım!


Ya Batın! Ey varlığı gözle görülemeyecek gizli hazine!

Nuru binlerce perdenin ardından bile yakıp kavuran,

Bu fani gözlerin görmeye dayanamayacağı güzellikte olan Allah’ım!

Zahirimi de, batınımı da nurunla nurlandır,

aşkınla güzelleştir yarab!

Ya Vahid! Şirke düşmeme izin verme!

Yüreğime sevmediklerinin sevgisini yerleştirme!

Ya Hamid! Ey övülmeye layık olan Allah’ım!

Seni hakkıyla övmekten acizim,

Kelimeler yetersiz kalıyor seni övmeye!

Yüreğim sevginin diliyle övüyor seni yarab!

 
Ya Şehid!

İlim ve kudretiyle ezelden ebede herşeye şahid olan Allah’ım!

Aşkıma şahit ol!

Aşkıma şahit ol!

Aşkıma şahit ol!


Yüreğimdeki sevginle şehid olarak ruhumu al,

Huzuruna senin için dökülen kanlarımla geleyim yarab!

Ya Hakim! Ey herşeye hükmeden Allahım! Kalbime hükmet!

Ey hakla batılın arasını ayıran!

Benimle yalan dünyanın arasını ayır!

Ey hüküm ve hikmet sahibi,

hükmüne herkesin boyun eğdiği Mevlam!

Yüreğimdeki sevginle sana boyun eğiyorum,

teslimiyetimi kabul et!

Ya Alim! Ey herşeyi bilen Allah’ım! Bana kendini bildir!

Seni sevdiğimi biliyorsun, bana da beni sevdiğini bildir yarab!

Ya Melik! Ey herşeyin sahibi olan Allah’ım!

Bedenimin, ruhumun, yüreğimin sahibi olan Allah’ım!

Ey sevgimin sahibi olan Mevla’m! Beni sevginin sahibi kıl!

 
Ya Kerim! Ey keremi bol olan

ve karşılık beklemeden ihsanda bulunan Allah’ım!

Sevginin sağnak yağmurları altında sırılsıklam ıslat beni!.

Ya Selam! Ey kullarını kurtuluşa erdiren Allah’ım!

Selamın ve sevgin her an üzerime olsun!

Sevginle, selamınla kurtuluşa erdir beni!

Ya Rezzak! Ey herşeye rızkını veren Allah’ım!

Ruhumun, yüreğimin rızkı aşkındır! Aşkınla rızıklandır beni!

Ya Hafiz! Ey her şeyi koruyan Allah’ım!

Beni; yüreğimdeki aşkının düşmanı olan şeytandan

ve onun yoldaşlarından koru!

Ey hiçbir şeyi unutmayan Mevla!

 
Seni unutan, senin de unuttuğun kullarından eyleme beni!

Ya Tevvab! Ey tövbeleri kabul eden!

Yapmış olduğum tövbeleri kabul et!

Bir daha yapmamak için bana güç ver!

Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Gaffar!

Ey affetmeyi seven Allah’ım!

Ne olur, ne olur affet beni!..

Sevgimin hatrına bağışla beni yarab!

Ya Kahhar! Ey kahredici Allah’ım!

Sevginden mahrum ederek kahretme beni!

Ya Aziz! Beni sevginden yoksun bırakıp da zillete düşürme!

Sevginle aziz kıl beni!

Ya Meyyit! Ey öldüren Allah’ım! Aşkınla öldür beni!

Ya Bais! Ey dirilten Mevlam! Aşkınla dirilt beni!

Ya Hasib! Ey kullarını hesaba çekici olan Allah’ım!

Aşkınla hesaba çek beni!

Ya Kadir! Ey kuvvet ve kudret sahibi!

Bana emanetini ve sevgini taşıyabilme gücü ver!

Ey herşeyi kendine boyun eğdiren!

Kudretinin karşısında boyun büktüm, acizim.

Ben sensiz ben bir hiçim, aşkınla varet beni yarab!

Ya Samed! Ey kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç

olduğu Rabbim!

