11
Şub
14

Ravza-i Mutahhara’ya ilk ziyaretim…


Ravza-i Mutahhara’ya ilk ziyaretim…

Resimi orjinal boyutunda görmek için buraya tıklayın.

Ravza-i Mutahhara’ya ilk ziyaretim…

Tarih unutulmaz bir hatırayı daha Kader sayfalarımdan açığa çıkarıyor. ‘’26.01.2006’’

Ve bekliyorum…

Burada ibadet çok değerli, nasıl değerli olmasın ki? 1 Rekat’a 1000 sevap veriliyor ve Peygamberimin (S.A.V) mescidindeyim. O’na (s.a.v) o kadar yakınım ki… Bazen ’’acaba cemaat arasında dolaşıyor mu?’’ diye düşünmeden geçemiyorum. Hacı kardeşlerimiz ve Medine halkı akın akın Ravza-i Mutahhara’ya geliyorlar, izdiham var türbesinde… Mescid tıklım tıklım. Bayanlara ziyaret için günde iki kere, beylere geri kalan tüm zamanlar da izin var. Onlar bizden daha şanslı. Biz bayanlar ülke ülke sıra bekleyerek ziyaret ediyoruz. Burada beklemek bile o kadar güzel ki…

Nerelerde beklemedik ki hayat boyunca; otobüs duraklarında, yollarda, arkadaş beklerken, isteklerimize ulaşmak için… Çok bekledik bu yaşımıza dek, lakin burada beklemenin tadı o kadar başka ki… Bazı bayan kardeşlerim sıkılıyor ve acele ediyorlar, ben onlara diyorum ‘’neden acele ediyorsunuz, nereye yetişeceksiniz? Bizim hayalimiz değil miydi buralara gelmek?’’ Gelemeyen kardeşlerimizin yürek yangınlarını bir hatırlasalar… Benim hiç acelem yok, yeter ki bu kapıda bekleyeyim başka kapılara dalmayayım. Şimdi Peygamberimizi (s.a.v) ziyaret için bekliyorum, saatler sürse bile o kadar güzel ki, hiç bitmesin istiyorum bu anların… Allah’ım benim şikâyetim yok, ben nerelerde beklemedim ki? Bunca zaman, vakitlerimi nerelerde harcamadım ki? Kaldı ki başka yerlerde bekleyişlerim bu mübarek yerde beklemenin değeriyle denk olur mu?

Yanımda Türkiye’nin değişik şehirlerinden gelen kardeşlerimle bir aradayım… Antep, Urfa, Adana, Niğde, Konya, Diyarbakır… Hepimiz aynı niyet için buradayız, biz bayanlar nerelerde toplanmıyoruz ki? Bilakis içlerindeki en güzel buluşma yeri bu mübarek yer… Biraz ilerimizde diğer ülkelerden; İran, Endonezya, Nijerya, Pakistan, Hindistan, Hollanda’dan din kardeşlerim var. Sırayla alınıyor tüm Ülkeler… Biz Türkiye’yi en son alıyorlar, bayanlardan en sabırlı ülke bizmişiz, bu yüzden diyorlar.

Allah’ım burada beklemek! Peygamberimin(s.a.v) kapısındayım, birazdan O Kutlu Sultan’a çok yakın olacağım, ben ki İstanbul’dan O’na gönül dolusu selamlar gönderirken, bazen hayalen onu ziyaret ederken, rabıtayla O’na yakın olmaya çalışırken… İşte geldim, işte davet edildim, hak etmediğim halde kapısındayım, kara yüzümle…

Bu anı anlatamıyorum, müthiş bir duygu selindeyim, ağlıyorum, titriyorum

Geldim işte, ne olur hiç bitmesin bu anlar, ben burada günlerce bekleyeyim razıyım… Yavaş yavaş, kademe kademe ilerliyoruz, neredeyse her adımda duruyoruz, bir hareket bir durgunlukta… Kaç kapı geçtik saymıyorum, sıra bize geliyor, yakınlaştıkça heyecanım artıyor. Allah’ım öyle bir koşuşturma var ki, hele kapılar açıldıkça içeriye bir koşuş, kendimizi su gibi hissediyorum, deryaya akan bir su… O coşkuyu bir görseniz, tarif edemiyor kelamlarım, hoş görün…

