Şubat 2014 için arşiv

11
Şub
14

Ve Ravza Yollarındayız…


Ve Ravza Yollarındayız…

Ve Ravza Yollarındayız…

Tarih, Kader sayfalarıma mührünü vuruyor: 25.01.2006 Çarşamba…

Sabah Mekke’de veda tavafımızı yapmış, doyamamış ikindi namazında yeniden, son bir ziyaretle, ikinci bir veda daha yapıp, otelimize dönmüştük. Pınardan fışkıran kaynak suyu gibi, durmak bilmeyen yaşlı gözlerle…
Kalbim ikiye bölünmüş sanki; bir yanım Mekke’de kalıyor, bir yanım ise Medine’ye hasret…

Başlamıştı mübarek yolculuğumuz… O anki duyguları anlatmaya dilim aciz kalıyor, çok otobüs yolculuğu yapmıştım, özellikle memlekete yaptığım yolculuklarda… Lakin bu yolculuk o kadar başka ki, gönülden istiyorum her anını faydalı geçireyim… Tefekkür ediyorum ve içimden diyorum ki, bu otobüstekiler ne kadar şanslı… Çünkü Kutlu Sultanımız H.z Muhammed’e (s.a.v) gidiyoruz…
Kaç yolculuk bunun gibi özel olabilir? Kaç yolculuk böyle kutlu, kıymetli olabilir?
Allah’ım dilim anlatamıyor bu anları; Kutlu Sultanımız (s.a.v) deveyle ve zorluklarla yaptı, ben ise otobüste rahat koltuğumdayım, utanıyorum… Bir tarafımda ise coşkun bir heyecan! İçim içime sığmıyor, dakikalar asır gibi… Geçmek bilmiyor.
Yolculuğumda bazı sevmediğim davranışlar oluyor, özellikle bir yazar kardeşimin sitemleri beni çok üzüyor, otobüsün konforunu şikâyet ediyor? Neden daha lüks değilmiş diye!
Ahhhhh, yolculuğumuzun mübarekliğine binaen onu üzmek istemiyorum ama kalbim ona hep şu sözleri söylüyor… ’’ İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, eğer kendin bilmezsen bu nice okumaktır’’ İnşaallah O’nun kalbine de yol olmuştur bu kelamlar! Biz ki ne haddimize konfor ararız, biz ki… Ahhhh… Sürünerek gitsek bile layık olamayız o kapıya, nice Allah (C. C) dostları, Peygamber âşıkları ne büyük hürmetlerle gitmişlerdi o mübarek kapıya, ya biz!

Yolculuk bitmek bilmiyor, hepimizde bir heyecan… Allah’ım sanki yanımızda O (S.A.V), sanki bizimle… Ahhhh…
Sevdim seni ya RasulAllah Sevdim seni ya HabibAllah
Bizi de al yanına Güllerin Efendisi Âşıklarını kabul et ümmetin Sevgilisi

Akşamüzeri saat 18.00 de Mekke’den başlayan yolculuğumuz gece saat 02.00 de Medine’ de bitiyor, işte o ilk ışıklar!
Ravza’nın minaresinin ışıkları! Işıl ışıl… Nur dağıtıyor Ümmete…

Oteli istemiyorum, bir girebilsem huzura, Sevgiliye, aşka, muhabbete… Hemen şimdi gitmek istiyorum… Sevgilisine kavuşmak isteyen bir âşık gibi… Sılaya dönen bir yolcu gibi… Babasını özleyen bir evlat gibi… Hepimiz ayaktayız görmek için yarış yapıyoruz. Ve indik otelin önüne, eşyalarımızı teslim ediyoruz ve yine bir sürpriz daha…

Evet, anahtarları vermiyorlar, otelin odaları hazır değilmiş!
Allah’ım nasıl sevindim, nasıl sevindim…

Valizleri hemen girişe bırakıp, Ravza-i Mutahhara’ya doğru aşkla yürüyoruz, otelimiz hemen Mescid-i Nebevi’nin karşısında… Green Palas… Lakin Ravza-i Mutahhara’nın yanında öyle sönük kalıyor ki… Tüm oteller sadece bir misafirhane, bu kutlu yolcuların misafirhaneleri… Mana ile doyanlar maddeye takılır mı hiç?

