Archive for the 'Anılarım' Category

01
Şub
17

Tatiller Yenilenmeye Vesiledir


2013 Yaz Hatırası

Kış dönemlerim yoğun, aktif ve tabiri caizse fırtınalı geçer. Yaşam çemberimin; eğitim, kariyer ve sosyal ilişkiler bölümü çıtasını yükseltmişti. Kırklı yaşlardan sonra üniversite okumak, hayır işlerinde koşturmak, sosyal ilişkileri güçlü tutmak ve teknolojinin insanı neredeyse esir aldığı bu çağda kolay olmasa gerek…

Ruhumun dinlenmesi, zihnimin sakinleşmesi ve dağınık düşüncelerimin toparlanması için durulmaya zaman ayırmam gerekliydi. Anne babamın hizmeti, ailem ve çocuklarım ile aramdaki muhabbetin devamlılığı açısından inziva ve halvete ihtiyacım olduğunu hissediyordum. Ruhsal gelişim açısından, telaşsız bir zaman dilimine, sakin ve huzurlu ibadetlere susamıştım. Yenilenmem gerekliydi…

İstanbul’un telaşlı, koşturmacalı yaşantısına bir mola vererek, Çatalca’daki yazlığımıza yerleştik. ‘’Mekân değişikliğinde ferahlık var’’ der büyüklerimiz, yaşamadan anlaşılmayan kıymetli bir atasözü… Yaz boyu çam, gül, reyhan, zambak kokuları ile yeniden canlandığımı hissettim. Ayağımın toprağa değmesi sanki özümle buluşmak gibiydi. Güneşin doğuşunu ve batışını engelsiz izlemek, geceleri yıldızları doyasıya seyretmek, rüzgârın yanağını okşamasını hissetmek… Şehir hayatı bizi doğal güzelliklerden ne de çok mahrum ediyormuş meğerse…

Dalından yememiz nasip olan meyve ağaçları, nimetlerin nasıl zorluklarla yetiştiğini hatırlattı. Cömertçe hem bize, hem misafirlerime hem de kuş ve diğer mahlûkatlara ikram etti. Biri yetim olmak üzere, yedi yavrusu olan Sultan kedimiz de bize misafir geldi. Ve birde ‘’Eymen’’i unutmamak lazım. Bembeyaz pamuklar gibi pırıl pırıl bakımlı ev kedimiz… Kedileri kendime daha yakın hissediyorum. Sadece ben değil eşim ve küçük kızım için özellikle kabul ettim. Onlara her sabah yemek vermek tarifi zor bir mutluluk…  Köpekler ile aram pek sıcak değil, yaklaşmaya oldum olası çekinirim. Nedeni, ortanca kızım küçükken yaşadığım tatsız bir saldırı hikâyesi yüzünden… Yine de yiyecek vermekten uzak durmadım. Rızık Mevlam’dandır bizler sebepleriz.

Bahçıvanlığıyla uğraştığım sebze bahçemiz, her ne kadar çok acemi olsam da yepyeni tefekkür denizlerinde dolaşmama vesile oluyordu. Hizmetleri ile bahtiyar olduğumuz anne ve babam evimizin bereket hazineleriydi. Kış döneminde ilim ve hayat yolunda yorulan yavrularımı tatilde zihnen, ruhen, bedenen ve kalben yeniden inşası ile geçirdim. Osmanlı tarihimizde atalarımız buna çok önem verirmiş. Yaz ve kış mekân değiştirip ruhu ve bedeni diri tutmaya özen gösterirlermiş.

Eylül ayı geldiğinde tazelenmiş, yenilenmiş, sevgi depolarımız dolmuş, doğanın tamir edici iksiriyle canlanmış olarak sonbahara ailece ‘’merhaba’’ dedik.