Bazen anlatabilmek için susmak gerekir…

Dillerimizde devamlı Salâvat-ı Şerifeler getiriyoruz, vuslat yakınlaştıkça kardeşlerimin heyecanı daha bir artıyor ve istemeyerek izdiham oluyor burada… Kaburgalarımın birbirine geçtiğini hissediyorum ama burada ölmeye razıyım zaten. Burada vefat eden kardeşlerimiz olmuş, çünkü o an ki aşk ve muhabbetten kimse birbirini göremiyor. İslam tarihini okuduğumda birbiriyle yarışan, Kutlu Sultanımız H.z Muhammed’in (s.a.v) doya doya cemalini seyreden, sohbetlerini dinleyen, aynı sofrayı paylaşan, birlikte yolculuk yapan sahabelerimize, mübarek annelerimize çok imrenirdim.

Ve… Ve… Ve… Geldim işte, buradayım… Güllerin efendisinin huzurunda(s.a.v)…

Ya RasulAllah, Seni en güzel selamlarla selamlıyorum. Geldim kapına aciz bir ümmetinim,
Affet biçareyim kapında, ne olur beni de kabul et… Geldim, Sana ümmetinin selamlarını da getirdim,
Gelemediler ama Seni çok seviyorlar ne olur onları da kabul et. Geldim, Sana ümmetinin, aşkını, muhabbetini, sevgisini getirdim.
Yanıyorlar hasretinden, ben gelirken çok ağladılar, ne olur onları da affet…
Burada gibi her biri, belki bedenleriyle gelemeseler de ruhlarıyla buradalar…

Allah’ım nedir bu demir parmaklıklar, niçin bu engel? Yine mi göremeyeceğiz Kutlu Sultanımızı(S.A.V)?

Görmeden sevmek kaderimizdi bizim… H.z. Veysel Karani misali…
Öyle isterdim ki O’na daha da yakın olmayı, öyle isterdim ki… Bu demir perde yaktı beni…
Sevgililerin buluşması niye bu kadar zor?

Selamlarımı verdim. O’nun (S.A.V) türbe-i şeriflerini daha yakından göremediğimiz gibi, bayan polislerin birde acele etmemizi işaret etmeleri yok mu? Onlar da haklı, anlıyorum ama ya bizler, ya bizlere yeter mi bir kaç dakikalık görüş? Gözümüz arkada kala kala, bu sırlı pencerelere takıla takıla, ilerliyoruz… Ola ki… Belki?

Evet, bulunduğumuz halı, yeşil halı, yani ‘’Cennet Bahçesi’’, burada kılınan namaz Cennette kılınıyor hükmünde… Bu yüzden namaz kılmaya çalışıyoruz lakin ne mümkün, yer ve zaman yok, arkadaşımın sırtına secde etmek zorunda kalıyorum. Artık varın kalabalığı siz tefekkür edin. Peygamberimi(S.A.V) ziyarete neden bu kadar geç kalmışım? Neden? Çok mu zordu? Niçin bu kadar vakit kaybettim?

Zahirim ile ayrılıyorum belki ama Manâm, Ravza’da zincirli kalıyor…

Ve ziyaretimi tamamlıyorum, hediyelerimi sundum, emanet edilen selamları bizzat ulaştırdım ve hüzünle ayrılıyorum. Burada kaldığım dönem boyunca devamlı Mescid-i Nebevi’de geçiriyorum zamanlarımı, otelin çok yakın olması özgür olmama yardımcı oluyor… Abimden genel izin aldım, artık özgürce istediğim an oradayım, alışverişlerde bile gözüm yok, sırf bazı arkadaşlarımın bana siparişleri için aceleyle gidiyorum ve hemen dönüyorum…
Genelde namazlarımı Mescid-i Nebevi’nin bahçesinde kılıyorum…
Büyük bir seccade seriyor ve seccademe diğer din kardeşlerimi de davet ediyorum, tüm dünyadaki kardeşlerimle beraber kılıyorum.
Her bir namazın tadı başka; akşam serinliğinin, öğle sıcağının, yatsının dingin namazı, sabahın seher vakti bir başka… İkindi de ise bahçe tüm yorgunluğa inat, yine tıklım tıklım dolu…

