Archive for the 'Denemelerim' Category

18
Ara
17

Hangi Diziyi Seyredelim


Hangi Diziyi Seyredelim

”Son kalemiz ailemiz, bunu da diziler ile vurdular”

 

Öz kültürümüze zarar veren, aileyi birbirine düşüren, aldatmaları çoğaltan, şiddet barındıran diziler çoğaldı.  İşten eve geldiğinde huzurlu bir çay içmek isteyen aile reisinin onca şiddeti içine alan dizileri seyrederek aynı gerginlikle yatağına uzanması, geceyi ne kadar zinde ve dinlenmiş geçirtecektir.

Kadınlarımızı alışverişe teşvik eden, dünya hırslarını uyandıran, ellerindekine kanaatten ziyade, daha çok aç gözlü ve doyumsuz yapan ‘’villa ve hizmetli modelli ev hayatları’’ kaç tane Anadolu ve memur ailesini temsil ediyor!

Çocuklarımızı lüks hayata özendiren diziler, gerçek anlamda sahnenin öbür tarafında, geleneksel ailelerin çocuklarının hali ve çektikleri hayat mücadelesi içinde ne derece dürüst bir tablo sergiliyorlar.

Bu yüzden hangi diziyi seyredelim

Gerçekten bize güzel şeyler katıyorsa, bizi hayra, iyiliğe teşvik ediyorsa seyredelim. Seyrettiğimiz diziler öz kültürümüze, ahlakımıza, edebimize, terbiyemize, manevi değerlerimize, yaşam felsefemize, yaşama sanatımıza uygunsa seyredelim. Yoksa ona harcadığımız vakitlere yazık!

Peygamberimiz H.z Muhammed( s.a.v) ‘“Yalnızlık, kötü arkadaştan daha hayırlıdır; sâlih bir arkadaş ise yalnızlıktan daha iyidir…” buyurmuştur. (Hâkim, III, 343; Beyhakî, Şuab, 256/4993). Bu hadisi şerifinin ışığı ile vakit israfının önüne geçmeliyiz.

Seçici olmak zorundayız. Ömrümüz sınırlı, dakikalarımız kıymetli…

Özellikle bilgi çağında bütün bilgilere ulaşmak bu kadar kolayken, TV başında saatlerce boş vakit harcamak ne kadar akla, mantığa uygun… Bu minval üzere toplumuza zarar vermeyen, güzel duyguları uyandıranları seyredelim. Duygular hormonlarla uyanır, hangi hormonların uyanacağı da kulağımızdan, gözümüzden ve düşüncelerimizin tepkilerinden beslenir. Seyrettiğimiz program, dizilere, yarışmalara dikkat edelim.

Yarışmalar ve gündüz kuşakları da ayrıca mercek altına alınmalı.

Bu zamana kadar sayısız diziler, yeni ve eski yüzler geçti gitti. Kaç tanesi aklımızda kaldı? Kaç tanesi hayatımıza bazı güzellikleri ekledi? Maalesef dizi aşkları ile başlayıp evlenen ve bir sonraki dizide ayrılanları duyuyoruz. Bu kadar ucuz mu ‘’Aile Kurumu’’muz!

Tecavüzler, gayri ahlaki ilişkiler, reyting için sınır tanımayan içi boş senaryolar… Aşırı şiddet çocukların dimağlarında nasıl bir etki bırakıyor dersiniz?

Nerede bizim geleneksel Aile yapımız, örnek alınan ahlak anlayışımız? Niçin bu kadar cinsellik ön planda? Kültür yozlaşması had safhada!

