Şubat 2013 için arşiv

28
Şub
13

Sevgiliye Vuslat


Reklamlar
27
Şub
13

Ebedi sevgiliye doğru/ Tesettür Yolculuğu


Ebedi sevgiliye doğru/ Tesettür Yolculuğu



Henüz 16 yaşındaydı. Saçlarına o gün perçem kestirmiş ve saç bandını da takmıştı. En sevdiği pembe bluzu ve siyah pantolonu giydi. Alışveriş için dışarıya çıktı. Kendini çok beğeniyordu. Çok güzel olmuştu.

Başı dik ve gururla yürürken karşıdan, kendi yaşlarında, omuzlarına salınan büyük eşarplı , pardesülü bir genç kız geliyordu.

Utandı… Başını önüne eğdi.

Bu yaşta nefsini ayaklarının altına alan bir genç kız; yanından usulca, edebane ve mütevazi bir tavırla geçiyordu… Haliyle ve duruşuyla, sessiz ama gönülden, öyle çok şey fısıldamıştı ki… Gönlü de O’na akıp gitmişti sanki… Mıknatısa yapışan demir parçası gibi tutulduğunu hissetti…

Az önce kibirli olan kendisi nereye gitmişti?
Ya da kibir yapan nefsi nereye gitmişti?

Ruhu şimdi hâkimiyeti ele geçirmiş, ‘’hadi bakalım’’ dedi. ‘’Senin yaşlarından bir genç kız bunu yapabiliyor da, sen neden yapmıyorsun?’’

O gün beyninde ilk şimşekler çakmıştı!

O tesettürlü hanım kız; bilse idi hal diliyle, her geçtiği yerden tebliğ yaptığını…Konuşmasına gerek kalmadan, yaşayarak nasihat verebildiğini…

Kendisi de namazını kılıyordu. Ama başını kapatmak zor geliyordu.
Ezan okunduğunda namaz bohçasını açıyor; namaz eteğini, çorabını ve uzun kollu hırkasını giyiniyor, başörtüsünü de takıyordu. Seccadesini seriyor ve namazını eda ediyordu. Namazı bitince yeniden hepsini düzgün bir şekilde katlıyor ve bir sonra ki namaz vaktine saklıyordu.

Takliden yapıyordu her şeyi… Taklitte olsa sorgulamalar başlamıştı…

O zamanlar örtünmenin ayette geçtiğini bile bilmiyordu. Sorabileceği kimse yok muydu, yoksa çok çekingen olduğu için sormayı mı akıl edemiyordu?

Yine alışveriş için dışarıya çıktığı bir gündü; kolu kısa, başı açık ve pantolonluydu… Başı açık olmasına rağmen bluzlarını pantolon üzerine bırakırdı. Edepli giyinir, hatlarının belli olmasından utanırdı.

Yolda hem yürüyor, hem de analiz yapıyordu.

Sorular yumağında buldu kendisini:

Kendisine sordu:’’ Dört duvar içinde neden kapatıyorum? Beni hiçbir erkek görmüyor ki?’’
’’ Eğer açıklık haksa, doğruysa; namazda dört duvar içinde neden kapalıyım? Eğer kapalılık haksa, o zaman benim dışarıdaki bu halim nedir?’’

Şimşek gibi çaktı, bu soru beyninde!

İlk defa o gün kapanması gerektiğini kabullenmişti ama icraata geçmesi çok zordu.

Nefsine ağır geliyordu. Kabullenmişti lakin kolay mıydı başarmak?

Beş vakit namazında: ‘’Allah’ım beni Sen kapat, ben başaramıyorum, bir vesile ver’’ diye dua etmeye başladı. Bir destek, bir yardım eli bekliyordu.

Her ne kadar büyük şehirde yaşasalar da köklerine ve geleneklerine bağlı bir ailesi vardı.Bir gün Annesi ona bir teklifte bulundu. Köy âdetine göre artık başının kapanma vakti gelmişti.(saçlarının bir kısmının göründüğü kapanma şekli!)