Sevinç ve tatlı bir heyecan ile abdestlerimizi alıyoruz. Çok az hacı var, nasıl seviniyoruz. Bu demektir ki, doya doya hasret gidereceğiz… Mekke çok kalabalıktı, biz ayrılana kadar da bir türlü boşalmamıştı. Kızmayın bana ne olur, insan sevdiğini paylaşamıyor! Burası da kalabalık olacak diye korkuyorduk, bu sakinlik sevindirmişti bizi, demek hacılar memleketlerine gitmişti artık…

Mescid-i Nebevi öyle büyüktü ki tarifi mümkün değil… Yatsı ve teheccüd namazlarımızı kıldık. Kapısı çok fazla… Biz genelde H.z Osman kapısından giriyoruz, her kapının bir adı ve numaraları var… Daha sabah namazına çok var…

Bu ne kutlu bir gece Ya Rab! Sabaha kadar çok özel bir dem…
Bu sabah hiç olmasa!
Yarını bekleyemeyeceğiz; ben, hocamızın hanımı, birde Aynur ablam Ravza-i Mutahhara’ya gidiyoruz. İçeriye giremiyoruz, henüz açık değil. Bizde dışarıdan ziyaret ediyoruz.

Ve ‘’O AN’’ YEŞİL KUBBE’NİN karşısındayım…

Allah’ım sanki Kutlu Sultanımız H.z Muhammed (s.a.v) bize diyor ki; ‘’Hoş geldiniz’’… Benim yüzüm öyle kızardı ki, işlediğim hatalar, kusurlarım aklıma geliyor, layık değilim diyorum bu kapıya, ne sunacağım şimdi? Hani hediyem? İçimde amansız fırtınalar, dışımda ise sessizlik ve sükût demindeyim…

Ve dilimden gayri ihtiyari dökülenler…

Esselatü vesselamü aleyke ya RASULALLAH
Esselatü vesselamü aleyke ya HABİBALLAH
Esselatü vesselamü aleyke ya H.z Eba Bekir
Esselatü vesselamü aleyke ya H.z. Ömer

Sana getirecek temiz hiç bir şeyim yok, ya RasulAllah… Riya karışmamış bir amelim var mı bilmiyorum? Sadece Sana sunacağım en kıymetli hediyem, Kâbe’nin üzerime toplanan tozları… Onlar benden çok daha temiz… Ne olur Kâbe’nin tozu hürmetine,’’EBEDİ SEVGİLİNİN EVİNİN TOZU HÜRMETİNE’’ affeder misin beni? Ne olur? Bağışlar mısın bu acizi? Kabul eder misin dergâhına?

Gözlerim yeşil kubbede takıldı kaldı, ayrılamıyorum, ne büyük bir Onur bu Allah’ım… Kutlu Sultanımız (s.a.v) bizi direk huzuruna kabul etmiş ve otelde misafirliğimize bile izin vermemişti… Bu gece sabaha dek Mescid-i Nebevi’nin misafiriyiz bu mutluluğu anlatmaya doyamıyorum. Her şerde bir hayır gizli değil mi? İşte o hayrı doya seyrediyorum.

Sonra Cennet-ül Baki’ye gidiyoruz. H.z Osman’a(r.a.) ve tüm sahabelere H.z Fatıma’ya(r.a) ve Peygamberimizin(s.a.v) tüm yakınlarına doyasıya selamlar veriyoruz. Onbinlerce sahabi var burada, aman Allah’ım! Ben kitaplardan okuyarak onlara ulaşmaya çalışırdım, buradalar ve karşımdalar… Bu nasıl bir zaman dilimi, bir daha nasip olur mu? Bir daha tadabilir miyim bu maddi ve manevi ziyareti?

Geri geliyoruz, aman Allah’ım! Bu kalabalık da nedir? Hayret üzere hayret yaşıyorum!