Bizim bu kadar bol zamanımız var mı? Vakit nimetinin bize ahirette hesabı sorulacak ve en çok ah vah edeceğimiz, boşa harcadığımız hazine olacaktır. Kılmadığımız namazlar, okumadığımız Kuran-ı Kerimler ve ilmi eserler, ihmal ettiğimiz dost ve akrabalar…

Hatırlıyorum 1980’li yıllarda haftada bir Türk filmi izlenir onunda tekrarı olmazdı. Tv’nin açılış, kapanış saatleri vardı. Tek kanal vardı. Ailenin birlikte geçirecekleri çokça vakti olurdu. Kardeşler doyasıya oyun oynardı. Kızmabirader oyunları, aile oturmaları, hasta ziyaretleri, akşamları ‘’müsaitseniz annemler oturmaya gelecek ‘’nezaketiyle komşu gezmeleri olurdu.

Şimdilerde eşler birbirinin hatrını sormaz oldu. Vakitleri yok! Ve haliyle akabinde boşanma davalarındaki müthiş patlamalar! Ebeveynler çocuklarının durumlarından habersiz! Dizilerdeki çocukların yalan sorunları kadar, gerçek evlatların hakiki problemlerinin kıymeti yok. Kardeşler ve akrabalar, beraber muhabbet edecekleri vakitleri mumla arıyor!

 Neden uyuşturulmuş gibi sessizce bize dayatılan tüm ahlaksız dizilere dur diyemiyoruz. Sesimizi çıkartamıyoruz. Tepkimizi meşru yollarla dile getiremiyoruz. Yalan tarih anlatanlar bunun vebalini bir gün ödeyeceklerini akıllarına hiç mi getirmiyor? Gençlerimize rol modeller olmamız gerekirken bizim tembelliğimizden fırsat bulan nice dizi şirketleri nerede olumsuz modeller varsa hepsini sunuyorlar sonra çocuklarımız maddi ve manevi değerlerini kaybediyor, küfür, kötü ahlak çığ gibi büyümeye devam ediyor. Kültürel yozlaşmanın önüne geçmemiz lazım.

Bir an önce önlemler alınmalı!

Teknolojiyi elbette kullanacağız lakin neye, ne kadar vakit harcayacağımızın da planını iyi yapmalıyız. Harcadığımız zamanlara pişman olarak akşamımızı ve ömrümüzü geçirmemeliyiz. İlahiyat, Psikolog, Sosyolog, Eğitim ve Siyaset camiaları elele verip, birlikte toplumun yararına ve gelecek neslimize faydalı projeler üretmeliler.

Bu projeler içinde; değerlerimize, maneviyatımıza, kültürümüze, bilgeliğimize zenginlik katacak senaryolar çoğaltılmalı. Hiç mi yok böyle kaliteli diziler, elbette ki var ama sayıları diğerlerine nazaran çok az.

 İyi ile kötünün savaşında, iyiler tembel oldukça kötüler sahneden inmeyecektir.

Mihrican Uymaz Ulupınar

 

 

Reklamlar
21
Eki
17

İlahi Aşk Yolculuğu /Yeni kitabımız


Kıymetli Yazarımız Sosyolog Mihrican Uymaz Ulupınar ‘ın Kaleminden “İLAHİ AŞK YOLCULUĞU” Yakında sizlerle…22554849_867650856717829_3205729419520560170_n

01
Şub
17

Tatiller Yenilenmeye Vesiledir


‘’Mekân değişikliğinde ferahlık var’’ der büyüklerimiz, yaşamadan anlaşılmayan kıymetli bir atasözü… Yaz boyu çam, gül, reyhan, zambak kokuları ile yeniden canlandığımı hissettim. Ayağımın toprağa değmesi sanki özümle buluşmak gibiydi. Güneşin doğuşunu ve batışını engelsiz izlemek, geceleri yıldızları doyasıya seyretmek, rüzgârın yanağını okşamasını hissetmek… Şehir hayatı bizi doğal güzelliklerden ne de çok mahrum ediyormuş meğerse…

 

