Kasım 2009 için arşiv

14
Kas
09

Bir Leyla Düşlemesi


Bir Leyla Düşlemesi
Osman ALAGÖZ

Bir Leyla düşlemesidir aşk. Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk.

Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti.

Mecnun’a özendik sevdamızı bir Leyla’ya yüklemek için. Leyla bir ışıktı, ab–ı hayattı aşkı filizlendiren.
Ferhat olup Şirin’ler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.
Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leyla’ya, Şirin’e, Aslı’ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.

“Aşk” ile “ilgi duyma”nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin “Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!” dediği kadar dahi olsa, yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi.

Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.

Sonu “kaf”la biten, “aşk”ta kalb vardır. Kaf, kalbidir aşkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye “aş” (k) kalır, ceset kalır, madde kalır.
Mecnun’un aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla’yı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyla’dır buseler konduran.
Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla’nın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız.


Biz sevemedik yaratılanı Yaratan’dan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.
Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havva’dan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.

En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, “Ben sana âşık olmuşam ey şerif!” hitabının tatlı sıcaklığı vardı. “Levlake…” hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.
Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leyla’ya, son Leyla’ya, en Leyla’ya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe’sinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir.Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.
“Kimsin?” diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık “benim” der. Ve tekrar seslenir sevgili. “Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular.” Tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. “Sen’im” der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur.

Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır.

Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla… Buram buram hep Leyla… Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leyla’sıdır yağmurun; toprağın Leyla’sı yağmur…
Mecnun’a adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk…

Gönlünü Leyla’ya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leyla’nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk, kar beyazı vefalar saklar bağrında.

Yüreğine yasak koyanlar, vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar.
“Cennet gözlüm” dediğimiz ve yarım kalmış yanımızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza…
“Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!” deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leyla’nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leyla’yı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyla’dan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz?

Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün… Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla’dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun’a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. “Kusura bakma derviş baba, ben Leyla’nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla’nın aşkından beni nasıl gördün?”

Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leyla’nın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leyla’ya uyanır. Vuslat kokan düşler Leyla’ya uzanır.

Reklamlar
14
Kas
09

Sırrım…


‘Ben’i arayan Beni bulur. Ben’i bulan, Ben’i tanır ve bilir. Ben’i bilen Ben’i sever. Ben, Ben’i sevene aşık olurum. Ben, aşık olduğumu öldürürüm. Benim öldürdüğümün diyetini ödemek yine Bana düşer. Ben’im öldürdüğümün diyeti ise, bizzat Ben’im.’

14
Kas
09

Neydin SEN?


Neydin SEN?

Neydin sen?!..
Bir rüzgar mıydın da, şöyle bir esip geçtin? Yapraklarını döküp dallarını kırdın içimdeki duygu çınarının… Yüreğime ebediyet arzusunun çekirdeğini bıraktım, bedenim alev alev tutuştu böylece. Sonsuz hayat az ötede dikilip duran müşahhas bir varlık kadar yaklaştı ruhuma.
Neydin sen?!…
Bir ışık demeti miydin de, Rabbim bu demeti, çok güzel yarattığı nadide bir kalıp için de sundu bana. Bir ayna mıydın ki, ?!.. gözlerimi kaybettim içinde ve şimdi ne seni ve ne de kendimi görebiliyorum? Neden bir an, pencerelerine varana değin açtın bana gönlünü? Sonra başka bir diliminde zamanın, esrarlı bir havaya bürünerek kapılarını bile kapattın yüzeme?!.
Neydin sen?!..
Gökten avuçlarıma düşen bir damla su mu? Kalbimin yangını bütün hücrelerimi sarınca, buharlaşıp kayboldun. Sonu gelmez sandığın bir heyecan mıydın ki, kendi ellerimle hazırladım sonunu? Yoksa bu gurbet gönlümle yıkılmaz bir kule olarak mı algıladım seni ve sen bir kuş tüyü gibi uçup kayboldun gökyüzünde?!.. Bir şiir miydin? İçimi doldurdun gizemli mısralarınla, intizarınla? Şimdi her mısra, boşluğa asılıp kaldı yapayalnız!.. Bir masal mıydın, kuşların geceleyin ruhuma anlattığı? Bir efsane miydin , çağlar ötesinden kopup gelen? Yoksa bulutların kulağıma fısıldadığı bir nağme miydin?..
Neydin sen?!..