Kapanmasını teklif ediyordu; ayet, hadis, bilgi vermeksizin!
Halbuki ufacık bir sohbet bile yeterdi? Kapanmasına…

Öyle açtı ki İslam’ı anlatabilecek birilerine…
Ruhunun sohbete ihtiyacı vardı. Körü körüne yaşamak değil, analiz ederek ve bilgi sahibi olarak yaşamak istiyordu. Neyi, niçin yaptığını bilerek…

O dönemler yasakların çok olduğu dönemlerdi. Birçok kişi içki, gazino ve eğlence batağındaydı.
Her şeyi kendisi öğrenmek zorundaydı. Annesinin okuma yazması yoktu. Babası ise rızık derdiyle uğraştığı için ve de dini bilgisi olmadığından maneviyat eğitimi veremiyordu.Kardeşleri de kendisi gibi İslam hakkında bilgili değilerdi.

Ağustos ayında sıcak bir yaz günüydü. Annesiyle pazara çıkacaklardı.
Annesi: ‘’Kızım hadi başını ört, öyle çıkalım’’ dedi.

İşte! Beklediği yardım eli gelmişti. Dualarının cevabı gelmişti. Annesi disiplinli bir kadındı. Annesinin sözünü ikilemedi. Hem bu teklifi zaten beklemiyor muydu?

‘’Tamam Anneciğim’’ dedi sevinçle…

Yatak odasında ki şifonyerin çekmecesine koştu. Beyaz krep bir başörtüsü vardı. Onu aldı, ayna karşısına geçti. Saçlarının bir teli dahi görünmeyecek şekilde başını kapattı. Bu yaşta daha güzel bir başörtüsü bulsa nefsine belki hoş gelirdi. Fakat mümkünü yoktu. Evdeki tek dışarısı için olan başörtü buydu. Başına sanki nur yağmış gibi hissetti… Kendi diktiği portakal rengi tuniği ve siyah uzun eteği de giydi. Evde başka tesettüre uygun giysisi yoktu. O devirlerde etek boyları kısa olurdu, normal standart ölçü: 65 cm idi… Kendi diktiği etek şimdi işine yaramıştı.

Annesiyle dışarı çıktı. Önce tüm insanlar üzerine geliyor, kötü bakışların üzerinde dolaştığını hissetti, sonra baktı ki bunun kendisinin önyargı ve kuruntusu olduğunu anladı. Aslında kimsenin umurunda da değildi. Hiçbir şey de olmamıştı, alay eden bir tek kişi bile yoktu. Herkes kendi işiyle meşguldü. O’nu korkutanın nefsinin ve şeytanın vesvesesi olduğunu anladı.

Artık yavaş yavaş tesettüre alışıyordu. Önce etek boylarını ve kol boylarını uzattı. Sonra kendi isteği ile pardesü giydi. Kuran-ı Kerim’deki tesettür ile ilgili ayetleri araştırdı.

Tesettür ile ilgili Ayetler

59.’’ Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman, kendilerini baştan ayağa bolca örten, şeffaf olmayan) dış elbiselerini üzerlerine iyice giyinip örtsünler. Bu, onların (cariye veya hafifmeşrep değil, şerefli ve namuslu) bilinmelerine, (cinsel) taciz/sarkıntılık edilmemelerine daha elverişlidir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.[16]‘’

Ahzab Suresi/ Feyzü’l-Furkân

31.’’ Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama istekle bakmaktan) sakınsınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Ziynetlerini/ziynet sayılan yerlerini meydana çıkarmasınlar/göstermesinler. Ancak (kendiliğinden) görünen (el, yüz) bu emrin dışındadır. Başörtülerini, yakalarının üstüne kadar (boyunlarını örtecek şekilde) koysunlar.[9] Ziynet (ve ziynet sayılan yer)lerini kendi kocalarından veya babalarından veya kocalarının babalarından veya kendi oğullarından veya kocalarının oğullarından veya kardeşlerinden veya kardeşlerinin oğullarından veya kız kardeşlerinin oğullarından veya kendi (mü’min)[10] kadınlarından veya ellerinin altındaki sahip oldukları (cariyeleri)nden veya kadına ihtiyaç duymayan (tamamen şehvetsiz) erkek hizmetçilerinden veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayacak çocuklardan başkasına aç(ıp göster)mesinler. Gizledikleri ziynetlerinin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey mü’minler! Hepiniz Allah’a tevbe edin (ve emirlerini yerine getirin) ki kurtuluşa eresiniz. ‘’

Nur Suresi/ Feyzü’l-Furkân

Kendisini duvarları sağlam bir kalede hisediyordu. Dışarıya çıktığında laf atmalar ve saygısız davranışlarkesilmişti . Aksine eskisinden daha fazla saygı görüyordu. Ahlakını da günden güne düzeltiyordu. Tesettüre yakışmayan ortamlarda bulunmamaya özen gösteriyordu. Çünkü artık başındaki bir bez parçası değildi, bir ayet taşımanın şuuruyla davranışlarına dikkat etmeliydi. Başörtüsünün büyüklüğünü arttırdı. Omuzlarını örtecek şekilde bağlamalar yapıyordu. Beden hatlarını belli eden giyim, tesettür olamazdı!

Pardesüsünü geniş tutmaya başladı. Sonra renkler de O’nu rahatsız etmeye başladı. Göz alıcı çarpıcı renkleri eledi.

Tesettürün amacı neydi? Hoş görünmek mi? Yoksa Allahın emri miydi?

Peygamberimizin (s.a.v)tesettür ile ilgili hadislerini araştırdı. İslam büyükleri ve örnek hanım sahabelerin tesettüre verdikleri önemi okudu. Yasaklara dikkat etti. Başörtüyü kabarık gösteren ve hadis-i şerifle uyarılan topuzu bir sefer bile yapmadı.

Tesettür ile ilgili Hadisler

Umeys’in kızı Esma’dan nakledildi. Dediki:
Resulüllah (s.a.v) bir gün Hz. Aişe (r.anha)’nın evine girdi. Kızkardeşi Esma yanında idi. Üzerinde vücudunun hertarafını örten ve yenleri geniş bir elbise vardı. Resulüllah (s.a.v) onu görünce kalkıp dışarı çıktı. Hz. Aişe (r.anha) kızkardeşine “buradan uzaklaş Resulüllah (s.a.v) sende hoşlanmadığı bir şey gördü” dedi. Hz. Esma uzaklaştı arkasından Resulüllah (s.a.v) içeriye girdi.Hz. Aişe (r.anha) niçin kalkıp gittiğini sordu. Resulüllah (s.a.v) de elbisesinin yenini sadece parmakları görünecek şekilde ellerinin üzerine çekerek şöyle cevap verdi:
“Kızkardeşini görmedin mi? Müslüman bir kadın şurasından başkasını gösteremez.” (Mecmeu’zzevâid nr:4168)

Hz. Âişe’den rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ ince bir elbise ile Allah Resulunun huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu:
“Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çagına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.” Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti.” (Ebu Davûd, Libâs, 31). “Allah Teâlâ ergin kadının namazını başörtüsüz kabul etmez” (İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259).

Hz. Âişe (r. anhâ) ilk başörtüsü uygulamasını şöyle anlatır:
“Allah ilk muhâcir kadınlara rahmet etsin onlar; “Başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar…” (en-Nûr, 24/31) ayeti inince, etekliklerini kesip bunlardan başörtüsü yaptılar.”
Yine Safiyye binti Şeybe şöyle anlatır: “Biz Âişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettik. Hz. Âîşe dedi ki:
“Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah’a yemin olsun ki, Allah’ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nûr sûresinde “Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar…” ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah’ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı.” (Buharî, Tefsîru Sûre, 29/12; İbn Kesîr, Muhtasar, M. Alî, es-Sâbûnî, 7. Baskı, Beyrut 1402/1981, II/600).

Fetva boyutu O’na yetmemeye başladı ve takva boyutunu araştırdı. Her şeyin en güzelini yapmalıydı. Tesettüründe en güzeli olmalıydı.

Nefsine her zaman şunu söyledi: ”Cennet elbiseleri ve yaşantısı dünyadan kat kat üstündür… Ey nefsim sabret ve emre uy!”

Sadeleşti ve en sonunda siyahta karar kıldı…

Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com
28.02.13
00.23

27
Şub
13

Ebedi Sevgiliye Doğru/ Aşk Mektebi


Ebedi Sevgiliye Doğru/ Aşk Mektebi

Hoş görüsüyle hatalarımı tamir edenimsin
Sesimi duymak için duaya vesile arayanımsın
Sırtımı dayadığım güç ve kuvvetimi verenimsin
Tefekkürüyle kulluğu öğreten sanat eserimsin

Can gelinime yol gösteren gelincik çiçeğimsin
Rayihasıyla ruhumu mest eden gül bahçemsin
Ruhuma aşkı öğreten sevda kelebeğimsin
Eserlerinde seyran ettiğim nazar-ı hayretimsin

Sabaha erdiğimde seni nasıl memnun ederim/ düşüncemdesin
Gün nihayet bulduğunda rızana muvafık mı/ fikrimdesin
Her an her dakika kulluk derdindeyiz/ görmektesin
Gönüllerde iman ışığı uyandıran ismi/ el Müminsin

Mekteb-i aşkta sevda-i irfan öğreten aşk-ı mecazimsin
Zemheri vurmuş dil-i bimarıma ilk ve son cemremsin
Kalbime inşirah veren yâdımdaki ismi Celâl zikrimsin
Kimselerin göremediği derunumda ki dil-i Şeyda gizlimdesin

İlahi Aşkının tecelli ettiği süveyda-i gönlümdesin
Gizli yarama sebep Muhterem Nur-i Şemsim’sin
Vuslat muştusunu hasretle beklediğim son nefesimsin
Tecelli-i Cemâlini ehl-i cennete ikram edenimsin

Bu âşık kıtmiri kapısından kovmayan Ebedi Sevgilimsin
 Gözyaşı incilerimiz senden başka sevdalar için dökülmesin
Bu satırlarım aşkındandır dilerim mizana saklayabilesin
Ruz-i mahşerde tek hediyem acziyetim ve hiçliğimdir bilesin

Mihrican Ulupınar
24.02.2013
01.01

19
Şub
13

Medet Eyle Kapındayım Sultanım


Medet Eyle Kapındayım Sultanım

 

Ruhuna ruhumu bir vesile ile âşık ettirenim
Avare gönüllere bir hatiften seda ile arattıranım

 

Aynalarda tecelli ile nur-u nazarını seyrettirenim
‘’Vedhulî cennetî’’ muştusu ile ebedi sevinci tattıranım

 

Canan hasreti ile canımı közleyen Nuruaynım

 

 

 

 

Bezm-i elestte nurunu seyran edip yananlardanım
Hadis-i şerif ile fethi müjdelenen İstanbul’undanım

 

Ruhumu sana ulaştıran Sırat-ı müstakim yolundanım
Tefsir-i Kur’anı Mevlasından duymayı sananlardanım

Ya Zülcelali vel ikram Medet eyle kapındayım Sultanım

 

 

 

Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com
20.02.2013
01.03

19
Şub
13

Ey Ebedi Sevgilim


Ey Ebedi Sevgilim


Sen Ruhumun Mirac’ısın

Sen Gönül Sarayımın Sultanısın

Sen Ömrümü Adadığım Aşkımsın

Sen Gönlümde Taşıdığım Sevdamsın

Sen Kalbimin İlâcı Derdimin Dermanısın

Sen Kavrulan Gönlüme Esen Bad-ı Sabasın

Sen Kâinata İlan Aşkımsın

Sen Zirve-i Maşuk El Vedud’sun




Mihrican Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

19.02.2013
18.03

19
Şub
13

Ebedi Sevgilimsin


Ebedi Sevgilimsin




Sen Varlığıyla huzur bulduğum
Mahzun yüreğime Can Güneşimsin


İlahi vecd ile kanımı kaynatan
Buz tutan yüreğime inen cemre Şems’imsin


Her anda nidaların duyduğum
Baktığım simalar da hissettiğim Nur-u Çeşmimsin


Mevt-i esved ile mahzunluğum
Mahşer gününde affını umduğum Er Rahim’sin


Hasretle Cemalullah muştusun beklediğim
Şeb-i arus ile kanatlarımı açan Ebedi Sevgilimsin





Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com
18.02.13
02.08

15
Şub
13

Ebedi Sevgiliye Doğru / Muhabbet Sofrası


Ebedi Sevgiliye Doğru / Muhabbet Sofrası

-Es-selamu aleyküm
-Ve aleyküm selam gülüm

-Nasılsın ablacığım?
-Hamdolsun gülüm, sen nasılsın?

-Teşekkür ediyorum canım ablacığım. Hamdolsun iyiyim… Herkes sevgililer gününü kutluyor, ben de seni aramak istedim…

-Canım ya… Ne diyeyim sana… Benim sevgilimin kim olduğunu biliyorsun değil mi?

-Evet ablacığım…

-Sevgililer günü bir gün olamaz… Her gün olmalı…Her gün buluşabilmeliyiz…Beş vakit namaz gibi…Kur’an- Kerim okumak gibi…Herkes dünyalık sevgililerine şiir yazarken, ben de Ebedi Sevgilime ”Ya Vedud Aşkına Dilenciyim” şiirini yazarak sevgimi bir parça ifade etmeye çalıştım…
Bu gün içimde tarifi zor büyük bir mutluluk var. İçim içime sığmıyor. Öyle sevgi doluyum ki…

-Ah ablacığım bilmem mi? Kelamlarına bile gerek kalmıyor… Ses tonundan o sevgi bana da bulaşıyor…

-Ah canım… Üç nokta, içinde ne çok sır saklarmış. Ve ne çok kelimeyi barındırırmış.

-Evet ablacığım, seninle konuşurken öyle rahatlıyorum ki…

-Biliyor musun senin avantajın nedir gülüm? Bu gencecik yaşında büyüklerin ile sohbeti çok seviyorsun. On’ların dünyalarından, bakış açılarından, ilimlerinden, hikmetlerinden, tecrübelerinden istifade ediyorsun. Ailene de ne kadar düşkün olduğunu biliyorum.

-Evet ablacığım… O kadar çok istiyorum ki sizler gibi yaşayabilmeyi hissetmeyi…

-Canımsın… Bir yönünle benim gençliğime benziyorsun. Gençliğimde sizin gibi cep telefonu, internetimiz yok, iletişim çok sınırlı. Çevremde örnek alacağım ilimli, irfanlı manevi büyükler de yoktu…
Bende kitaplara sarıldım. Allah dostlarının hayatını gece gündüz okuyordum. Yemek yemeyi bile unutuyordum. Ruhum doyduğundan olsa gerek…
Karşılaştığım dost ve yakınlarıma da On’ların güzel ahlâkından, İlahi aşklarından, sevgilerinden, vefalarından, sabırlarından, hikmetli sözlerinden, nefis terbiyelerinden bahsediyordum.
Çevremdeki dünyaya ve nefsine düşkün büyüklerim/olgunlaşamayanlar/beni eleştiri yağmuruna tutuyor; bu devirde mal biriktirip para kazanacaksın, uyanık olacaksın derlerdi.
Bende tam tersine Allah dostlarının yaşam tarzlarına uymaya çalışırdım. Canımsın böyle yıllar geçti. Girdiğim Tasavvuf okulunun da etkisiyle Allah {C.C} dostlarının hayatlarının güzelliklerine bir nebzecikte olsa dalabildim.
Şimdi yıllar önce beni kınayan büyüklerim de; bendeki bu huzuru, sevgiyi, tatminkârlığı, şükrü, hizmet aşkını görünce ‘’yol senin gittiğin yolmuş’’ deyip özür diliyorlar. Ah gonca gülüm bir söz vardır:

‘’Allah’ı bulan neyi kaybeder, O’nu kaybeden neyi bulur’’

Mevlam’ ın aşkıyla içim dolduğunda, sanıyorum tüm dünyayı yönetebilirim. Tek başıma her sıkıntının üstesinden gelebilirim. Her şey; insanlar, çiçekler, böcekler, tüm nimetler öyle büyük sanat eserleri olarak gözüme görünüyor ki… On’un her bir eserini hayranlıkla seyrediyorum.
Mevla’ma daha fazla âşık oluyorum. Ne bir sıkıntı, ne de bir üzüntü beni rahatsız edemiyor…
Merkez efendinin dediği cümle aklıma geliyor:

‘’Her şeyi merkezinde bırakırdım.’’(Merkez Efendi Hz.)