2013 Yaz Hatırası

Kış dönemlerim yoğun, aktif ve tabiri caizse fırtınalı geçer. Yaşam çemberimin; eğitim, kariyer ve sosyal ilişkiler bölümü çıtasını yükseltmişti. Kırklı yaşlardan sonra üniversite okumak, hayır işlerinde koşturmak, sosyal ilişkileri güçlü tutmak ve teknolojinin insanı neredeyse esir aldığı bu çağda kolay olmasa gerek…

Ruhumun dinlenmesi, zihnimin sakinleşmesi ve dağınık düşüncelerimin toparlanması için durulmaya zaman ayırmam gerekliydi. Anne babamın hizmeti, ailem ve çocuklarım ile aramdaki muhabbetin devamlılığı açısından inziva ve halvete ihtiyacım olduğunu hissediyordum. Ruhsal gelişim açısından, telaşsız bir zaman dilimine, sakin ve huzurlu ibadetlere susamıştım. Yenilenmem gerekliydi…

İstanbul’un telaşlı, koşturmacalı yaşantısına bir mola vererek, Çatalca’daki yazlığımıza yerleştik. ‘’Mekân değişikliğinde ferahlık var’’ der büyüklerimiz, yaşamadan anlaşılmayan kıymetli bir atasözü… Yaz boyu çam, gül, reyhan, zambak kokuları ile yeniden canlandığımı hissettim. Ayağımın toprağa değmesi sanki özümle buluşmak gibiydi. Güneşin doğuşunu ve batışını engelsiz izlemek, geceleri yıldızları doyasıya seyretmek, rüzgârın yanağını okşamasını hissetmek… Şehir hayatı bizi doğal güzelliklerden ne de çok mahrum ediyormuş meğerse…

Dalından yememiz nasip olan meyve ağaçları, nimetlerin nasıl zorluklarla yetiştiğini hatırlattı. Cömertçe hem bize, hem misafirlerime hem de kuş ve diğer mahlûkatlara ikram etti. Biri yetim olmak üzere, yedi yavrusu olan Sultan kedimiz de bize misafir geldi. Ve birde ‘’Eymen’’i unutmamak lazım. Bembeyaz pamuklar gibi pırıl pırıl bakımlı ev kedimiz… Kedileri kendime daha yakın hissediyorum. Sadece ben değil eşim ve küçük kızım için özellikle kabul ettim. Onlara her sabah yemek vermek tarifi zor bir mutluluk…  Köpekler ile aram pek sıcak değil, yaklaşmaya oldum olası çekinirim. Nedeni, ortanca kızım küçükken yaşadığım tatsız bir saldırı hikâyesi yüzünden… Yine de yiyecek vermekten uzak durmadım. Rızık Mevlam’dandır bizler sebepleriz.

Bahçıvanlığıyla uğraştığım sebze bahçemiz, her ne kadar çok acemi olsam da yepyeni tefekkür denizlerinde dolaşmama vesile oluyordu. Hizmetleri ile bahtiyar olduğumuz anne ve babam evimizin bereket hazineleriydi. Kış döneminde ilim ve hayat yolunda yorulan yavrularımı tatilde zihnen, ruhen, bedenen ve kalben yeniden inşası ile geçirdim. Osmanlı tarihimizde atalarımız buna çok önem verirmiş. Yaz ve kış mekân değiştirip ruhu ve bedeni diri tutmaya özen gösterirlermiş.

Eylül ayı geldiğinde tazelenmiş, yenilenmiş, sevgi depolarımız dolmuş, doğanın tamir edici iksiriyle canlanmış olarak sonbahara ailece ‘’merhaba’’ dedik.

Mihrican ULUPINAR

31
Oca
17

Pazar Kahvaltısı


karanfil ile ilgili görsel sonucu

Ocak ayının son demleriydi. Dışarıda hafiften kar yağıyordu. Bir yandan da güneş yalancı bahar misali gülümsüyordu.