Alıntıdır

14
Kas
09

Can Dostum!!!


Can Dostum!!!

Dostum, can dostum
Derin derin düşünüyorum.
Geceleri uyumadan, bütün dünyayı göz kapaklarımın altına yerleştirerek.
Kâh sağa, kâh sola bakarak düşünüyorum.
Ateş mi güzel, su mu? Kuşlar gibi her şeyi tepeden görüp, içine girmeden yaşamak mı? Yoksa yollarda çamurlara bulanıp, tekrar temizlenip, temizliğin güzelliğini bilerek yaşamak mı?
Ağlamak mı, gülmek mi? Sevinmek mi, üzülmek mi? Hangisi katında makbul olurdu?
Söylediğin gibi; herşeyden biraz biraz olmalı mı?
Kuşlarla uçmayı, yerlerde sürünmeyi, hem suya girip hem ateş gibi yanmayı, bunları yaparken de bir bütün olarak bunların ışığında yaşamayı mı becerebilmeli? İnsan her görüşüyle, yaşayışıyla, aklıyla, imanıyla, idrakiyle kök salıp da gövdeyi dik mi tutmalı?
Yoksa varlığı bunlarda mı eritmeli?
Yoksa aşk deryasına dalıp, yaprak misali, gittiği, coştuğu, dalgalandığı, sürüklendiği yerlere savrulup deryada mı kalmalı?
Ne olursa olsun dostum!..
Herşey seninle olsun!..
Ateşe sok, fazla yanınca suyla soğut. Çamura sok. Sonra temizle. İster çok tepelerden seyrettir, ister yerlerde bırak. Güldür, ağlat.
Nasıl olsa hepsi senden olup, seninle şekillenecek. Her ateş, her bilinen sen olup, seninle gelecek. Sen; her duyulanın, her görülenin, her oluşumun özü olacaksın. Hiçbir şey senden ayrı ve gayrı olmayacak dostum.

Canımın özü sensin.
Gönlümün aşkı sensin.
Aşkla; öz bilinince,
Tek kalan yine sensin

14
Kas
09

Belalı bir yazgıdır aşk!


Belalı bir yazgıdır aşk!

“aşığın payına düşen belalı bir yazgıdır aşk. ne alınmış bir ‘karardır’, ne de seçilmiş bir ‘eylem’.”

“ey hakikatli aşık! aşk kimi yakalar da muradını hemen verir? kimi yakalar da viran eylemeden şen bırakır? sorgusuz sualsiz, bedelsiz, mihnetsiz kimi vuslata erdirir? bil ki hazan nasıl serviyi yağmalayamazsa, sevgili de doğru aşığa kötülük eyleyemez. sevgili kaçar gibi gösterir kendini, ama izlerini bırakır ardında. yüzünü peçeler fakat gözleri açıkta kalır. çünkü sevgili de en az aşığı kadar mecburdur aşka. ve er ya da geç çıkacaktır aşığın huzuruna. hasılı, sevgili aşığına sırtını dönse bile onu terk ettiği görülmemiştir. ”

“aşktan sır olmaz. ve aşk ne aşığı, ne de maşuğu gizleyebilir. kendini belli etmeyen aşk ise zaten hakikatli değildir.”

“aşkın esrarını aşıktan başkası çözemez. belki de bu yüzden her aşık yepyeni bir yolcudur ve aşıklık serüveni hiç bitmez.”

14
Kas
09

Seni Hatırlatıyor…


Seni Hatırlatıyor…

Sana söylerken bütün evrenden vazgeçmeye, senden başka herşeyi ihmale, unutmaya o kadar alışmıştım ki bugün acı acı sensiz kalınca aşkının verdiği saadetle gözüme çekilen bu kayıtsızlık örtüsü kalkarak bütün canlılar sanki intikam almak için bana şiddetle görünmeye ve niçin unutulduklarıunı düşündürmeye başladılar.