Nasıl olur ama daha yarım saat öncesinde kimseler yok gibiydi, şu an akın akın insan seli geliyor ve ben, yetmiş beş bin kişinin namaz kılabildiği Mescid-i Nebevi’nin içine giremiyorum, çünkü yer kalmamış! Ne zaman geldi bunca insan?
Aman Allah’ım erken düşünmüşüm, yine yanıldım! Bir âşık biz miyiz sandım? Ahhhh, âşıklar meğer buluşma saatini gözetliyormuş, hiç kılar mı onlar evlerinde ya da otellerinde? Sabah namazına buraya, Sevgili Peygamberimiz’e(s.a.v)koşmuşlar. Gıpta ediyorum, imreniyorum ve birazda kıskanıyorum, ne güzel Allah’ım… Her vakit namazını burada kılıyorlar, çok geç kalmışım çok…

Mescid-i Nebevi’nin bahçesinde bir yer buluyorum kendime, evet bahçesi bile ÂŞIKLAR ile dolu. Kutlu Sultanımız H.z Muhammed’i (s.a.v) sevenler ile dolu… Tüm dünya ülkelerinden ziyaretçileri var. Avrupa, Asya, Afrika, Avustralya, Amerika kıtaları cem olmuş, dünya Müslümanları burada toplanmış. Zengini- fakiri, yaşlısı- genci, çocuğu- bebeği, makamlısı-makamsızı…

Burada bahçe bölünmüş, namazlarımızı artık bayan ve erkekler ayrı ayrı kılıyoruz. Burayı da paylaşmak zorundayız
’’Sevilen bu kadar güzel olursa seveni de bir o kadar çok olacaktı tabi, ne bekliyordun?’’ diyorum kendime ve o güzelim Medine rüzgârının serinliğinde sabah namazlarımızı âşıklarla birlikte eda ediyoruz. Sağımda Nijerya’lı,solumda Almanya’lı kardeşimle…
Şâd olmuş, tatmin olmuş, vuslata ermiş bir gönülle otelimize dönüyoruz, kahvaltımız hazır, bir an önce dinlenip, Ravza-i Mutahhara’yı içeriden ziyaret etmek için hazırlık yapmamız gerekiyor. Bayanlara belli vakitler ayrılmış, günde iki kere, bir sabah bir de öğle sonu… Beylere daha çok izin var.
Oteldeki hacı arkadaşlarımıza bakarken tefekkür ettim; ne güzel bir birliktelikti bu, Peygamberimize(s.a.v) manidar aşk dolu vuslatı, çok kıymetli bir hatırayı paylaşıyorduk.
Mevlam razı olsun tüm hocalarımızdan, hacı arkadaşlarım ve hizmet eden görevlilerden. Otelimizde restoranda hâkim renk tonu; Tatlı pembe ile mor arası( en sevdiğim renklerdendir)… Bu renkler tüm yorgunluğu üzerimizden atmamıza yardımcı oluyor, odalar yine yeşil renk tonunda bizi rehavete düşürmüyor, dinamik tutuyor. Ben boş bulabilirsem cam önünde oturmak istiyorum, çünkü tam karşımızda Ravza-i Mutahhara… Onu seyran etmek bile öyle güzel ki.
Vakit namazlarımızı hep Mescid-i Nebevi’de kılıyoruz 40 vakit namazımızı burada eda etmeye niyetlendik, zaten toplam 8 günümüz kaldı. Allah’ım 8 gün yeter mi, yeter mi? Sadece 8 gün! Acaba bir daha buralara ulaşabilecek miyim? Bilmiyorum. Ama yetmek zorunda bu 8 gün… Bende hiç bir vakit namazımı kaçırmadan, hepsinde Mescid-i Nebevi’ye koşuyorum… Ya bir daha gelemezsem? Göremezsem?

İş yerleri ezan okunmadan önce kapanıyor, ‘’halas-bitti, salât- namaz’’ diyorlar onlar için namaz önemli, ticaret ikinci planda, ne kadar güzel ah… Neler gelmedi ki aklıma? Türkiye geldi, acaba namaza gereken değeri bu kadar veriyor muyduk, önce namaz mıydı, yoksa ticaret mi? Camiler boş, pazarlar ve AVM ler insan doluydu, hatırladım ve hüzünlendim. Nasıl bu hale gelmiştik? Yorumsuz…