Uyandım. Ailece güzel bir Pazar kahvaltısı yapalım istedim. Ocağa çaydanlığı koydum. Patatesleri soydum. Eşim çamaşırları astı. Masayı hazırladım. Bir yandan buram buram kızartma kokusu evi sardı. Bunun adı ‘’Mutluluk’’tu. Kaşarlı yumurta da yaptım. İşte, hepimiz masanın etrafında toplanmıştık. Soframızın ortasına taze karanfillerimizi de unutmadık. Televizyonu açmadık. Suni gündemlerin bizi meşgul etmesine izin vermedik. Ailemizi konuştuk, şakalaştık, dertleştik… Harika bir sabahtı. Eşim ”haydi söyle” diye mırıldanmaya başlayınca, kızım şarkısını telefondan açtı.  Eşim ile göz göze eseri dinledik.  Kuşlarımızın cıvıltısı da fon müziği misali, muhabbetimizi zenginleştiriyordu.

Bizim evimizin de bir sürü problemi var. Asıl mesele yaşanan sorunları muhabbetin içinde eritebilmek… Sorumluluklarını yerine getirmek, Anne -Baba olmanın bilincinde olabilmek, dayanışma ve yardımlaşmayı diri tutmak… Ve her ne yaşanırsa yaşansın nikâh kıyılırken gemileri yakmak gerek…

Bu devirde Aile kurumunu ayakta tutmak, demirden leblebi çiğnemeye benziyor. Bunca boşanmaların arttığı bir zamanda evli kalmak ödül almayı hak ediyor.

Kıymetini bilmek gerek babaların

Ellerini öpmek gerek anaların

Sevgiyle bakmak gerek kızların

Değerini bilmek gerek yuvaların.

Mihrican Ulupınar

24.01.2016 Pazar

17
Haz
14

Alışkanlıklar ve Değişim


Alışkanlıklar ve Değişim

Alışkanlıklar ve Değişim

Buram buram yasemin ve hanımeli kokuları sarmış çardakta, gönül dostumla oturuyoruz. Masamızda ki kasede suya serpilmiş gül goncaları hoş bir tablo oluşturmuştu. Bir yanda yavru kedilerin sevimli yaramazlıklarını seyrediyor, diğer yanda semaverde demlenen tomurcuklu çayımıza limon dilimimizi ekliyor ve muhabbetle yudumluyoruz. Fıstıklı un helvamız muhabbet saatlerimizin vazgeçilmezleri arasındaydı. Bu kıymetli saatler istiyorum ki faydalı bir sohbetle de taçlansın.

-‘’Bu gün konu başlığımız ne olsun?’’ Diye soruyorum.

Biraz düşündükten sonra dostum:

-İbadetleri hayatıma uygulama da sorun yaşıyorum. Bunun hakkında konuşabiliriz’’ diyor.

-‘’O vakit konu başlığımız –alışkanlıklarımız ve değişim- olsun’’diyorum.

‘’ Hayatta önceliklerin nelerdir önce onları bir listele derim. Her şeyin ilk adımı zordur, sebat edip devam ettin mi alışkanlık oluşur. Sonrası zor gelmez, senin bir parçan olur. Onu yapmadan rahat edemezsin.
Bu sebeple ilk adımlar, ilk başlangıçlar önemlidir. Namaza, oruca, kur’an-a, kaza namazına, tesettüre, kitap okumaya v.s. başlamak senin için bir hicrettir.
Hayat filminde bulunmasını istediğin değerlerini, vazgeçilmezlerin olana dek nefsinle mücadele ederek uygula.
Onlar hayatına girdiğinde; iç huzuru, sevgi, muhabbet, vicdan rahatlığı, manevi feyzler ve daha nice hediyeleri ile gelirler.
Aldığın ruhani doyum, maddi doyumların kat kat üstündedir. Maddi doyumlar seni dünyaya çeker ve nefsin ruhuna hâkim olur. Nefis doymak bilmez, verdikçe daha fazlasını ister, mutlu olmaz, hırslanır ve yavaş yavaş seni kuyuya çeker.
Ruhani doyumlar ise seni, uhrevi âleme çekerek hafifletir, yükseltir… Ruhun nefsine hâkim olmaya başlar. Huzura erersin, iyilerin safında yolculuğa devam edersin.
Mevlam yar ve yardımcın olsun gönül dostum. Bol dua etmeli ki bu değişim kolaylaşsın.