Kâbe’de nasıl ayakkabılarımı kaybettiysem bir kere, burada da iki kere kaybettim. Dursun Ali Erzincan’lı bir şiirini okuyor ya; Mescid-i Nebevi’de ayakkabısını kaybeden çocuk diye, ben her dinlediğimde kendimi hatırlıyorum bu şiirin içinde… Sadece ben miyim kaybeden? Öyle çok ki kaybedenler… Peşine düşmüyorum bu ayakkabıların, vardı bir hikmeti bıraktım oluruna, kaybolsundu…

Ah! Birde ben Resulümde(s.a.v) kaybolsam…

27 Ocak Cuma 2006

Bu sabah kahvaltıdan sonra yine Peygamberimizi (S.A.V)ziyaret ettik. Ravza-i Mutahhara’ya girdik, cuma namazı, cenaze namazları ve Kur’an-ı Kerim okuyarak uzun bir süremizi Mescidde geçirdik…
Hele o tahta rahlelerde Kur’an-ı Kerim okumak ruha ferahlık, inşirah… Ravzada’da çok büyük bir huzur hâkim…
Beynim boşalmış gibi, hiç bir dert ve sıkıntı kalmadı, sıfırlandım sanki, tüm hayatımın acıları ve sıkıntıları gitti, yeniden doğmuş gibiyim.

Mihrican Ulupınar

2006 Hac anılarımdan hatıralar
27.01.14


0 Responses to “Ravza-i Mutahhara’ya ilk ziyaretim…”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

@Kategorilerim…@

Şubat 2014
P S Ç P C C P
« Ağu   Haz »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
2425262728  

Blog İstatistiklerim...@

  • 810,793 hits

@İHH…@

  • SUYUNA SAHİP ÇIK!

  • İSTANBUL

    Ziyaretçilerim@

    Facebook sayfama hoş geldiniz

    Twitter Sayfama hoş geldiniz.

    Feedjit

    Allah Yeter


    Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

    Diğer 718 takipçiye katılın

    Candan'cığımın evinde Nesrin teyzemin karanfilleri ile kahve keyfimiz 😊☕️❤️💞💝🌹#validebağ #sitesi #kadıköy #muhabbet #vefa #dostluk #sevgi  #istanbul #mola #anılar #avrasya
    Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com
    Büyük Gün13 Ara 2016
    Sabrın Sonu Her Daim Selamettir

    Sosyal


    AUZEF Sosyoloji

    DERS NOTLARI ÖZET ÇALIŞMALARI

    "İç Huzuru Ararım"

    DEĞİŞİMİ gerçekleştirecek nitelikteki niyet gücü, adım atma gücü “ben”de, “sen”de ve “biz”dedir.

    Durma, Koş!

    DEĞİŞİMİ gerçekleştirecek nitelikteki niyet gücü, adım atma gücü “ben”de, “sen”de ve “biz”dedir.

    Haluk Çavuşoglu

    Tasavvuf ve Hakikat kapısı

    Mavera

    Hizmet

    Gökkuşağı

    " Gönlüm öyle bir yere düştü ki, hiç sorma " ( Şems-i Tebrizi ) , Hayata dair düşünce metaforu, Edebiyat

    kurannuru psikoloji

    ruha şifa kalbe huzur akıla ışık hayata rehber

    EnSevgili

    Anam Babam Sana Feda Olsun Ya RasulAllah!

    %d blogcu bunu beğendi: