Mart 2013 için arşiv

30
Mar
13

İnsan olmak! Zor ki, ne zor!




İnsan olmak! Zor ki, ne zor!

Misafirim bu fani dünya da
Yüküm ağır; İnsan olmak! Zor ki, ne zor!

Dizili kostümlerim, Hayat Tiyatrosunda
Rollerimin hakkını vermek, zor ki, ne zor!


Bir yanım vefalı evlât iken,
Diğer yanım ise duyarlı anne
Bir yanım sevgili eş iken,
Diğer yanım ise adaletli görümce
Bir yanım sabırlı gelin iken,
Diğer yanım ise hürmete lâyık kayınvalide

Bir yanım saygılı komşu iken,
Diğer yanım ise sıla-i Rahim derdinde
Bir yanım yardımsever arkadaş iken,
Diğer yanım ise dost muhabbetinde

Bir yanım konuşmaktayken,
Diğer yanım ise dinlemekte
Bir yanım kâinatı okurken,
Diğer yanım ise hayretle seyretmekte

Bir yanım ahireti kazanırken,
Diğer yanım ise dünyayı kaybetmekte
Bir yanım Aklın vezirliğindeyken,
Diğer yanım ise Gönlün Kabe’sinde

Bir yanım zulme karşı şecaatteyken,
Diğer yanım ise mazluma şefkatte
Bir yanım derin Tefekkürdeyken,
Diğer yanım ise Ölmeden evvel Ölmekte

Bir yanım hizmet için kalabalıktayken,
Diğer yanım ise İlâhi âşk ile halvette
Bir yanım Ruhumun Sultanlığındayken,
Diğer yanım ise nefsim müebbet hapiste

Bir dem misafir, Bir dem de ev sahibidir
Bir dem dünya kardeşlerine ulaşmaya çalışan yazar
Bir dem de gönülden taşan dizelerle şairdir

Bir dem Aziz Vatanıma her pahasına vatandaştır
Bir dem de O’nu bekleyen kabrine hazır mevtadır

Bir yanda uğraşırım zihnimi diri tutmaya
Fen, Edebiyat, Matematik, Sosyal bilimleriyle
Bir yanda gayret ederim gönlümü uyandırmaya
Kur’an, Hadis, Siyer, İslam Tarihi ilimleriyle
Bir yanda kalbimi azmederim doldurmaya
Allah, Peygamber, Vatan, İnsan, Doğa sevgisiyle

Bir dem de Kültür Elçiliği Sosyoloji de
Bir dem Kişisel Gelişim Psikoloji de
Bir dem de Çocuk Eğitimi Pedagoji de
Bir dem Telefon, Bilgisayar son Teknoloji de

Bir dem de kollara yüklenen Sanatta;
Dikiş, Nakış, Ebru, Tezhip, Ney, Hat’ta
Bir dem de dilimizi doğru kullanmakta
Osmanlıca, Türkçe, Arapça, Edebiyatta
Bir dem de Tasavvuf Seyr-ü Sülukta,
Zikir, Marifet, Muhabbet ve Aşkullahta


Bir dem Leyla ile Mecnun’da
Bir dem ise Ferhat ile Şirin’de
Bir dem Kerem ile Aslı’da
Bir dem ise Mevlana ile Şems’te


Bir dem Âdem ile Cennette
Bir dem ise Nuh ile tufanda
Bir dem İbrahim ile Nemrut’ta
Bir dem ise Hacer ile İsmail’de
Bir dem Yusuf ile kuyuda
Bir dem ise Eyyup ile hastalıkta
Bir dem Musa ile Firavun’da
Bir dem ise Yunus ile balığın karnında
Bir dem Süleyman ile zenginliğin tahtında
Bir dem İsa ile Meryem’in kucağında
Bir dem ise Muhammed ile Aşkın zirvesinde

Bir dem de Nezaket, Zarafet, Edep, Güzel Ahlakta
Bir dem de Kur’an, Oruç, Namaz, Hac da
Bir dem de geçmiş Atalarıma hayır duada
Bir dem de gelecek neslime hayır hasenatta

Bir dem de Kültür elçisi olmak nesilden nesile
Bir dem Öğretmen iken, bir dem de Son nefese dek Talebe
Bir dem de Hakkıyla Derviş olmak Kâmil Mürşide
Bir dem Allaha kul iken, bir dem de Ümmet olmak Peygamberimize

Öyle bir zordayım ki!

İncitmeden, kırmadan, taşırmadan, dökmeden
Düşmeden, sapmadan, kaymadan, kopmadan
Vazgeçmeden, kin tutmadan, yeter demeden,
Kaçmadan, unutmadan, doymadan, gaflete dalmadan,
Ah bir başarabilsem…

Yürümeliyim!
Sonsuz nura yolculuk benimkisi
Huzura vardığımda
İnce hesaplara tabi olduğumda
Utanmadan, sıkılmadan bakabilmeliyim

Cemalullaha…

Mevlam kolaylaştıra…


Mihrican Ulupınar
30.03.13
02:40

Reklamlar
25
Mar
13

Şükür Sınavı


Şükür Sınavı


Yine o güzel demlerden birini yaşıyorduk. Kıymetli dostlarımızla bir araya gelmiş ve muhabbet faslımız başlamıştı. Mevlamızın sunduğu envai çeşit nimetlerle dolu sofrada, unutulmaz anılar biriktiriyorduk. Kâh hoş bir söze gülümsüyor, kâh yeni öğrendiğimiz bir ilmi paylaşıyorduk. Sıcacık bir mutluluk ve huzur atmosferi tüm odaya hâkimdi.

Yemek faslını bitirmiştik. Bu gün dostlarım için hazırladığım sohbet konusu şükür sınavıydı. Her mecliste hayırlı bir konu hazırlamaya çalışırım ki gıybet ve boş konuşmalar meclisimizi işgâl etmesin. Uzun zamandır mutluluğu araştırıyordum. Sebebiyse genel anlamda insanlarda bir mutsuzluk ve doyumsuzluk gözlememdi. Hep şikâyet, hep üzüntülü konular meclislerimizi dolduruyordu. Herkes ya bir hastalığını, ya bir haksızlığını, ya bir üzüntüsünü dile getiriyordu, buna yeri geliyor bende dâhil oluyordum.
Bir şeylerin farkında değildik sanki, gözümüzün önünde duran ama bizim ille de görmemek için direndiğimiz nimetler…

Bu konuyu dost meclislerimde işlemeye karar verdim. Bir meclisimde ‘’size göre mutluluk nedir’’ diye röportaj yapmıştım, aldığım cevaplar çok manidardı. Başka bir yazımda onu işleyeceğim inşallah.

Bu günkü anlatmak istediğim anım ‘’Şükür Sınavı’’…

‘’Kâğıt ve kalemleri çıkarın’’ dedim. Sizi imtihan edeceğim. Bu günkü sohbetimizin konusu’’ sahip olduğumuz nimetler’’
Önce bir şaşkınlık sardı tüm yüzleri, sonrasında benim bu tür hallerime alışık oldukları için gülümsemeler başladı. Baktılar ki şaka yapmıyorum çaresiz, kâğıt, kalem aramaya başladılar… Her şey hazırdı, sıra sınav zamanına gelmişti. Herkes sahip olduğu nimetleri yazacaktı. 20 dakika müddet tanıdım.10 yaşından 60 yaşına kadar katılımcımız vardı. Büyük bir heyecanla yazmaya başladık. Öyle güzel bir atmosfer vardı ki ortamda; kopya derdine düşenleri mi ararsın, birbirinin yüzünden bir kelime yakalamaya çalışanları mı?

Süre dolmuştu, herkese yazdıkları nimetlerin sayılarını sordum…

55 yaşındaki teyzemiz 5 nimet yazmış(okuma yazması iyi olan bir teyzemiz),Kimi 10, kimi 25, kimi 40 nimet yazmıştı… Sıra 10 yaşındaki Yunus Emre’mize geldiğinde, hepimizi şaşırtan bir yanıt verdi!

110 nimet yazmıştı! Evet, 20 dakika içinde 110 nimet!