Mihrican ULUPINAR

10
Haz
16

Gönüllerde Yaşayanların Sırrı


Gönüllerde Yaşayanların Sırrı

 

Her şey gönlü güzel dostumun nazik davetiyle,

Beykoz’daki gönül sarayı evinin bahçesinde, buram buram hanımelleri kokan ve pembe güller içinde hazırladığı tadına doyulmaz kahvaltımız, muhabbet dolu sohbetimiz ve nihayetinde ayrılma vakti geldiğinde bana hatıra olarak kıymetli anneciğinin vefat etmeden nurlu eliyle diktiği pembe mavi güllü, beyaz seccadeyi hediye ettiğinde başladı.

O öyle bir seccadeydi ki evime geldiğinden beridir devamlı onda namaz kılma isteğim hâsıl oluyor ve ayrı bir feyiz alıyorum. Değerli Nurdan kardeşimden bana bu seccadeyi diken validesinin hikâyesini anlatmasını rica ettim. Kardeşim, duygularını beyaz sayfalara nakşetmiş ve posta ile göndermişti. Okudum… Okudum… Okudum… Duygulanmamak mümkün müydü?.. Etkisini uzun süre üzerimde hissettim.

Sizler için bu mektubu, kendisinden izin alarak paylaşmak istiyorum.

 

‘’O ne güzel bir Anneydi. O bize verilen bir hediye, sünnet üzere yaşayan ve rıza yolunda koşturan Asil, merhametli, vefalı, cefakâr, fedakâr, sabırlı, dindar, çalışkan bir kadındı.

Sizlere İSMET Annemi tanıtmak istiyorum…

Rahmetli annem henüz onbeş yaşında evlenip bir aylık evliyken eşini askere gönderdi. O zamanlar iki yıl süren askerlik döneminden sonra eşi dönmüş, fakat ölümcül bir hastalığa yakalanmıştı. Çok sevdiği eşini kaybetti ve baba ocağına dönmek zorunda kaldı. Kısa bir süre sonra annesini de kaybetti. Ardından babası üzüntüden felç oldu. İki küçük kardeşi ve felçli babasıyla, dikiş dikerek evin geçimini sağladı. Güzelliği ve becerikli olması nedeniyle çok talibi çıkıyordu. Sonunda iç güveyliğini kabul eden, ilk eşinden ayrılmış üç çocuklu babamla, ikinci evliliğini yaptı. Birkaç yıl sonra babam Müteahhitlikten iyi para kazandı. Altı çocukla birlikte rahat güzel bir dönem geçirdik.

 O dönemlerde bile geniş bir akraba ve komşuya sahip olan annem sürekli ihtiyacı olanlara koşuyor, hastalık, evlilik, çeyiz ne varsa temin edip dua alıyordu. Özellikle İslam’a ısındırmak ve namaz teşviki için; çok şık namaz kıyafetleri, seccadeler diker, genç kızlara hediye ederdi.  Annelerine anlatamadıklarını annemle paylaşırlardı ve namaza başlarlardı. Annem on yıl felçli bir teyzeyi de sürekli ziyaret eder ihtiyaçlarını giderirdi. Babamın zamanla işleri bozuldu. Yaşadığımız sıkıntılar en son evimizi satmaya kadar geldi. Annem altı çocukla ortada kalmamak için, Eminönü’nden pike, nevresim kumaşları alarak, çeyiz dükkânlarına pazarlamaya başladı.  Teyzeminde her zaman yardım ve desteğiyle biraz durumumuzu düzelttik. Gece gündüz çalışırdı, kimseden borç istemezdi. Allahü Teâlâ’nın izniyle babamı tekrar ticarette iş sahibi yaptı.

 

Annemin dikiş odası vardı. Orası genci ve yaşlısıyla dolar taşardı. Herkesin sorunlarını dinler yardımcı olur, çoğu zaman dikişten ücret almazdı. Evimize çok misafir gelir, bazen mutfakta bir şey olmadığını bilse dahi ‘’sofrayı kurun’’ der ve nasıl oluyorsa, o sofra dolar taşardı. Herkesi yedirir, içirirdi. Biz her zaman bilinçaltımızda annemden şunu öğrendik. ‘’Güç parada değil,  huzur, mutluluk, namaz,   kuran,  birlik beraberlikte, insanlar ne yaparsa yapsın affetmekte ve kin tutmamaktaydı.’’

Bir seferinde hiç unutmuyorum, kendisine maddi manevi zarar veren komşusuna yolda rastladık. Güler yüzle selam verdi ve onu evine davet etti. Ben yanındaydım çok şaşırdım.’’ Bunu nasıl yaparsın’’ dedim. O da ‘’Allah için kızım’’ demişti. ‘’ Allah zararımı karşılar sen affet ‘’ dedi. Babamın işleri bozulduğunda ona farklı davranan, onu kıskanan insanlara bile ısrarla iyilik yapmaya devam etti. Rahmetli annemde zerre kadar kin yoktu. Damatlarını, kızlarını her birini kapıda ayakta karşılar, hemen mutfağa koşar onlara da maddi manevi yardım ederdi. Karşı apartmanda oturan papazın eşine selam verir,  onunda hayranlığını kazanırdı.

 O sünnet üzere yaşayan yüce ruhlu bir insandı. O artık herkesin annesi ve ablasıydı. Çok varlıklı ya da çok fakir ayrımı yapmaz ikisine de aynı davranışı sergilerdi.

Bir sabah işime gitmeden yedi aylık oğlumu ona bırakıp çıkmaya hazırlanıyordum. Masada Kuran-ı Kerim açıktı. Annem ile konuşurken kalp krizi geçirdi. 3 nefeste kucağımda ruhunu Rabbime teslim etti. Kollarımda vefat ederken ben ne yaşadığımı anlamadım. 63 yaşındaydı. Delirecek gibi oldum. Ölümünde bile bana mesaj veriyordu ’’Her an ölüm bizimle kızım, aklını başına al,  Allahü Teâlâ’yı bul O’na yönel ‘’diyordu.

İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.

Cenazesinde ev doldu taştı.  Tanımadığımız insanlar kendisine yaptığı iyiliklerden, genç kızlar O’nun verdiği seccade ve namaz kıyafetiyle namaza başlamasından ve güzel ahlakından bahsediyordu. Nasıl olduysa Üsküdar’da ikamet etiğimiz halde Eyüp Sultan camisinden naaşı kalktı ve Edirnekapı şehitliğine defnedildi. Rabbim ondan gani gani razı olsun…

O hep gönlümüzde yaşayacak… Hep bizimle olacak…

Fatma Nurdan Zabun ‘’

Mevlam ruhunu şad etsin. Böyle güzel, maneviyatlı, değerlerine sadık, gönlü ilahiaşk ile kavrulan, kal ehli değil hâl ehli annelerin sayılarını arttırsın, Cennette Peygamberimiz H.z. Muhammed’e (s.a.v) komşu eylesin.

Kıymetli Okurlarımdan’’Ruhuna El Fatiha ‘’ricalarımla…

Belki böylelikle bana da nasip olan değerli hediyesine bir nebzecik vefa borcumu yerine getirebilirim.

Sevgi ve Muhabbetlerimle

Mihrican Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

 

 

 

17
Haz
14

Susuyorum…



 

 

Susuyorum…

Masamda yarım bardak, limonlu çayım
Sırtımda, siyah örgü şalım.
Karşımda kız kulesi, ruhu hüzün hatıralı
Saymadım saatleri, kalem ve kâğıdı buluşturalı…

Susmak bu aralar sığındığım liman
İçimde kopsada sessiz fırtınalar…
Vazgeçtim artık konuşmaktan
Seyrinizdeyim süzülün masum martılar…

Boğazımda düğümlenmiş kelimeler
Susuyorum yine, dilime kilit prangalar…
Yüzüme bakabilir misin söyle, suçlu nazarınla
Vicdanın rahat mı? Sarf ettiğin kelamlarınla…

Belki anlarsın bu sefer konuşmak neydi?
Muhabbetin koyu bir demi değil miydi?
Sevgin cansız, ruhsuz, hissiz miydi?
Birbirimize verdiğimiz sözler üzülmek için miydi?

Dil imiş yıkan hatıraları
Dil imiş tamir eden gönül kırıklarını…
Ey harfler bıraktım sizi özgürce
Selam söyleyin birbirini dinleyenlere, sessizce…

Kelimelerimin kanadı kırıldı
Cümlelerim heyecanını yitirdi…
Anlamadın anlamak istemedin
Kelamlarımın ince ruhunu hissedemedin…

Selam söyleyin!
Sevgisini derinden yaşayanlara…
Selam söyleyin!
Noktaların, virgüllerin, kıymetini bilenlere…

Müjdeleyin!
Sabredip sükût edenleri…
Müjdeleyin!
Sevgisini gönülden kulaklara indirenleri…

Kıymetini bilin!
Sizi koşulsuz, beklentisiz sevenlerin…
Kıymetini bilin!
Ömründen ömrünüze ömür katanların…

Mihrican Ulupınar
14.12.2013
02.29

17
Haz
14

Postaya Verilmemiş Mektup



 

Postaya Verilmemiş Mektup


Döktüm satırlara ’’Sen’’in için
Hüzünlerimi, duygularımı
Bir mektup yazdım sana
Postaya vermeden

Defalarca konuşmuştuk
Bunları karşılıklı’’Sen’’le
Ne değişti dedim,
Sessizce içimden

Her seferinde aynı şeyler
Bıkmadan tekrarlanıyorsa
Kıyamadım kelamları
Dile vermeye yeniden

Maziyi şöyle bir seyrettim
Geçmiş hayat sahnelerimde
Affeden, hoş gören, sabreden
Olmuşum farketmeden

Bağışla artık, yorgunum
’’Sen’’in dengesiz fırtınalarından
Hoşçakal diyorum sessizce
’’Sen’’i çekip alırken içimden

Büyümeni bekledim
Anlamanı dostluğumu
Olmadı..
Kaybettin beni büyüyemeden..

Ömrümün bu son deminde
Aklım yüreğim yorgun
Menfaatli sevginden
Çözümü zor birlikteliğinden

Hakkım helaldir
Usulca giderken
Bir sohbahar yaprağı gibi
Döküldün ’’Gönlüm’’den..

Mihrican Ulupınar

07.12.2013
00:55

25
Mar
13

Şükür Sınavı


Şükür Sınavı


Yine o güzel demlerden birini yaşıyorduk. Kıymetli dostlarımızla bir araya gelmiş ve muhabbet faslımız başlamıştı. Mevlamızın sunduğu envai çeşit nimetlerle dolu sofrada, unutulmaz anılar biriktiriyorduk. Kâh hoş bir söze gülümsüyor, kâh yeni öğrendiğimiz bir ilmi paylaşıyorduk. Sıcacık bir mutluluk ve huzur atmosferi tüm odaya hâkimdi.

Yemek faslını bitirmiştik. Bu gün dostlarım için hazırladığım sohbet konusu şükür sınavıydı. Her mecliste hayırlı bir konu hazırlamaya çalışırım ki gıybet ve boş konuşmalar meclisimizi işgâl etmesin. Uzun zamandır mutluluğu araştırıyordum. Sebebiyse genel anlamda insanlarda bir mutsuzluk ve doyumsuzluk gözlememdi. Hep şikâyet, hep üzüntülü konular meclislerimizi dolduruyordu. Herkes ya bir hastalığını, ya bir haksızlığını, ya bir üzüntüsünü dile getiriyordu, buna yeri geliyor bende dâhil oluyordum.
Bir şeylerin farkında değildik sanki, gözümüzün önünde duran ama bizim ille de görmemek için direndiğimiz nimetler…

Bu konuyu dost meclislerimde işlemeye karar verdim. Bir meclisimde ‘’size göre mutluluk nedir’’ diye röportaj yapmıştım, aldığım cevaplar çok manidardı. Başka bir yazımda onu işleyeceğim inşallah.

Bu günkü anlatmak istediğim anım ‘’Şükür Sınavı’’…

‘’Kâğıt ve kalemleri çıkarın’’ dedim. Sizi imtihan edeceğim. Bu günkü sohbetimizin konusu’’ sahip olduğumuz nimetler’’
Önce bir şaşkınlık sardı tüm yüzleri, sonrasında benim bu tür hallerime alışık oldukları için gülümsemeler başladı. Baktılar ki şaka yapmıyorum çaresiz, kâğıt, kalem aramaya başladılar… Her şey hazırdı, sıra sınav zamanına gelmişti. Herkes sahip olduğu nimetleri yazacaktı. 20 dakika müddet tanıdım.10 yaşından 60 yaşına kadar katılımcımız vardı. Büyük bir heyecanla yazmaya başladık. Öyle güzel bir atmosfer vardı ki ortamda; kopya derdine düşenleri mi ararsın, birbirinin yüzünden bir kelime yakalamaya çalışanları mı?

Süre dolmuştu, herkese yazdıkları nimetlerin sayılarını sordum…

55 yaşındaki teyzemiz 5 nimet yazmış(okuma yazması iyi olan bir teyzemiz),Kimi 10, kimi 25, kimi 40 nimet yazmıştı… Sıra 10 yaşındaki Yunus Emre’mize geldiğinde, hepimizi şaşırtan bir yanıt verdi!

110 nimet yazmıştı! Evet, 20 dakika içinde 110 nimet!

Hepsini okuttuk; kaslar, kan, kalp, kulak, sağ ayak, sol ayak, sağ kol, sol kol, sağ ve sol eller, parmaklar, tırnaklar, sağ ve sol gözler, dudaklar, dişler, dil, yanaklar, deri, saçlar, kaşlar, kirpikler, böbrekler, mide, bağırsaklar, dalak, karaciğer, akciğer, kemikler, elbiseler, ayakkabılar, defter, kalem, çanta, silgi, kâğıtlar, anne, baba, abla, ev, koltuklar, halılar, perdeler, televizyon, kahvaltılıklar, yemekler, ekmek, su, elektrik, kitaplar, meyveler, kuruyemişler, çiçekler, lambalar, saat, mum, araba, yol, köprü… Devamını yazamıyorum çünkü unutmuşum bazılarını…

Sohbetimiz ve ufak sınavımız sonucunda bir gerçeğin daha farkına vardık. Hayata çocuk gözüyle baktığımızda güzelliklerin ve sevginin daha çok farkına varıyorduk. Neden yaşımız ilerledikçe nimetleri değil de problemleri daha çok görür olmuştuk?Hâlbuki aynı nimetler şimdide vardı hatta daha fazlası ikram olunmuştu. Değişen bizim bakış açılarımızdaydı; ümit dolu, pozitif, olumlu bakış açılarını kaybetmiş, olumsuz ve negatif bakış açıları bizi çepeçevre sarmıştı…Evet, şükür etmeyi unutmuştuk! Önce bu zehirli sarmaşıklardan kurtulmamız gerekiyordu. Beynimizi düşünce dünyamızdaki olumsuz, zehirli, hastalık yapan negatif düşünce otlarından temizlemeli, yepyeni ümitler aşılayan mis kokulu sarmaşık güller gibi pozitif düşünceleri ekme zamanı gelmişti. Bunu da ancak bize bahşedilen milyonlarca nimetin farkına vararak başarabilirdik.

Hep kaybettiğimizde mi?
Kıymetini bileceğiz sevdiklerimizin, niçin?
Hep elimizden alındığında mı?
Özleyeceğiz sayısız nimetleri, niçin?
Karanlığa gömüldüğümüzde mi?
Göz nurunun kıymetini bileceğiz, niçin?
Tutamadığında ellerimizle mi?
Hayır işi yapamadığımıza yanacağız, niçin?
Yatağa bağlandığımızda mı?
Üzüleceğiz koşamadığımıza ilim meclislerine, niçin?
Sevdiklerimizle konuşamadığımızda mı?
Pişman olacağız doyasıya seni seviyorum demediğimize, niçin?
Kur’an okuyanların sesini duyamadığımızda mı?
Derin bir hüzün kaplayacak kalbimizi, niçin?
Dokunabilirken sımsıkı tutamadığımızda mı?
Özleyeceğiz annemizin ya da çocuğumuzun ellerini, niçin?
Ayrılıklar ve ölümler kapımızı çaldığında mı?
Ailemizin ve birlik olmanın kıymetini anlayacağız, niçin?
‘’Kel ölünce sırma saçlı olmadan, kör ölünce badem gözlü olmadan’’…
Kıymetini bilmeli değil miyiz, elimizdekilerin?
Bolca şükür edemedik mi?
Sağlımız yerindeyken, niçin ?
Mihrican Ulupınar
25.03.13
02:50
18
Mar
13

Kahvaltıda Nimetleri Tefekkür


Kahvaltıda Nimetleri Tefekkür




3 tane masum kız çocuğu vardı. 9-7-2 yaşlarındaydılar. Çok yoruluyordu, tek başına yuvasının ve çocuklarının tüm hizmetlerine koşturuyordu. Bazen hayatın ağırlığı karşısında ezildiği demlerde oluyordu. 1 saatlik zor bulduğu dinlenme zamanlarından sonra yeniden topladığı enerji ile daha bir coşkuyla vazifesine devam ediyordu. Onların bakımındaki huzur kalbinin mutmain olmasına kâfi geliyordu.

Yine bir sabah kahvaltısını hazırladı ve yavrularını çağırdı. Tüm evi mis gibi patates kızartması ve tost kokuları sarmıştı. Çocuklar hemen ellerini yıkamak için banyoya koştular. Sonrasında sevinçle sofraya oturdular. Besmele ile kahvaltıya başladılar. Anneleri evlatlarını seyrediyordu. Mevlâsının O’na emanetleriydi bu küçücük canlar… Bir yanda ‘’acaba iyi yetiştirebilir miyim’’ korkusuyla gelecekleri için endişe ediyordu? Sonra içini teslimiyetin verdiği huzura bıraktı. Kendisi gibi On’ların sahibi de Mevlâsıydı! Elbet kaderlerinde yazılı bir senaryo vardı. O’nun görevi hem dua etmek, hem de fıtratlarına uygun yetiştirmek ve iyilerin safında olmaları için mücadele etmekti. Evlâtlarını bu düşüncelerle seyrederken sofradaki nimetlere gözü takıldı, farkındalığı artarak derin bir tefekküre daldı…

Çocuklarını da bu düşünce deryasına dâhil etti.
-Canım evlatlarım bu gün soframızda ne kadar çok insan var görüyor musunuz?

Çocuklar şaşkınlıkla annelerinin yüzüne baktı!

Anne, onların şaşkınlığını gidermek için sözlerine devam etti:

-Bu zeytinin soframıza nasıl geldiğini biliyor musunuz?
Tarlalarda çalışan yüzlerce Anadolu insanı; kimi bebeğini beşikte bırakmış gitmiş, kimi aç susuz, kimisi de hasta hasta çalışmış. Kamyonlarla şehirlere, uzun yolculuklarda, sıcak soğuk demeden nakliyeciler taşımışlar. Bakkal ve marketlerde satış için çaba sarf edenler, babamızın; parasını kazanmak için mücadelesi, annenizin sofrayı hazırlamak için emeği ve size bu nimeti yollayan Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Sakın ha evlâtlarım bir tanesini bile israf etmeyin. Kurtuluş Savaşı sonrasında yokluk günlerinde bir zeytini üç kez ısırırmış çocuklar!

-Ya bu, peynir ve tereyağı soframıza nasıl geliyor biliyor musunuz?
İneğin bakımı için emek çekenler, yeşilliklere gezdiren çobanlar, sütünü sağmak ve peynir yapmak için zahmet çekenler, tüccarlar, gece gündüz yollarda taşıyan kamyoncular, bakkal ve marketler, satın alabilmek için alın teri döken babanız, size sevgi ile kahvaltı hazırlayan anneniz ve bu nimetleri size ikram eden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir parçasını bile israf etmeyelim yavrularım…

-Ya balı nasıl anlatayım size?
Milyonlarca arının çiçek çiçek dolaşmak için kilometrelerce uçması, peteklerini inşa etmek için zorlu mücadeleleri, ballarını üretmeleri, arıcıların zor ve zahmetli emekleri, tüccarlar, kamyoncular, bakkal ve marketler, size satın almak için gece gündüz çalışan babanız, gece süte katıp içiren anneniz, bu nimetleri hediye eden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir damlasını bile boşa akıtmayalım canlarım…

-Ya mis gibi kokan çıtır çıtır ekmeğin yolculuğunu bilir misiniz?
Tarlada buğday yetiştirmenin zorlukları, değirmencinin un yapmak için zahmetleri, yolların yükünü çeken nakliyecilerin uykusuzlukları, pişirmek için kızgın sıcaklara sabreden fırıncıların emekleri, kazanmak için babanızın, sofraya getirmek için annenizin emeği, Bu ilmi onlara lütfeden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir lokmasını bile çöpe atmayalım yavrularım, bayatlarını dahi değerlendirelim, nasihatim olsun sizlere!

-Ya şu, mis gibi buram buram muhabbet kokan çayı anlatayım mı?
Rize çay tarlalarında çalışan yüzlerce çocuk, genç, yaşlı insan, alım ve satımı ile uğraşan tüccarlar, taşıyan nakliyeciler, bakkal ve marketler, sizi çaysız bırakmamak için çalışan babanız, size çayı usulüne göre demleyen anneniz, içinizi ısıtan bu nimeti nasip eden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir yudumunu bile dökmeyelim. İçebileceğimiz kadar demleyelim, israf etmeyelim gonca güllerim…

-Ya şu sizin çok sevdiğiniz rengârenk reçellere ne demeli?
Meyve ağaçlarının dikimi ve yetiştirilmesi, toplanmasındaki emekler, taşınmasındaki zahmetler, pişirilmesindeki ince sanatlar, korunmasındaki titiz itinalar, satışında emeği geçen işyeri sahipleri, size sevgi reçelleri satın alan sizi canından çok seven babanız, sofraya süslü tabaklarda size hazırlayan anneniz, bunca meyveyi yaratan Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri… Bir kaşığını bile ziyan etmeyelim nur yavrularım…

-Bu aşk kırmızısı domatesler ve bahar rengi yeşil salatalıkları nasıl anlatmalıydı. Derin bir ah çekti!
Tarlada çekilen emekler, zirai mücadeleleri, bakımı, toplanması, nakliyesi, tüccarları, sabahın 3’ünde yola düşen hâl ve pazarcıları, sizlere vitaminsiz kalmayın diye taşıyan babanız, mis gibi salatalar hazırlayan anneniz ve bu güzel renkleri, bu sebzelere hediye eden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir tanesini bile çürütmeyelim, bulamayan çocukları hatırlayalım evlâtlarım…

Sonra bir an duraksadı anneleri… Bunca hizmeti geçen insanlar için kendisi ne yapıyordu? Utandı! Suçluluk duygusuna kapıldı! Düşündü! O’da çokça Kur’an sohbetlerine katılıyordu, On’lar için dua edebilirdi. Zaten ediyordu ama bundan sonra daha bilinçli dualar edecekti. Belki onca hizmeti geçen ülkesinin bu kıymetli vefakâr, çilekeş insanları için bir nebzecikte olsa vefa borcunu ödeyebilirdi.

Ve bunca nimeti, bunca emekle, evine sofrasına kadar gönderen Mevlâsına nasıl teşekkür edeceğini bilemedi. Sofrada şu da eksik nasıl diyebilirdi ki? Bir zeytin, bir ekmek ve bir çay meğer ne kadar zor şartlarda sofraları onurlandırıyordu. Her kahvaltıda bol bol şükür etmek gerekirdi.

Çocuklar annelerinin yüzünü seyre dalmışlardı. Gözlerinden her sözü anlamadıkları okunuyordu. Ama ellerinde tuttukları her nimete daha bir farklı baktıkları kesindi.

Kahvaltılarını muhabbet içinde bitirdiler. Minicik, günahsız ellerini açtılar ve sofra dualarını okudular. Tüm emeği geçenlere de ayrıca dua ettiler.

Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com
18.03.13
03:44

15
Mar
13

Asude Bir Huzur Deminde



Asude Bir Huzur Deminde Yine /yeni/ yeniden sınadın ey Sevgili
Her şey yolunda giderken
Kapımda bekleyen imtihanın farkında bile değildim. Altın ateşte sınanırmış ya Sevgili
Benim de devamlı
Ateşe atılmam bundandır bilirim…

Asude bir huzur demindeyken cennetindeydim Sevgili
Bir fırtına ile yokladın yine gönlümü
İmanım ve ahlâkım ne kadar sağlam
Ölçtün belki de
Her şeyi bilmene rağmen
Canlara seyrettirmekti belki de muradın
Sabrettim yine kişiliğime zarar vermeden
İçim içimi yese de
Gönlümdeydi tüm arınmalarım…

En güzel intikam affetmektir ey Sevgili
Kalbimi bir kez daha hançerleyenleri
Affettim yine yeniden
Çıktım cehennem sıcağından
Erdim o asude huzur demlerime…

Kâl ehli olmak en kolayıymış Sevgili
Hal ehli olmak pişmekten de öte/ yanmamakmış
Buhurdan gibi tütmekmiş kavrulan yüreğinle
İstemsiz akan gözyaşlarına mani olamamakmış…

Hakikat ehli olmak zormuş Sevgili
Makamından bir nişane isterlermiş

Herkes rütbesine yakışanı yaparmış Sevgili
Madem melâmet hırkasını giydik
Mademki ölmeden öldük
Bize yakışmaz dava ve münakaşa…

Bizi bizden daha iyi bilen var elbet Sevgili
Her şerde bir hayır gizli değil mi?
Dağılan gönlümü toplayacak
Bir imtihandı belki de bu dumanlı havalar?

Kim bilir bu sancılar hangi doğuma işaretti ey Sevgili
Vazgeçtiğim her arzum ve hayâlim
Hangi cennet nimetinin bedeliydi kimbilir?

Yanmasın benim yüzümden ey Sevgili
Helâl ettim haklarımı
Tüm hakkımı yiyenlere
Cehennemin narında yanmasın hiçbir can

Sebep olursam dayanamam Sevgili…

Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com
15.03.13
02:45




İlahiaşk

Blog İstatistiklerim...@

  • 838,610 hits
İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Sahifelerinize ne yazdığınıza dikkat ediniz. Çünkü bu, Rabbinize karşı okunacaktır. Yazık o kimseye ki çirkin söz konuşur. Eğer içinizden biri bir kardeşine içinde çirkin söz bulunan bir yazı gönderse, şüphesiz bu bir hayâsızlık olur. Ya Rabbine karşı kötü söz söyleyenin hâli ne olur?

Bişr-i Hâfî

Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Şub    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Arşivler

@Son Yorumlarım@

hakkında fakraczi
hakkında fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 722 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com
Çok şükür bugünde Akraba günümüzü @zuhaltu evinde  muhabbet ve Sevgiyle tamamladık. ❤️🌹💝💞💖😍😘🌺☕️ @esraaulupnr @muhteremulupnar @suhedanurbsk @nursenauymaz @ilknuruymz ❤️tubauymaztekin

Twitter Sayfama hoş geldiniz.