Merkez Efendi’nin asıl ismi Musa’dır. Denizli’nin Sarhanlı Köyü’ndendir. İstanbul’a ilim öğrenmeye gelen Merkez Efendi, Kocamustafapaşa’daki Sünbül Sinan Efendi’nin talebesi oldu. Sohbetlerinde bulundu. Bir gün ders esnasında Sünbül Efendi Merkez Efendi’ye “Alemi sen yaratsaydın, nasıl yaratırdın?” diye sorunca Merkez Efendi de “Bu mümkün değil! Ama mümkün olsaydı her şeyi merkezinde bırakırdım” demiş. Sünbül Efendi de “Aferin Musa! Demek her şeyi merkezinde bırakırdın. O zaman senin adın Merkez Muslîhuddin olsun” demiş. O zamandan beri de “Merkez Muslîhuddin” olarak tanınmış.

Çevrendeki genç arkadaşların elbet kendi pencerelerinden bakışlarıyla seni dünyaya, nefsaniyete davet edecekler.
Öyle bir yaşa geleceksin ki dünyada bulunuşumuzun asıl manasını daha iyi kavrayacaksın.
İnsan bu âleme’’ kesb-i kemâl seyri cemâl için gelmiştir.’’ Der büyüklerimiz.
Sen de bu imtihan dünyasından; İnsân-ı Kâmil, Arif-i billâh, Aşık-ı sadık diplomalarını almaya bak… Ukba da sana lazım olanlar bunlar olacak.
Gonca gülüm… Benim Sevgi çiçeğim… Bu güzel yüreğin hiç bozulmasın… Kirlenmesin sahteliklerle, her zaman böyle saf, tertemiz, pırıl pırıl kalsın ki Nefs-i Safiye mertebelerine erişebilesin.

– Canım ablam, nasıl içim rahatladı bilsen… Yanında olup bir kahve muhabbeti yapabilmeyi çok isterdim.

-Gonca gülüm akşama eline bol köpüklü kahveni al, yanın da gül lokumunda olsun. Sana bu sohbetin özetini yazıp yollayacağım. Hem kahveni yudumla, hem de sohbetimizin tekrarını oku. Sözlerin uçup, yazıların kaldığı hatıra sayfalarında, aramızdaki bunca kilometrelere aldırmadan, ruhumuzun yakınlığını muhabbet soframızda yeniden tadalım.
Her özleyişinde… Her hasretinde… Yalnız demlerinde…
Seni seviyorum gonca gülüm…

Ahiret yolcum…

Mevla’sına aşık ablacığından sevgilerimle….

 

Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com

14.02.13
17.30




İlahiaşk

Blog İstatistiklerim...@

  • 876.052 hits

Hatırlatıcı Notlar

 

 

İlahi Aşk Yolculuğu

İlahi Aşk Yolculuğu kitabımızın Kitapyurdunda da satışları başlamıştır.

İmam-ı Gazali

İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçluğu
Hayatında denge problemi yaşayan,
kişiliğinde, aile ilişkilerinde, ebeveynliğinde, sosyal ilişkilerinde, eğitiminde, ruhsal dünyasında kendini geliştirmek ve problemlerini çözümlemek, hedeflerine bilinçli yol almak için deneyimli bir rehbere ihtiyaç duyan, bayan danışanlara yardımcı olmak için buradayım. Saygılarımla.

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Şubat 2013
P S Ç P C C P
« Oca   Mar »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728  

@Son Yorumlarım@

için fakraczi
için fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 785 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com

Twitter Sayfama hoş geldiniz.

Reklamlar