Hepsini okuttuk; kaslar, kan, kalp, kulak, sağ ayak, sol ayak, sağ kol, sol kol, sağ ve sol eller, parmaklar, tırnaklar, sağ ve sol gözler, dudaklar, dişler, dil, yanaklar, deri, saçlar, kaşlar, kirpikler, böbrekler, mide, bağırsaklar, dalak, karaciğer, akciğer, kemikler, elbiseler, ayakkabılar, defter, kalem, çanta, silgi, kâğıtlar, anne, baba, abla, ev, koltuklar, halılar, perdeler, televizyon, kahvaltılıklar, yemekler, ekmek, su, elektrik, kitaplar, meyveler, kuruyemişler, çiçekler, lambalar, saat, mum, araba, yol, köprü… Devamını yazamıyorum çünkü unutmuşum bazılarını…

Sohbetimiz ve ufak sınavımız sonucunda bir gerçeğin daha farkına vardık. Hayata çocuk gözüyle baktığımızda güzelliklerin ve sevginin daha çok farkına varıyorduk. Neden yaşımız ilerledikçe nimetleri değil de problemleri daha çok görür olmuştuk?Hâlbuki aynı nimetler şimdide vardı hatta daha fazlası ikram olunmuştu. Değişen bizim bakış açılarımızdaydı; ümit dolu, pozitif, olumlu bakış açılarını kaybetmiş, olumsuz ve negatif bakış açıları bizi çepeçevre sarmıştı…Evet, şükür etmeyi unutmuştuk! Önce bu zehirli sarmaşıklardan kurtulmamız gerekiyordu. Beynimizi düşünce dünyamızdaki olumsuz, zehirli, hastalık yapan negatif düşünce otlarından temizlemeli, yepyeni ümitler aşılayan mis kokulu sarmaşık güller gibi pozitif düşünceleri ekme zamanı gelmişti. Bunu da ancak bize bahşedilen milyonlarca nimetin farkına vararak başarabilirdik.

Hep kaybettiğimizde mi?
Kıymetini bileceğiz sevdiklerimizin, niçin?
Hep elimizden alındığında mı?
Özleyeceğiz sayısız nimetleri, niçin?
Karanlığa gömüldüğümüzde mi?
Göz nurunun kıymetini bileceğiz, niçin?
Tutamadığında ellerimizle mi?
Hayır işi yapamadığımıza yanacağız, niçin?
Yatağa bağlandığımızda mı?
Üzüleceğiz koşamadığımıza ilim meclislerine, niçin?
Sevdiklerimizle konuşamadığımızda mı?
Pişman olacağız doyasıya seni seviyorum demediğimize, niçin?
Kur’an okuyanların sesini duyamadığımızda mı?
Derin bir hüzün kaplayacak kalbimizi, niçin?
Dokunabilirken sımsıkı tutamadığımızda mı?
Özleyeceğiz annemizin ya da çocuğumuzun ellerini, niçin?
Ayrılıklar ve ölümler kapımızı çaldığında mı?
Ailemizin ve birlik olmanın kıymetini anlayacağız, niçin?
‘’Kel ölünce sırma saçlı olmadan, kör ölünce badem gözlü olmadan’’…
Kıymetini bilmeli değil miyiz, elimizdekilerin?
Bolca şükür edemedik mi?
Sağlımız yerindeyken, niçin ?
Mihrican Ulupınar
25.03.13
02:50
18
Mar
13

Kahvaltıda Nimetleri Tefekkür


Kahvaltıda Nimetleri Tefekkür




3 tane masum kız çocuğu vardı. 9-7-2 yaşlarındaydılar. Çok yoruluyordu, tek başına yuvasının ve çocuklarının tüm hizmetlerine koşturuyordu. Bazen hayatın ağırlığı karşısında ezildiği demlerde oluyordu. 1 saatlik zor bulduğu dinlenme zamanlarından sonra yeniden topladığı enerji ile daha bir coşkuyla vazifesine devam ediyordu. Onların bakımındaki huzur kalbinin mutmain olmasına kâfi geliyordu.

Yine bir sabah kahvaltısını hazırladı ve yavrularını çağırdı. Tüm evi mis gibi patates kızartması ve tost kokuları sarmıştı. Çocuklar hemen ellerini yıkamak için banyoya koştular. Sonrasında sevinçle sofraya oturdular. Besmele ile kahvaltıya başladılar. Anneleri evlatlarını seyrediyordu. Mevlâsının O’na emanetleriydi bu küçücük canlar… Bir yanda ‘’acaba iyi yetiştirebilir miyim’’ korkusuyla gelecekleri için endişe ediyordu? Sonra içini teslimiyetin verdiği huzura bıraktı. Kendisi gibi On’ların sahibi de Mevlâsıydı! Elbet kaderlerinde yazılı bir senaryo vardı. O’nun görevi hem dua etmek, hem de fıtratlarına uygun yetiştirmek ve iyilerin safında olmaları için mücadele etmekti. Evlâtlarını bu düşüncelerle seyrederken sofradaki nimetlere gözü takıldı, farkındalığı artarak derin bir tefekküre daldı…

Çocuklarını da bu düşünce deryasına dâhil etti.
-Canım evlatlarım bu gün soframızda ne kadar çok insan var görüyor musunuz?

Çocuklar şaşkınlıkla annelerinin yüzüne baktı!

Anne, onların şaşkınlığını gidermek için sözlerine devam etti:

-Bu zeytinin soframıza nasıl geldiğini biliyor musunuz?
Tarlalarda çalışan yüzlerce Anadolu insanı; kimi bebeğini beşikte bırakmış gitmiş, kimi aç susuz, kimisi de hasta hasta çalışmış. Kamyonlarla şehirlere, uzun yolculuklarda, sıcak soğuk demeden nakliyeciler taşımışlar. Bakkal ve marketlerde satış için çaba sarf edenler, babamızın; parasını kazanmak için mücadelesi, annenizin sofrayı hazırlamak için emeği ve size bu nimeti yollayan Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Sakın ha evlâtlarım bir tanesini bile israf etmeyin. Kurtuluş Savaşı sonrasında yokluk günlerinde bir zeytini üç kez ısırırmış çocuklar!

-Ya bu, peynir ve tereyağı soframıza nasıl geliyor biliyor musunuz?
İneğin bakımı için emek çekenler, yeşilliklere gezdiren çobanlar, sütünü sağmak ve peynir yapmak için zahmet çekenler, tüccarlar, gece gündüz yollarda taşıyan kamyoncular, bakkal ve marketler, satın alabilmek için alın teri döken babanız, size sevgi ile kahvaltı hazırlayan anneniz ve bu nimetleri size ikram eden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir parçasını bile israf etmeyelim yavrularım…

-Ya balı nasıl anlatayım size?
Milyonlarca arının çiçek çiçek dolaşmak için kilometrelerce uçması, peteklerini inşa etmek için zorlu mücadeleleri, ballarını üretmeleri, arıcıların zor ve zahmetli emekleri, tüccarlar, kamyoncular, bakkal ve marketler, size satın almak için gece gündüz çalışan babanız, gece süte katıp içiren anneniz, bu nimetleri hediye eden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir damlasını bile boşa akıtmayalım canlarım…

-Ya mis gibi kokan çıtır çıtır ekmeğin yolculuğunu bilir misiniz?
Tarlada buğday yetiştirmenin zorlukları, değirmencinin un yapmak için zahmetleri, yolların yükünü çeken nakliyecilerin uykusuzlukları, pişirmek için kızgın sıcaklara sabreden fırıncıların emekleri, kazanmak için babanızın, sofraya getirmek için annenizin emeği, Bu ilmi onlara lütfeden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir lokmasını bile çöpe atmayalım yavrularım, bayatlarını dahi değerlendirelim, nasihatim olsun sizlere!

-Ya şu, mis gibi buram buram muhabbet kokan çayı anlatayım mı?
Rize çay tarlalarında çalışan yüzlerce çocuk, genç, yaşlı insan, alım ve satımı ile uğraşan tüccarlar, taşıyan nakliyeciler, bakkal ve marketler, sizi çaysız bırakmamak için çalışan babanız, size çayı usulüne göre demleyen anneniz, içinizi ısıtan bu nimeti nasip eden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir yudumunu bile dökmeyelim. İçebileceğimiz kadar demleyelim, israf etmeyelim gonca güllerim…

-Ya şu sizin çok sevdiğiniz rengârenk reçellere ne demeli?
Meyve ağaçlarının dikimi ve yetiştirilmesi, toplanmasındaki emekler, taşınmasındaki zahmetler, pişirilmesindeki ince sanatlar, korunmasındaki titiz itinalar, satışında emeği geçen işyeri sahipleri, size sevgi reçelleri satın alan sizi canından çok seven babanız, sofraya süslü tabaklarda size hazırlayan anneniz, bunca meyveyi yaratan Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri… Bir kaşığını bile ziyan etmeyelim nur yavrularım…