Sana muhtacım! Nuruna muhtacım! Aşkına muhtacım!

Beni senden ayırma! Beni Aşkından ayırma!

 
Ya Rafi! Ey hak edenleri yücelten Allah’ım!

Aşkınla kendine yücelt beni!

Ya Hadi! Ey hidayete, doğru yola erdiren Allah’ım!

Yoluna erdir beni! Aşkına erdir yüreğimi!

Ya Gani, Ya Muğni! Ey zengin olan, zengin eden Allah’ım!

Asıl zenginlik sevgine sahip olmaktır! Sevginin zengini kıl beni!

Aşkının zengini kıl beni!

Ya Nur! Alemleri ve gönülleri aydınlatan,

nur üstüne nur olan Allah’ım!

Nurunla nurlandır yüzümü,

Nurunla nurlandır bedenimi,

Nurunla nurlandır yüreğimi…

Ya Sultan! Kendine esir et beni!

Ya Canan! Kendine meftun et beni!

Ya Allah!

 
Ya Allah!

Ya Allah!

Ey En Büyük Sevgili!

Ben seni çok seviyorum yarabbi, ne olur sen de sev beni!

Varsın hiç kimse bilmesin beni,

Varsın hiç kimse sevmesin beni,

 
Yeter ki sen sev beni Allah’ım, yeter ki sen sev beni!….

İlan-ı Aşk

13
Nis
08

***…Aşkın Kanunu…***


***…Aşkın Kanunu…***

***…Aşkın Kanunu…***

Aşkın adına ‘hizmet’ diyenlere

ithaftır!

Aşka dair bütün sözler taze, yazılanların hepsi de yenidir aslında. Her bir aşk cümlesinde yeni açmış bir gülün kokusu, bir papatyanın rengi vardır. Bir de az önce vücut bulmuş, az sonra da hayata veda edecek bir kelebeğin deseni gizlidir o cümlede. “Nicelerini gördüm, taklitten öteye geçemediler” diye itiraz etme hemen. Onların taklitleri bile aşkla okunur, iştiyakla dinlenilir. Eğer birkaç dakikan varsa gel, beraber dinleyelim. Varsın taklit olsunlar!

Ey aşka tâlip olan gönül!

Lambanın etrafında dönüp dolaşan ve içindeki ateşten haberler bekleyen pervaneye ne kadar çok benziyorsun! Sorular sorup duruyorsun fasılasız: Aşk nedir? Aşkın kanunu var mıdır? Aşık kimdir? Ben aşık mıyım? Aşıksam aşkımı nasıl anlatabilirim? Hem anlatmalı mıyım? Değilsem nasıl aşık olabilirim?.. Ve daha yüzlercesi soruların. Ne var ki düşenler ateşe, ondan hiç haber vermiyorlar. Haber verenler de ateşten, doğrusu pek bir şey bilmiyorlar. Tabiî sen soruyorsun, fakat elin boş; durmadan dönüyorsun.
Aşk hakkında bu işin erlerinden birkaç cümleyi sana okumama izin ver. Bütün aşkların ötesinde, en yüce ve hakîki aşkı tarif ederken bir kutlu “O ezel ve ebed Sultanı’na karşı duyulan kalbî alâka ve muhabbettir” diyor, “Asıl aşk kendini tamamen maşûkuna vermendir ki, o zaman senin varlığın aradan çekilir ve tamamen yok olursun” diyor bir başkası. Aşıklardan bir diğeri şöyle diyor, aşkı tarif ederken: “Aşk, bir şeye bütünüyle kendini vermen, sonra da o şeyi canına, malına tercih edip, ona gizli ve açık her durumda sadakatini ispat etmen, sonra da ona karşı kusur ettiğini anlamandır.”