O zaman ben herkesin yaşadığı gibi yaşamamışım, benim için senden başka herşey o kadar yokmuş, herşeyi o kadar unutmuşum ki işte bugün yirmidokuz yaşında hastalıklı, kimsesiz bir kaple dünyaya yeni gelmiş gibi oldum. Her zerre dikkatimi çekiyor ve seni hatırlatıyor. Sanki herşey, bütün canlılarhaftalar, günler, saatler, sonra seninle, senden işitilmiş ezgiler, senin yanında seyredilmiş, konuşulmuş, dinlenilmiş, düşünülmüş herşey, bütün canlılar seni hatırlatıyor

İsmim çağrılsa senin sesini işitiyorum; ne yapsam, ne görsem, ne işitsem bin alakayla hep seni hatırlatıyorlar; sanki bütün duygularım seni hatırlamak için meşgul oluyor…

14
Kas
09

Sevmek ve Adamak…


Sevmek ve Adamak…
Sevmek, adamaktır. Adağın tasarrufu adandığı kapıya aittir. Eğer sevginizi bir ölümsüze adamışsanız, onu da ölümsüzleştirmişsiniz demektir.
Allah’ı sevmek sevgiyi ölümsüzleştirmektir. lleti ölümlü olan sevginin kendisi de ölümlüdür. İlleti ölümsüz olanın kendisi de ölümsüzdür.
Sevmek vermektir. Sahip olduğunuz en değerli varlığı, yüreğinizi vermek… Vermek dedimse öyle çıkarıp sunmak değil, paylaşmak anlamında vermek.
Kişi başkasına veremediğinin, “diğeri”yle paylaşamadığının ssahibi değildir. Ya da kişinin sahip olduğu şey, başkasına verebildiği şeydir. Bundan dolayı yüreğine sahip olamayanlar sevemezler. Yüreği işgale uğramış bir insanın seveb ilmesi düşünülemez. Çünkü orası işgal edilmiştir, yüreğinin iktidarı kendi ellerinde değildir, onu bir başkasıyla paylaşamaz.
Böylesine işgale uğramış bir yüreğin sahibi sevmekten söz ediyor “sevdim” diyorsa, sevdiğine sahte adresli bir davetiye çıkartıyor demektir.
Vereceğiniz şey ne kadar değerliyse, onu vereceğiniz yer de o kadar yüce olmalı. Daha doğru bir deyimle, verdiğinizin kıymetini bildiğiniz ölçüde seçersiniz verilecek yeri. Sevginin adanabileceği en büyük kapı Allah’ın kapısıdır. Sevgiyi o kapıya adamak, ona en yüksek değeri biçmektir. Sizden olan birşeyi ölümsüzleştirmektir. Çünkü bir adağın sorumluluğu, adandığı andan itibaren, adandığı kapıya geçer.
Sevgisini ıspatlamak için gerekirse İbrahim gibi ateşin ortasına atacaksın kendini. Senden istendiği zaman böyle ıspat edeceksin sevgini. Elbet O da ispat edecek seni sevdiğini. Kabzasında tuttuğu ateşe emrederek: “ya naru kuni berden ve selamen ala İbrahim” (21/69) diyecek.
Ateş de sahibinin bu emrini tutup, sevgiyi yakmaya güç yetiremeyecek, seven ve sevilene soğuk ve serin olacaktır. Fakat buna rağmen bu sevgiyi yıpratırım diye tir tir titreyeceksin. Hem canını adayacak, hem korkacaksın; hem ateşe atlayacak, hem de sevgiyi kaybetmekten korkacaksın…

Yürek devletinden…




İlahiaşk

Blog İstatistiklerim...@

  • 866,097 hits

Hatırlatıcı Notlar

 

 

İlahi Aşk Yolculuğu

İlahi Aşk Yolculuğu kitabımızın Kitapyurdunda da satışları başlamıştır.

İmam-ı Gazali

İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçluğu
Hayatında denge problemi yaşayan,
kişiliğinde, aile ilişkilerinde, ebeveynliğinde, sosyal ilişkilerinde, eğitiminde, ruhsal dünyasında kendini geliştirmek ve problemlerini çözümlemek, hedeflerine bilinçli yol almak için deneyimli bir rehbere ihtiyaç duyan, bayan danışanlara yardımcı olmak için buradayım. Saygılarımla.

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Kasım 2009
P S Ç P C C P
« Eki   Eyl »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

@Son Yorumlarım@

hakkında fakraczi
hakkında fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 782 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com

Twitter Sayfama hoş geldiniz.

Reklamlar