-İyi güzel söylüyorsun da o alışkanlıklara başlamak için yeterli gücü bulmak için ne yapabilirim?

-Hayırlı dostluk bu demde çok önemli; karga çöplüğe, bülbül gül bahçesine götürür. Arkadaşlarını iyi seçmelisin. Eğer güçlü kişiliğin yoksa kuyudakiler seni aşağı çeker. Onlara el uzatabilmen için manen çok güçlü olman lazım. Kendini değiştirmeden onları değiştiremezsin. Allah dostları bazı dönemler neden uzlete ve itikâfa girerdi?
Bir de ilim önemli, kazanmak istediğin alışkanlıkların sana fayda ve zararlarını öğrenmen, alışma ve devam ettirme sürecinde sana manevi enerji ve hedefinde ilerlemen için destek olacaktır.
Kişisel hayat programını da hazırlamalı ve düzenli takip etmelisin. Bu neden önemli? Ömür yapraklarımızı hayırlı ve salih ameller ile doldurmamız için hayatımızı bilinçli ve farkındalıklı yaşamalıyız. Çünkü, ömür bize kısa bir vakit için ayrılmış… Ezelden ebede süren yolculuğumuzda biz yolcu, dünya bir han misalidir. Azığımızı alıp kabre gireceğiz.
Kısacası aklımızı, kalbimizi, uzuvlarımızı, zamanımızı dikkatli kullanmalıyız.
Farkındalık uyanışı, uyanış değişimi, değişimde kemaliyet basamaklarına adım atmayı getirir.
21 ya da 40 günlük denemelerle başlayabilirsin, alışkanlık oluştuktan sonra istediğin güzelliklerin hiç de zor olmadığını göreceksin. Ve derinleştikçe derinleşeceksin.
Mübarek üç aylarda dış dünyaya gözleri kapatıp, iç âleme açma vakti gelmedi mi?
Bir gün ölüm kapını çaldığında, özün en çok neye yanacaksa bu gün onların telafisine bakmalısın.
Kim ahiret işlerine öncelik tanırsa Allah dünya işinde ona yardımcıdır.

Avn bin Abdullah H.z’lerinin bir sözü ile sohbetimiz değerlensin.
‘’Sizden öncekiler, âhiret işleriyle uğraşıp, sâdece artan zamanlarını dünyâ işlerine harcarlardı. Siz ise bu gün hep dünyâ işiyle uğraşıyor, zaman kalırsa âhiret işlerini yapıyorsunuz.
Allahü teâlâ âhiret için çalışanın dünyâ işlerine kâfi gelir, dünyâsı husûsunda ona yardımcı olur. Kim Allahü teâlâya karşı hâlini düzeltirse, Allahü teâlâ onunla insanlar arasını düzeltir, güzel yapar. İçini düzeltenin, Allahü teâlâ dışını düzeltir, güzel yapar.’’

-Teşekkür ediyorum gönül dostum, nasihatlerini uygulamaya çalışacağım. Düşünce dünyamda bazı kapılar bu sohbetle aralandı gibi…

Yeniden çaylarımızı yudumluyor, helvamızla da damağımızı şenlendiriyoruz. Kızım ney üflerken, arıların, güllerin üzerindeki hızlı alışverişlerini gözlemliyor, dut ağacında ötüşen cıvıl cıvıl kuş seslerini dinliyoruz. Yavru kedilerin hoş yaramazlıklarını da seyran ederek muhabbetimizi demliyoruz.

Mihrican Ulupınar
16.06.2014
15:00

17
Haz
14

… Cami’de Bir İkindi Molası


… Cami’de Bir İkindi Molası

… Cami’de Bir İkindi Molası

Şu an camide, Allahu Zülcelâlin evindeyim… İçim huzurla doluyor. Sevinç, neşe, sakinlik, inşirah sarıyor tüm benliğimi… Dünya dertlerine, sıkıntılarına, belâlarına bir mola yeri burası…

Sadece dünyaya mı?

Hırslara, arzulara, hüzünlere, emellere de bir mola… Belki de buradan uzak olduğumuzdandır; bunca kâlp darlığımız, sıkıntılarımız, dağınıklığımız… Camilerin boşluğundan mıdır? Hastaneler dolup taşıyor! İllaki doktor, illaki ilaç ihtiyacı hissediyoruz ama hangi doktor, hangi ilaç? Gerçek hastalığımızın nedeni, çaresi ne?

Camiler sizi bekliyor! Neden yoksunuz?

Hacca gücünüz yetmiyor olabilir, camiye gelmeye de mi gücünüz yok?

Hele bir niyetinize alın, bakın bakalım yollar size nasıl açılıyor… Camilerdeki tespihler, zikirleriniz için size şahitlik etmek istiyor. Yeşil halılar saf saf cemaat özleminde; huşu ile kılınacak, feyzi ilahiyle ıslanacak namazlarımızı bekliyor… Kutsal kitabımız, Mevlâmızın bize mektubu Kur’an-ı Kerimler, bir köşede mahzun, kapaklarının açılmasını bekliyor. Tahta rahleler aşk ile okunacak sureleri ve hatimlerimizi bekliyor.

Her şey hazır; senin, benim, bizim için… Sadece ziyaretimiz ile şad olmayı bekliyor.

‘’Huzur ‘’
‘’Mutluluk ‘’
‘’Dost ‘’
‘’Yâr, yâren‘’
‘’Dinlenmek, sakinleşmek ‘’
‘’Toparlanmak ‘’
Ve
‘’Ebedi Sevgiliyi’’ istiyorsak camiye koşalım… Allahu Zülcelâl’in evine, yakınlığına, sükûnetine, ruhani hediyelerine koşalım…

Camilerimiz dolu dolu olmalı.Hayat yolculuğumuzun merkezinde uğradığımız liman olmalı. Sabah namazları sonrası Kur’an tilaveti, sohbet, çorba dağıtımı olmalı. Müslümanlar muhabbet ile kaynaşmalı… Güne pırıl pırıl bir enerji ile başlamalı… Kadın, çoluk, çocuk cami sohbetlerine müdavim olmalı.

Kadınlar neden çarşı pazarı doldurur? Camiye gelmesi hoş görülmeyen bayanları, pazarlara, alışveriş mekânlarına rahatça yollayan beyler? Sizce bu bir çelişki değil mi?

Camilere çocuklarınızda gelsin. Allah’u Teâlâ’nın evinde büyüsünler. Babalarını, annelerini, ablalarını namaz kılarken görsünler. Caminin havasını, ruhunu teneffüs etsinler. Çocukluktaki anılar, betona yazı yazmak gibi kalıcıdır. Kolay kolay silinmezler.

Teknolojinin cendereye aldığı akıl ve ruhlarımız, camilerde sükûneti tatmalı… Gözler fani dünyaya bir müddet kapanıp, gönül gözleri, deruni âlemlerde seyahat etmeli… Maddenin esir aldığı ruhlar, kafeslerinden özgürlüğe kanat çırpmalı…
Hasret çeken sevgililerin buluşması gibi, ruh ve gönlümüz Vedud Mevlamızın manevi ikramları; sevgi, aşk, feyiz, cezbe ile coşmalı… İlahi aşk ile demlenmeli.