Burada da ibadet, Kâbe’de olduğu gibi çok değerli… Kâbe’de 1 rekâta 100.000 sevap varken, burada bir rekâta 1000 sevap var… Her şey kıymetli buralarda, değerlendirmeli ve uyuyarak geçirmemeli, kıymetini bilmeli. Hacılar ve Medine ahalisi saatler öncesinden akın akın Mescid-i Nebevi’ye geliyorlar, hatta bir kaç namaz vakti mescitten ayrılmayanlar da var, bol bol Kuran-ı Kerim okuyoruz. Burada tavaf yok, bu yüzden boş vaktimiz çok ve en güzel değerlendirme şekli de Kur’an-ı Kerim okumak, özellikle tüm kardeşlerimizle beraber hatim üzerine hatim indiriyoruz. Zaten öyle güzel ki Mesid-i Nebevide Kur’an-ı Kerim okumak, nasılda özlemişim, doyasıya okumayı, çünkü 3 küçük çocuğum var eskisi gibi Kur’an-ı Kerim okumaya zaman bulamıyordum. Gençliğimde çokça okurdum ama hayat şartları ağırlaştıkça yüküm arttıkça ibadetlerimi istediğim zenginlikte yapamaz olmuştum. Zaten en çok ibadetlerle dinlenirdim, tüm yorgunluğum sıkıntılarım, Kur’an-ı Kerim okurken, namazımı kılarken, dini kitaplar okurken bir bir giderdi. Bu yüzden çok özlüyordum doyasıya ibadeti, bunun için bol bol okuyorum. Hiç yorulmuyor insan, bir şeyi severek yapıyorsa…

Kur’an-ı Kerim okumayı çok seviyorum, namaz kılmayı çok seviyorum, Allah’ım iyi ki bizi Müslüman dünyaya getirdin ve iyi ki Seni Tanıdım ey Yüce Ebedi Sevgilim… Ne kadar şükretsem az, ne kadar hamdetsem az, seni çok seviyorum, aşkım sen ol Allahım… Aşkım sen ol Allah’ım…

Ravza ziyaretimi bir başka anıda kaleme almak duasıyla…

2006 Hac anılarımdan hatıralar
Mihrican Ulupınar

Reklamlar
11
Şub
14

Ravza-i Mutahhara’ya ilk ziyaretim…


Ravza-i Mutahhara’ya ilk ziyaretim…

Resimi orjinal boyutunda görmek için buraya tıklayın.

Ravza-i Mutahhara’ya ilk ziyaretim…

Tarih unutulmaz bir hatırayı daha Kader sayfalarımdan açığa çıkarıyor. ‘’26.01.2006’’

Ve bekliyorum…

Burada ibadet çok değerli, nasıl değerli olmasın ki? 1 Rekat’a 1000 sevap veriliyor ve Peygamberimin (S.A.V) mescidindeyim. O’na (s.a.v) o kadar yakınım ki… Bazen ’’acaba cemaat arasında dolaşıyor mu?’’ diye düşünmeden geçemiyorum. Hacı kardeşlerimiz ve Medine halkı akın akın Ravza-i Mutahhara’ya geliyorlar, izdiham var türbesinde… Mescid tıklım tıklım. Bayanlara ziyaret için günde iki kere, beylere geri kalan tüm zamanlar da izin var. Onlar bizden daha şanslı. Biz bayanlar ülke ülke sıra bekleyerek ziyaret ediyoruz. Burada beklemek bile o kadar güzel ki…

Nerelerde beklemedik ki hayat boyunca; otobüs duraklarında, yollarda, arkadaş beklerken, isteklerimize ulaşmak için… Çok bekledik bu yaşımıza dek, lakin burada beklemenin tadı o kadar başka ki… Bazı bayan kardeşlerim sıkılıyor ve acele ediyorlar, ben onlara diyorum ‘’neden acele ediyorsunuz, nereye yetişeceksiniz? Bizim hayalimiz değil miydi buralara gelmek?’’ Gelemeyen kardeşlerimizin yürek yangınlarını bir hatırlasalar… Benim hiç acelem yok, yeter ki bu kapıda bekleyeyim başka kapılara dalmayayım. Şimdi Peygamberimizi (s.a.v) ziyaret için bekliyorum, saatler sürse bile o kadar güzel ki, hiç bitmesin istiyorum bu anların… Allah’ım benim şikâyetim yok, ben nerelerde beklemedim ki? Bunca zaman, vakitlerimi nerelerde harcamadım ki? Kaldı ki başka yerlerde bekleyişlerim bu mübarek yerde beklemenin değeriyle denk olur mu?