Aşk Talibi!
Şu sözleri duyunca niçin birkaç adım geriye çekildin, ürperdin ve titremeye başladın hemen? Korkarım ki, aşkı sen de yanlış anlamışsın. Onu kanunsuz zannedip, kolay sanmışsın. Aldanmışsın. Fakat dönüp gitme! Vazgeçme! Biraz daha dinle aşk talibi, ümitlerini söndürme.. ümitlerimi söndürme.. bir kere de sen hayal kırıklığına uğratma beni!
Aşk meydanında söylenmiş sözlerin en güzellerini şüphesiz şairler söylemişlerdir. Ve şiirlerin en güzelleri aşk hakkında söylenenlerdir. Aşkın zorluğundan nasıl haber veriyor şair, gel, beraber kulak verelim:
“Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir
Her kişi aşık olurdu eğer âsân olsa.” (Taşlıcalı Yahya)
Anlaşılan o ki, her şeyden önce bu işin zorlardan daha zor olduğunu kabullenmen gerekecek. O halde gel biraz daha konuşalım:
Eğer Dost’un rızasını istiyorsan, nefsin hevasını terketmelisin. Ve masiva bütünüyle silinip gitmeli gözünden. Cânân derdine düşmüşsen eğer, can derdinden ve benlik davasından vazgeçmelisin. Anladın ve biliyorsun ki, iki kıble var; biri Hak diğeri bâtıl: Hüdâ ve hevâ. İlla ki, birini seçmelisin. Dost’un yolunda malını, canını, her şeyini vermeyi en büyük saadet bilmelisin. Kim bilir aşıkların en mümeyyiz vasfı belki de söz sahibinin dediği gibidir: “Gerçek aşıklar, ne servet ü sâman ne de şöhret ü nam peşindedirler.” Hem aşık maşukuna sürekli mektuplar göndermekle meşgulken ve bir cevap, bir kapı aralanması beklerken başka neye vakit bulabilir, ne ile meşgul olabilir ki!?

“Masivaya meyleden aşık Hüda’dan dûr olur,
Defter-i uşşakta onun namı nâ-malûm olur” diyor Fuzûlî ve yine o konuşturuyor gönül nağmelerini:

“Ya Rab! Bana cism ü can gerekmez
Cânan yok ise cihan gerekmez.”

Evet, aşk bir sarmaşık gibi sarıyor kalbi, ruhu ve bütün ufku kaplıyor. Böylece aşığı başka her şeyden müstağnî kılıyor; aşığın en seçkin vasfı da ‘adanmışlık’ oluyor. Aşka adanmışlık, aşkın lüzumuna adanmışlık. Zaten denizdeki balığın o deryaya nisbetle benlik davasına girişmesi sana da komik gelmez mi? Peki ateşin içinde eriyen demir, ateş değil de ya nedir? Hayatını bütünüyle aşka adamış, mustarip şairin kırık mızrabından bütün bir cihana yayılan şu nağmeler bizim gönüllerimizde de en müstesna yerlerine otursunlar:

“Ey aşk, artık anladım meğer sen her şeymişsin
Hem öldüren bir zehir, hem dirilten bir iksir;
Allah’a götüren yollarda dirilten sesin,
Diriliş üflemekte ölü ruhlara bir bir…” (M.F.Gülen)

Sûfî şair Niyazi-i Mısri’nin şu beyti de hemen hemen aynı nağmeyi terennüm eder:

“Ey gönül gel gayrıdan geç, aşka eyle iktida
Zümre ehl-i hakikat ânı kılmış mukteda.”
Evet, gerçek aşıklar biricik Maşûk’a, sadece O’na, ellerindeki her şeyi öylesine feda ederler ki, ruhlarını ölüm meleğine bile teslim etmek istemezler:
“Vermem sana çek benden elin ey Melekü’l-mevt,
Cânânıma nezreylediğim cana dokunma!” (Aşık Ömer Konevî)
Aşk yolcusu! Eğer bir kere açmışsan gözünü Dost’a; artık gözün ayrılmamalı O’ndan ve kaymamalı başkasına. Yoksa aşık olamazsın ve hiçbir zaman da aşkı bulamazsın. Zira bilirsin ki, ancak arayanlar ve arayışlarında gayet derecede ciddi olanlar aradıklarını bulabilirler. Yola sabah erken koyulmayıp da menzile ulaşan herhangi birisini gösterebilmek ne mümkün! Zaten öteden beri de hep öyle olagelmiş değil midir? O yolun yolcularından birisi “Ben bulacağımı tam altmış sene aradıktan sonra buldum” demiyor mu? Hem asıl ve önemli olan er ya da geç ama mutlaka bulmaksa, o yolda harcanmış senelerin ve feda edilmiş bilumum azm ü cehdlerin ne ehemmiyeti kalır ki!