-Bu aşk kırmızısı domatesler ve bahar rengi yeşil salatalıkları nasıl anlatmalıydı. Derin bir ah çekti!
Tarlada çekilen emekler, zirai mücadeleleri, bakımı, toplanması, nakliyesi, tüccarları, sabahın 3’ünde yola düşen hâl ve pazarcıları, sizlere vitaminsiz kalmayın diye taşıyan babanız, mis gibi salatalar hazırlayan anneniz ve bu güzel renkleri, bu sebzelere hediye eden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir tanesini bile çürütmeyelim, bulamayan çocukları hatırlayalım evlâtlarım…

Sonra bir an duraksadı anneleri… Bunca hizmeti geçen insanlar için kendisi ne yapıyordu? Utandı! Suçluluk duygusuna kapıldı! Düşündü! O’da çokça Kur’an sohbetlerine katılıyordu, On’lar için dua edebilirdi. Zaten ediyordu ama bundan sonra daha bilinçli dualar edecekti. Belki onca hizmeti geçen ülkesinin bu kıymetli vefakâr, çilekeş insanları için bir nebzecikte olsa vefa borcunu ödeyebilirdi.

Ve bunca nimeti, bunca emekle, evine sofrasına kadar gönderen Mevlâsına nasıl teşekkür edeceğini bilemedi. Sofrada şu da eksik nasıl diyebilirdi ki? Bir zeytin, bir ekmek ve bir çay meğer ne kadar zor şartlarda sofraları onurlandırıyordu. Her kahvaltıda bol bol şükür etmek gerekirdi.

Çocuklar annelerinin yüzünü seyre dalmışlardı. Gözlerinden her sözü anlamadıkları okunuyordu. Ama ellerinde tuttukları her nimete daha bir farklı baktıkları kesindi.

Kahvaltılarını muhabbet içinde bitirdiler. Minicik, günahsız ellerini açtılar ve sofra dualarını okudular. Tüm emeği geçenlere de ayrıca dua ettiler.

Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com
18.03.13
03:44

15
Mar
13

Asude Bir Huzur Deminde



Asude Bir Huzur Deminde Yine /yeni/ yeniden sınadın ey Sevgili
Her şey yolunda giderken
Kapımda bekleyen imtihanın farkında bile değildim. Altın ateşte sınanırmış ya Sevgili
Benim de devamlı
Ateşe atılmam bundandır bilirim…

Asude bir huzur demindeyken cennetindeydim Sevgili
Bir fırtına ile yokladın yine gönlümü
İmanım ve ahlâkım ne kadar sağlam
Ölçtün belki de
Her şeyi bilmene rağmen
Canlara seyrettirmekti belki de muradın
Sabrettim yine kişiliğime zarar vermeden
İçim içimi yese de
Gönlümdeydi tüm arınmalarım…

En güzel intikam affetmektir ey Sevgili
Kalbimi bir kez daha hançerleyenleri
Affettim yine yeniden
Çıktım cehennem sıcağından
Erdim o asude huzur demlerime…

Kâl ehli olmak en kolayıymış Sevgili
Hal ehli olmak pişmekten de öte/ yanmamakmış
Buhurdan gibi tütmekmiş kavrulan yüreğinle
İstemsiz akan gözyaşlarına mani olamamakmış…

Hakikat ehli olmak zormuş Sevgili
Makamından bir nişane isterlermiş

Herkes rütbesine yakışanı yaparmış Sevgili
Madem melâmet hırkasını giydik
Mademki ölmeden öldük
Bize yakışmaz dava ve münakaşa…

Bizi bizden daha iyi bilen var elbet Sevgili
Her şerde bir hayır gizli değil mi?
Dağılan gönlümü toplayacak
Bir imtihandı belki de bu dumanlı havalar?

Kim bilir bu sancılar hangi doğuma işaretti ey Sevgili
Vazgeçtiğim her arzum ve hayâlim
Hangi cennet nimetinin bedeliydi kimbilir?

Yanmasın benim yüzümden ey Sevgili
Helâl ettim haklarımı
Tüm hakkımı yiyenlere
Cehennemin narında yanmasın hiçbir can

Sebep olursam dayanamam Sevgili…

Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com
15.03.13
02:45

12
Mar
13

Ben bir Müslüman çocuğuyum


Ben bir Müslüman çocuğuyum

 

Kur’an meclislerinde büyüdüm ben…
Annem var benim, her derdime derman; şefkatli, sevgi dolu, her sıkıntımda yanımda, sırdaşım, gönüldaşım, haliyle örnek olan, ilim meraklısı, bir dakikasını bile boşa harcamayan, mis gibi çorbalar pişiren, sıcacık yatağımdan kalktığımda hazır bulduğum sevgi dolu kahvaltılar, gece uyurken yanağıma konan muhabbet buseleri olan …

Başında beyaz nur başörtüsü, elinde Kur’an-ı ve tespihiyle, dilinde zikriyle, nur doludur annem…
Nezih arkadaşları var annemin. Seçicidir gittiği meclisleri; ya sohbettir, ya Kur’an meclisi, ya zikir halkası, ya akraba ziyareti, ya bir dost sofrası, ya da anne babasının gönlünü almaktır muradı… O ne kimseyi incitir, ne de incinir. Affı kendisine ilke edinmiştir. Şimdi ki anneler gibi dizilerde vakit kaybetmez. Kumanda tutmak yerine ellerimin sıcaklığını hissetmeyi tercih eder. Evlilik programları yerine gözlerimin içine bakmayı, sevgisiyle ruhumu doyurmayı tercih eder.
Zamanını çok dikkatli harcar. Boş vakitlerinde gençliğinden kazaya kalmış namazlarını eda eder. Vazifelerini elinden geldiğince aksatmamayı ister. Her an Ahiret kapısı açılır beklentisiyle, rikkatlidir annem…

Babam vardır benim. Hani derler ya ’’ adam gibi adamdır’’. Gündüz rızkımız için alın teri döker. Sırtımı dayadığım biricik babamdır O. Akşamları TV bağımlısı değildir. Muhabbet sofrası tertip eder. Bizleri etrafına toplar. Gün boyu neler yaptığımızı anlattırır bir bir…
Her gün akşamı iple çekeriz biz. Bir bakarım Kur’an okur, bir bakarım elindedir tespihi. Bel fıtığı, bacak ağrısı, nasırlaşmış ayakları O’nu yıldırmaz. Bizim gözlerimizdeki mutluluk pırıltısı O’na en güzel hediyedir Mevlamızdan…

Hafta sonları büyük alışveriş mekânları değildir gezdiğimiz yerler. Ya bir akrabamızı, ya bir aile dostunu, ya bir Allah dostunu ya da bir türbedir, ziyaretlerimiz… Ya da evimize aldığımız misafirlerdir, bizim tatil mutluluğumuz… Anneannem, Babaannem ve dedemler huzurevinde değildir bizim…Evimizin bir kanepesi her zaman onlar için ayrılmıştır. Şeyh Edebali’nin sözünü hatırlatır babam hep: ”Bereket büyüklerle beraberdir.” Büyüklerini ihmal edenlerin hem dünya, hem de ahirette iflas edeceğini anlatır devamlı…

En çok da babamın ve annemin gözlerinde ki ışığı severim ben. Onların gözlerine bakınca yüreklerinde ki gül bahçelerini seyrederim. Kulağıma tatlı bir esinti gelir. Bazen ne anlattıklarını anlamam ama bildiğim bir şey varsa oda sevgiye acıkmadığımdır. Bizim evimizin en büyük zenginliği sevgidir. Biz uyuşturucu, alkol bilmeyiz. Sigara ve alkolün kötü kokusu evimize uğramaz. Bizim evimiz cennet kokar, sevgi kokar, alın teri kokar, çorba kokar, kek kokar,portakal kabuğu kokar,poğaça kokar…

Müslüman çocuğuyum ben. Allah’ı, Peygamber’i, Vatanı, anne -babayı , kardeş sevgisini, Kur’an-ı, Namazı, orucu, sohbeti, hak yememeyi, yalan söylememeyi, hırsızlık yapmamayı,vefayı, sözünde durmayı, kitap okumayı, ilme düşkünlüğü ve daha nice güzellikleri ben anne ve babamdan öğrendim.

Annem ve babam bazen tartışırlar ama hiç boşanmayı düşünmezler. Onlar evlilikteki tartışmalara şöyle diyorlar:
‘’Yuvamız gemiymiş, eğer gemi sağlam olursa fırtına ve dalgalarda batmazmış.’’

Daha evlenirken ikisi de Allah’a dindar eş için dua etmişler. ”Bereketini ve huzurunu yıllardır görüyoruz,” diyorlar. Bizim sevgimiz eksilmiyor daha da çoğalıyor, diyorlar. Her evlilik yıldönümünde çıtayı, daha yukarı yıllara takıyorlarmış.
Yuvalarını menfaate bağlı temellere kurmamışlar, ümmet-i Muhammede hayırlı nesil bırakmak, vatana, millete faydalı bireyler yetiştirmekmiş niyetleri… Hepsinden önce de Allah rızasıymış yuvalarının temeli ve hizmetlerindeki sırları…

Mihrican Ulupınar
12.03.2013
21:12

07
Mar
13

Mehmet Emin Ay – Ya Allah (Esma-ül Hüsna)


 

 

 

07
Mar
13

Aşina Gözlerden Akıyor Nurun


Aşina Gözlerden Akıyor Nurun

Ezelden duyduğum merhaba hitabını
Cemalini seyran ettiğim nur nazarından bildim
Celalinle kamçıladığın imtihanın sırrını
Tenden cana açılan gizli kapından bildim

 

Mest olduğum aşina bakışlarını
Hatiften gelen seslerinden bildim
Vuslat beklerken hasret ikabını

Kalbimdeki hançer yaralarından bildim

Ayrılığında akıttığın sel misali gözyaşlarımı
Beytullahına aldığım putlardan bildim
El açıp gözyaşlarıyla sığındığım dergâhını
Çağırdığın gamlı demlerimden bildim

Ölmeden ölümle akıttığın sevda kanını
Şifaya vesile aşk iksirinden bildim
Nefsime vurduğun sillenin en ağırını
Verdiğin bin bir tesellinden bildim

Her attığım adımımın sana çıktığını
Seni bunun için yaratmadık ikabından bildim
ilmek ilmek dokuduğum nice sanatını
Aşkına ermek için kat kat merdivenler bildim

Farz nafile zikir yardımlarıyla hayrını
Sana yakınlaşmaya hediye bildim
Aşkın bedelinin can olduğunu
Damlanın deryada erimesinden bildim

İspatı nedir diye sevdamı sınamanı
Yaklaştım dediğimde uzaklaştırdığında bildim
Yusuf misali masumlukla zindanına
Güvendiklerimin sillesi ile attığında bildim

Bir kedi misali kapının tokmağını
Elbet bir gün açılır ümidinde bildim
Yalnız gelmem için dallarımı kırdığını
Cemalinin ağır bedelinden bildim

Tekliği ve vahdeti yaşattığını
Tahkiki imana eren İbrahiminden bildim
Aya güneşe sordum ışığını
Batmayan sonsuz nurundan bildim

Hacer gibi aradığımda suyun kaynağını
Teslim olduğum an İsmail’in ayağından bildim
Dur dur diye korktuğumda ikramını
Teslimiyetimin nakıslığından bildim

Bağrı yanık toprağın harını
Bahçıvanın Can suyunda bildim
Nöbet bekleyen bülbülün vefasını
Gülün kan renginden bildim

Bir gece muştunla uyandırdığını
Sevdamdan haberinin olduğunda bildim
Ezelden ebede taşıdığım sırrını
Beytullahına davet edildiğimde bildim

Niçin yaratıldım fikir sancısını
Hazreti Muhammedi tanıdığımda bildim
Pervanenin muma divane sevdasını
Adımı Aşk koyduğunda bildim

Mihrican Ulupınar
07:03:2013/ 02:43




İlahiaşk

Blog İstatistiklerim...@

  • 876.050 hits

Hatırlatıcı Notlar

 

 

İlahi Aşk Yolculuğu

İlahi Aşk Yolculuğu kitabımızın Kitapyurdunda da satışları başlamıştır.

İmam-ı Gazali

İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçluğu
Hayatında denge problemi yaşayan,
kişiliğinde, aile ilişkilerinde, ebeveynliğinde, sosyal ilişkilerinde, eğitiminde, ruhsal dünyasında kendini geliştirmek ve problemlerini çözümlemek, hedeflerine bilinçli yol almak için deneyimli bir rehbere ihtiyaç duyan, bayan danışanlara yardımcı olmak için buradayım. Saygılarımla.

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Mart 2013
P S Ç P C C P
« Şub   Nis »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

@Son Yorumlarım@

için fakraczi
için fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 785 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com

Twitter Sayfama hoş geldiniz.

Reklamlar