Yanımda Türkiye’nin değişik şehirlerinden gelen kardeşlerimle bir aradayım… Antep, Urfa, Adana, Niğde, Konya, Diyarbakır… Hepimiz aynı niyet için buradayız, biz bayanlar nerelerde toplanmıyoruz ki? Bilakis içlerindeki en güzel buluşma yeri bu mübarek yer… Biraz ilerimizde diğer ülkelerden; İran, Endonezya, Nijerya, Pakistan, Hindistan, Hollanda’dan din kardeşlerim var. Sırayla alınıyor tüm Ülkeler… Biz Türkiye’yi en son alıyorlar, bayanlardan en sabırlı ülke bizmişiz, bu yüzden diyorlar.

Allah’ım burada beklemek! Peygamberimin(s.a.v) kapısındayım, birazdan O Kutlu Sultan’a çok yakın olacağım, ben ki İstanbul’dan O’na gönül dolusu selamlar gönderirken, bazen hayalen onu ziyaret ederken, rabıtayla O’na yakın olmaya çalışırken… İşte geldim, işte davet edildim, hak etmediğim halde kapısındayım, kara yüzümle…

Bu anı anlatamıyorum, müthiş bir duygu selindeyim, ağlıyorum, titriyorum

Geldim işte, ne olur hiç bitmesin bu anlar, ben burada günlerce bekleyeyim razıyım… Yavaş yavaş, kademe kademe ilerliyoruz, neredeyse her adımda duruyoruz, bir hareket bir durgunlukta… Kaç kapı geçtik saymıyorum, sıra bize geliyor, yakınlaştıkça heyecanım artıyor. Allah’ım öyle bir koşuşturma var ki, hele kapılar açıldıkça içeriye bir koşuş, kendimizi su gibi hissediyorum, deryaya akan bir su… O coşkuyu bir görseniz, tarif edemiyor kelamlarım, hoş görün…

Bazen anlatabilmek için susmak gerekir…

Dillerimizde devamlı Salâvat-ı Şerifeler getiriyoruz, vuslat yakınlaştıkça kardeşlerimin heyecanı daha bir artıyor ve istemeyerek izdiham oluyor burada… Kaburgalarımın birbirine geçtiğini hissediyorum ama burada ölmeye razıyım zaten. Burada vefat eden kardeşlerimiz olmuş, çünkü o an ki aşk ve muhabbetten kimse birbirini göremiyor. İslam tarihini okuduğumda birbiriyle yarışan, Kutlu Sultanımız H.z Muhammed’in (s.a.v) doya doya cemalini seyreden, sohbetlerini dinleyen, aynı sofrayı paylaşan, birlikte yolculuk yapan sahabelerimize, mübarek annelerimize çok imrenirdim.

Ve… Ve… Ve… Geldim işte, buradayım… Güllerin efendisinin huzurunda(s.a.v)…

Ya RasulAllah, Seni en güzel selamlarla selamlıyorum. Geldim kapına aciz bir ümmetinim,
Affet biçareyim kapında, ne olur beni de kabul et… Geldim, Sana ümmetinin selamlarını da getirdim,
Gelemediler ama Seni çok seviyorlar ne olur onları da kabul et. Geldim, Sana ümmetinin, aşkını, muhabbetini, sevgisini getirdim.
Yanıyorlar hasretinden, ben gelirken çok ağladılar, ne olur onları da affet…
Burada gibi her biri, belki bedenleriyle gelemeseler de ruhlarıyla buradalar…

Allah’ım nedir bu demir parmaklıklar, niçin bu engel? Yine mi göremeyeceğiz Kutlu Sultanımızı(S.A.V)?

Görmeden sevmek kaderimizdi bizim… H.z. Veysel Karani misali…
Öyle isterdim ki O’na daha da yakın olmayı, öyle isterdim ki… Bu demir perde yaktı beni…
Sevgililerin buluşması niye bu kadar zor?

Selamlarımı verdim. O’nun (S.A.V) türbe-i şeriflerini daha yakından göremediğimiz gibi, bayan polislerin birde acele etmemizi işaret etmeleri yok mu? Onlar da haklı, anlıyorum ama ya bizler, ya bizlere yeter mi bir kaç dakikalık görüş? Gözümüz arkada kala kala, bu sırlı pencerelere takıla takıla, ilerliyoruz… Ola ki… Belki?