 

Aşk Tâlibi!
Bu yolda aklınla hareket etmeye de kalkışma sakın. Mantığını devreye sokma. ”İlmim, amelim” deme. Hani demiştik ya şairler söylemiştir sözlerin en güzellerini. Kulak ver ve dinle:
“Bir dil olursa aşk ile şûride cihan,
Akl ile aşinalığı artık muhal olur.” ( Nakiye Şerife Hanım)
Aşk konuşuyorsa bir mecliste akla bir köşede oturup sessizce dinlemek düşer. Hz. Mevlânâ da gönlünün içini “aklı sat, aşkı satın al” diyerek dökmeye çalışıyordu. Fuzûlî’ye bir kez daha söz verelim ve o enfes beyanı bir kere daha şereflendirsin kulaklarımızı:
“Aşk imiş her ne var alemde,
İlm bir kıyl ü kâl imiş ancak.”
Evet, aşk eline alınca mızrabı ve başlayınca söylemeye içten ve samimi, herşey susuyor ve bayrağı ona teslim ediyor.

Ey Gönül!
Şöyle-böyle birşeyler hissetmeye, duymaya başladığını düşünüyorsan şayet, daha konuşacak başka şeylerimiz de var demektir. Hem de önemli şeyler…
Başta aşık olduğunu zannedip gururlanman ne kadar yanlışsa, şimdi aşkından bahisler açman da bir o kadar yanlış oluyor. Söylemek istediğim, herkes seni her zaman sükût içerisinde ve münzevî görmeli; sen de göründüğün gibi olmalı ve hep öyle kalmalısın. Ateşe yeni atılan odun parçaları ne kadar çok ses çıkarırlar, bilirsin. Halbuki onlar henüz tutuşmamıştır bile. Kor haline gelmişlerse, içten içe, cayır cayır yanarlar ve hiç sesleri çıkmaz. Sen ikinciler gibi ol ve bil ki; aşığın sinesinde nice mağmalar köpürür durur ve o sinede nice cevherler gizlidir ama o hiç hissettirmez. Onun susması olmadığından ve bilmediğinden değil, sadece edebindendir.
“Aşk-ı Cânân ile mamûre-i alemdir dili,
Gerçi bîderd olanlar onu virane sanır.” (Adnî) mısralarında şair, aşığın derinliğini ve aynı zamanda mukassîliğini ne güzel dile getirmiştir!

Gönül!
Bu yolun şakaya tahammülü olmadığını, vefa ve çile yolu olduğunu, bir kor gibi yanmak fakat hiç ses çıkarmamak gerektiğini herhalde idrak etmiş bulunuyorsun. Şunu da bilmelisin ki, bu yolun en önemli kanunlarından biri de aşkı, cana şifa, yutulması zor, biraz da acı bir ilaç gibi yudumlamak ama hiç şikayet etmemektir. Evet, aşkta maşuka naz olur, şekva olmaz. Aşkla şikayet uyuşmaz. Sürekli ayrılık şikayetini dillendirip duran aşıklar, o dertten aldıkları hazdan öyle konuşuyorlar. Zira firkatte bitip tükenmek bilmeyen bir vuslat arzusu var ve işte o arzu aşığa hayat üflüyor, can veriyor. Nâmütenahî bir yolculuğa yetebilecek kadar can…

Ey Gönül!
Aşka sözlüklerde karşılık arama zahmetine hiç girme! Zira onlar öyle yazsa da, yazmasa da aşkı en iyi karşılayan kelime hiç şüphesiz ‘dert’tir ; belki de kendisine derman aranmayan yegâne dert. Aşk derdine derman arayan biriyle herhalde sen de hiç karşılaşmamış, öyle birini hiç duymamışsındır. Zaten biri çıkıp arasa bile hangi tabib o derde derman olabilir ki?
“Aşığım dersin belay-ı aşktan ah eyleme,
Ah edip derdinden ağyarı agah eyleme!”

“Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib,
Kılma derman kim helakim zehr-i dermanındadır.” diyen Fuzûlî, aşk derdinin ilacının yine aşkın kendisinde olduğunu ne güzel ifade ediyor. Evet, aşık yarasına merhem aramaz. Aslında aşığın yarası da merhem kabul etmez. Aşığın sinesindeki ateşi okyanuslar söndüremez. Onun ateşine bir nebze serinlik verecek bir şey varsa o da yine aşkın en büyük şahidi gözyaşlarıdır. Gözyaşlarından mahrum kalmış zavallı bir gönülde –ona da gönül denecekse– aşk ateşi tutuşmaz. Ve o gönlün sahibine aşık denmez.
Biz böyle konuşaduralım; bazı aşıklar da der ki, gözyaşları aşkın şahidi değil onun katilidirler. Çünkü onlar aşkı açığa vuruyor ve aşkın ‘gizlilik’ kanununu deliyorlar. Hem de aşkın ateşini söndürüyorlar. Halbuki aşık bir ömür boyu yanıp durmalıdır. Zaten aşkın bir manası da yanmaktır. Fasılasız, cayır cayır yanmak.. bir ömür boyu yanmak.
Yine de biz, hem içten içe yanan hem de gözyaşlarını içine akıtan gönül ehlini nazara alıp:
“Ol aşıka zehî aşık demezler,
Akuben gözyaşı sel olmayınca” (Muhyiddin Abdal) deyip geçelim.
Aşktan, aşıklardan bahsedince onların sığınağı geceleri zikretmemek olur mu hiç!

“Gece, sevdalı ruhların otağı,
Gece, aşıkların sırlı durağı..” (Kırık Mızrap)

Evet, aşığın en mümeyyiz vasıflarından birisi de ‘apaydınlık’ gecelere sahip olmasıdır. O, hiç kimseye açmadığı esrarını gecelere açar ve bir ömür boyu paylaşırken hüznünü, gamını onlarla, aşkını da onların koynunda besler, büyütür. Doğrusu aşık kadar sırdaş, onun kadar kadir kıymet bilen de yoktur geceler için. Aşıkların halinden de ancak geceler anlar ve aşıklarla sadece geceler hemhâl olur.
Aşk, kalabalıkların işi de değildir hani; hiçbir zaman da olmamıştır; bilakis o yalnızlığın ve ıztırabın arkadaşıdır. Gecelerin haline tercüman gam yüklü şair de, aşık olsa gerektir. Gamını şöyle döker mısralara:

“Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir,
Mübtelay-ı gama sor kim geceler kaç saat!”

……………………………………
Aşka dair bu kadar uzun konuşmak doğru muydu, bilemem? Bildiğim bir şey varsa o da aşk hakkındaki bütün sözlerin aşkın varlığından âlemi haberdar etmekten başka bir anlam taşımadığıdır. Ve onlar misilsiz, nazirsiz, Güzeller Güzeli yegâne Maşûk’a çağrıdan başka bir şey de değillerdir.
“Keşke sevdiğimi sevse kam u halk u cihan,
Sözümüz cümle heman kıssa-ı Cânân olsa!” (Yahya Bey) diyen şair ne kadar muzdarip, onun çağrısı ne kadar kutlu ve himmeti de ne kadar yücedir!

Ey aşk yolunun yolcusu olan divâne gönül!
İstersen bu hasbihâl son bulsun burada ve biz son bir adım daha atıp şöyle diyelim: Aşk için söylenmiş ve bir kelebek kadar ömür sürmesi mukadder bütün sözler boş, bütün yazılanlar da manasızdır aslında. Çünkü bu meydan sözün değil, özün konuştuğu meydandır. Allah aşkına, Mecnun’dan, Ferhat’tan, Kerem’den, Yusuf’tan geriye kaç kelime kalmıştır ki! Halbuki onların aşk vadisindeki dert, ızdırap ve çile yüklü serencamını hepimiz adım adım ezbere biliriz.

Ey gönül!
Aşk, senin de benim de ve daha nicelerinin de sevdalısı olduğumuz, hevadan Hüda’ya bir hicrettir; çok ama çok yüce, bir o kadar da derin manalar yüklü mukaddes bir hicret. Bitmek tükenmek bilmeyen, hayatını bütünüyle senden alıp kendi zimmetine geçiren, çile ve derdin vatanına yani seni sabrın en zor olanına mecbur eden nâmütenahî bir yolculuktur o. Kendi ayrı, vuslatı ayrı bir yolculuk. Biz bu yolun yolcularına müjdeler olsun diyelim ve Fuzuli’nin dilinden münacatımızı burada bir kez daha tekrar edelim!
“Ya Rab! Belay-ı aşk ile kıl âşina beni,
Bir dem belây-ı aşktan etme cüdâ beni!”

Furkan S. Yılmaz

 

 

 

13
Nis
08

Senin aşkın Allah’ım


 

13
Nis
08

Yakup… Mecnun… Gül… O’nun icin Olmak…


 

 

Yakup… Mecnun… Gül… O’nun icin Olmak…

Neden Hz Yakup yanında onca evladı varken illa Yusuf diye ağlayıp gözlerini kör eyledi. Sevgi sadece evlat sevgisi ise bu sevgiyi kendine yaşatacak hiç mi evladı yoktu.. diğer evlatları ona bu evlat sevgisini veremez miydi.. bir sevgi uğruna hele ki yanında bu sevgiyi giderecek başka kişiler olduğu halde gözler körleştirilebilir miydi.. ve Yusuf’un geleceği bilinmediği halde geleceğine dair bu kadar ümit beslenir miydi..

Neden Mecnun illa Leyla deyip çöllere düştü. Mecnun için başka bir sevgili bulunamaz mıydı.. Hiçbir kız Leyla’nın verdiğini veremez miydi Mecnun’a.. Eğer istek sadece dünya ise o çölde Leyla’dan daha güzelleri vardı.. yok eğer istek hem dünya hem ahiret ise o çölde yine bunu Mecnun’a verecek kızda vardı.. ama Mecnun illa neden Leyla diye çöllerde idi.. Neden Leyla’nın artık dünyadan göçtüğünü öğrendiği halde onu unutup gitmek yerine gidip Leyla’nın tabutuna uzanıp onsuz hayatı kendisine haram eyleyip o canı verenden ölümü istedi. Ve canı veren onun isteğini kabul edip o canı Leyla’sız dünyada bırakmadı..

Neden Bülbül Gül için ağlayıp durdu hep.. Gül’ün dikenlerinin her seferinde vücuduna batıp kendisine acı vereceğini bildi halde neden Bülbül hala güle konmaya gülü koklamaya devam etti. Bülbül için gül sadece bir çiçekse eğer gülün verdiği çiçekliği verecek bir çok çiçek vardı şu dünyada.. ama bülbül neden hiçbir çiçeği görmeden ısrarla gül için ağlayıp güle konup gülü kokladı..

Zannediyor musunuz ki Yakup için Yusuf sadece bir evlattı…

Zannediyor musunuz ki Mecnun için Leyla sadece bir sevgili idi…

Zannediyor musunuz ki Bülbül için Gül sadece bir çiçekti…

Eğer sadece Yakup için evlat.. Mecnun için sevgili.. Bülbül için çiçek olsaydı anlam

Ne Yusuf için gözler kör edilirdi… ve gelene kadar dünyaya küsülürdü..

Ne Leyla için çöllere düşülür ölümü ile ölünürdü..

Ne de Gül için onca dikenine rağmen gözyaşı dökülür ve hala üzerine konulup kokusu koklanırdı…

Bunu anlamak için Yakup olmak lazım.. sadece Yakup olmak değil Yusuf gibi evlat sahibi olmak lazım… bu da yetmez.. en önemlisi yakup gibi sevmek lazım.. ve Yusuf’un yokluğunda gözleri dünyaya körleştirecek sevgi lazım…

Bunu anlamak için Mecnun olmak lazım.. sadece Mecnun olmak değil Leyla gibi bir sevgili lazım.. ve Mecnun gibi sevmek lazım.. Leyla’sı Mevla’ya ulaştığında onunla Mevla’ya gitmeye hazır olmak lazım.. bu sevgiyi yüreğine canına işlemek lazım ki sevgi ve sevgili gittiğinde canı da onunla gitsin ki sevgili olmadığında o da olmasın..

Bunu anlamak için Bülbül olmak lazım.. sadece bülbül olmak değil Gül gibi bir çiçek lazım.. ve Gül’e bülbül gibi özlem duymak lazım.. koklamaya geldiğinde batan dikenlere katlanmak ve akan kanı görmemek lazım…

Yusuf gelmeden kim açabilirdi Yakub’un gözlerini..
Leyla ölünce kim yaşatabilirdi Mecnun’u..
Gül’ü koklarken akan kanın kan olmadığını kim anlatabilirdi Bülbül’e..

Tek bir olan biri…

Yakub’unda.. Mecnun’unda.. Bülbül’ünde Rabbi olan ALLAH
Yusuf’unda.. Leyla’nında.. Gül’ünde Rabbi olan ALLAH

İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor..
İşte her şey tek bir şeyde son buluyor..

O hükmü kestiyse.. O hükmü yazdıysa

Artık ne göz açılabilir O izin vermeden
Artık ne can hayatta kalabilir O canı vermeden
Artık ne akan kan durabilir O durdurmadan

Sonu yok bu sevdanın O sonu kesmeden
Açıklaması yok bu sevdanın sevdayı gönle yerleştiren açıklamasını yapmadan

İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor..
İşte her şey tek bir şeyde son buluyor..

Çünkü bu cevabı bulunca tüm sorular en güzel cevaba ulaşıyor
Çünkü bu sonu bulunca en güzel başlangıç oluyor
Çünkü O’nu bulunca kayıplar en güzel kazanç oluyor..

İşte körleşmek.. aslında kayıp ama en güzel kazanç oldu O’nunla..
İşte ölüm… yokluk gibi aslında ama en güzel varlık oldu O’nunla..
İşte kan.. en büyük acı aslında ama en güzel koku oldu O’nunla..

Yakup… ne güzel oldu Yusuf ile….
Mecnun… ne güzel oldu Leyla ile..
Bülbül… ne güzel oldu Gül ile..

Aslında hepsi en güzel bir güzel ile güzel oldu MEVLA ile…

O’nun için yaşamak.. O’nun için sevmek.. O’nun için olmak…

İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor..
İşte her şey tek bir şeyde son buluyor..

Alıntıdır….

 




İlahiaşk

Blog İstatistiklerim...@

  • 866,097 hits

Hatırlatıcı Notlar

 

 

İlahi Aşk Yolculuğu

İlahi Aşk Yolculuğu kitabımızın Kitapyurdunda da satışları başlamıştır.

İmam-ı Gazali

İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçluğu
Hayatında denge problemi yaşayan,
kişiliğinde, aile ilişkilerinde, ebeveynliğinde, sosyal ilişkilerinde, eğitiminde, ruhsal dünyasında kendini geliştirmek ve problemlerini çözümlemek, hedeflerine bilinçli yol almak için deneyimli bir rehbere ihtiyaç duyan, bayan danışanlara yardımcı olmak için buradayım. Saygılarımla.

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Nisan 2008
P S Ç P C C P
« Oca   Tem »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

@Son Yorumlarım@

hakkında fakraczi
hakkında fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 782 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com

Twitter Sayfama hoş geldiniz.

Reklamlar