Evet, bulunduğumuz halı, yeşil halı, yani ‘’Cennet Bahçesi’’, burada kılınan namaz Cennette kılınıyor hükmünde… Bu yüzden namaz kılmaya çalışıyoruz lakin ne mümkün, yer ve zaman yok, arkadaşımın sırtına secde etmek zorunda kalıyorum. Artık varın kalabalığı siz tefekkür edin. Peygamberimi(S.A.V) ziyarete neden bu kadar geç kalmışım? Neden? Çok mu zordu? Niçin bu kadar vakit kaybettim?

Zahirim ile ayrılıyorum belki ama Manâm, Ravza’da zincirli kalıyor…

Ve ziyaretimi tamamlıyorum, hediyelerimi sundum, emanet edilen selamları bizzat ulaştırdım ve hüzünle ayrılıyorum. Burada kaldığım dönem boyunca devamlı Mescid-i Nebevi’de geçiriyorum zamanlarımı, otelin çok yakın olması özgür olmama yardımcı oluyor… Abimden genel izin aldım, artık özgürce istediğim an oradayım, alışverişlerde bile gözüm yok, sırf bazı arkadaşlarımın bana siparişleri için aceleyle gidiyorum ve hemen dönüyorum…
Genelde namazlarımı Mescid-i Nebevi’nin bahçesinde kılıyorum…
Büyük bir seccade seriyor ve seccademe diğer din kardeşlerimi de davet ediyorum, tüm dünyadaki kardeşlerimle beraber kılıyorum.
Her bir namazın tadı başka; akşam serinliğinin, öğle sıcağının, yatsının dingin namazı, sabahın seher vakti bir başka… İkindi de ise bahçe tüm yorgunluğa inat, yine tıklım tıklım dolu…

Kâbe’de nasıl ayakkabılarımı kaybettiysem bir kere, burada da iki kere kaybettim. Dursun Ali Erzincan’lı bir şiirini okuyor ya; Mescid-i Nebevi’de ayakkabısını kaybeden çocuk diye, ben her dinlediğimde kendimi hatırlıyorum bu şiirin içinde… Sadece ben miyim kaybeden? Öyle çok ki kaybedenler… Peşine düşmüyorum bu ayakkabıların, vardı bir hikmeti bıraktım oluruna, kaybolsundu…

Ah! Birde ben Resulümde(s.a.v) kaybolsam…

27 Ocak Cuma 2006

Bu sabah kahvaltıdan sonra yine Peygamberimizi (S.A.V)ziyaret ettik. Ravza-i Mutahhara’ya girdik, cuma namazı, cenaze namazları ve Kur’an-ı Kerim okuyarak uzun bir süremizi Mescidde geçirdik…
Hele o tahta rahlelerde Kur’an-ı Kerim okumak ruha ferahlık, inşirah… Ravzada’da çok büyük bir huzur hâkim…
Beynim boşalmış gibi, hiç bir dert ve sıkıntı kalmadı, sıfırlandım sanki, tüm hayatımın acıları ve sıkıntıları gitti, yeniden doğmuş gibiyim.

Mihrican Ulupınar

2006 Hac anılarımdan hatıralar
27.01.14




İlahiaşk

Blog İstatistiklerim...@

  • 866,097 hits

Hatırlatıcı Notlar

 

 

İlahi Aşk Yolculuğu

İlahi Aşk Yolculuğu kitabımızın Kitapyurdunda da satışları başlamıştır.

İmam-ı Gazali

İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçluğu
Hayatında denge problemi yaşayan,
kişiliğinde, aile ilişkilerinde, ebeveynliğinde, sosyal ilişkilerinde, eğitiminde, ruhsal dünyasında kendini geliştirmek ve problemlerini çözümlemek, hedeflerine bilinçli yol almak için deneyimli bir rehbere ihtiyaç duyan, bayan danışanlara yardımcı olmak için buradayım. Saygılarımla.

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Şubat 2014
P S Ç P C C P
« Ağu   Haz »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
2425262728  

@Son Yorumlarım@

hakkında fakraczi
hakkında fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 782 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com

Twitter Sayfama hoş geldiniz.

Reklamlar