Babalığına, anneliğine, evlâdına, öğretmenliğine, sanatına, memurluğuna, polisliğine, yöneticiliğine, mimarlığına, avukatlığına, hâkimliğine, doktorluğuna, hastabakıcılığına, fabrikasına, işyerine, ticaretine, temizliğine; cemre düşmüş gönlüyle, eli kârda, gönlü yârda şuurunda, marifet nazarıyla, halka hizmet vazifesini devir alabilmeli… Kulluk vazifelerini omuzlarına yeniden yüklediğinde, daha bir neşeli, daha bir coşkun, daha bir aşk ile yerine getirmeli…
Bir namaz molasında Camilerimizde buluşmak dileğiyle…

Sevgi ve saygılarımla…

Mihrican Ulupınar

08.04.2014
09:02

25
Mar
13

Şükür Sınavı


Şükür Sınavı


Yine o güzel demlerden birini yaşıyorduk. Kıymetli dostlarımızla bir araya gelmiş ve muhabbet faslımız başlamıştı. Mevlamızın sunduğu envai çeşit nimetlerle dolu sofrada, unutulmaz anılar biriktiriyorduk. Kâh hoş bir söze gülümsüyor, kâh yeni öğrendiğimiz bir ilmi paylaşıyorduk. Sıcacık bir mutluluk ve huzur atmosferi tüm odaya hâkimdi.

Yemek faslını bitirmiştik. Bu gün dostlarım için hazırladığım sohbet konusu şükür sınavıydı. Her mecliste hayırlı bir konu hazırlamaya çalışırım ki gıybet ve boş konuşmalar meclisimizi işgâl etmesin. Uzun zamandır mutluluğu araştırıyordum. Sebebiyse genel anlamda insanlarda bir mutsuzluk ve doyumsuzluk gözlememdi. Hep şikâyet, hep üzüntülü konular meclislerimizi dolduruyordu. Herkes ya bir hastalığını, ya bir haksızlığını, ya bir üzüntüsünü dile getiriyordu, buna yeri geliyor bende dâhil oluyordum.
Bir şeylerin farkında değildik sanki, gözümüzün önünde duran ama bizim ille de görmemek için direndiğimiz nimetler…

Bu konuyu dost meclislerimde işlemeye karar verdim. Bir meclisimde ‘’size göre mutluluk nedir’’ diye röportaj yapmıştım, aldığım cevaplar çok manidardı. Başka bir yazımda onu işleyeceğim inşallah.

Bu günkü anlatmak istediğim anım ‘’Şükür Sınavı’’…

‘’Kâğıt ve kalemleri çıkarın’’ dedim. Sizi imtihan edeceğim. Bu günkü sohbetimizin konusu’’ sahip olduğumuz nimetler’’
Önce bir şaşkınlık sardı tüm yüzleri, sonrasında benim bu tür hallerime alışık oldukları için gülümsemeler başladı. Baktılar ki şaka yapmıyorum çaresiz, kâğıt, kalem aramaya başladılar… Her şey hazırdı, sıra sınav zamanına gelmişti. Herkes sahip olduğu nimetleri yazacaktı. 20 dakika müddet tanıdım.10 yaşından 60 yaşına kadar katılımcımız vardı. Büyük bir heyecanla yazmaya başladık. Öyle güzel bir atmosfer vardı ki ortamda; kopya derdine düşenleri mi ararsın, birbirinin yüzünden bir kelime yakalamaya çalışanları mı?

Süre dolmuştu, herkese yazdıkları nimetlerin sayılarını sordum…

55 yaşındaki teyzemiz 5 nimet yazmış(okuma yazması iyi olan bir teyzemiz),Kimi 10, kimi 25, kimi 40 nimet yazmıştı… Sıra 10 yaşındaki Yunus Emre’mize geldiğinde, hepimizi şaşırtan bir yanıt verdi!

110 nimet yazmıştı! Evet, 20 dakika içinde 110 nimet!

Hepsini okuttuk; kaslar, kan, kalp, kulak, sağ ayak, sol ayak, sağ kol, sol kol, sağ ve sol eller, parmaklar, tırnaklar, sağ ve sol gözler, dudaklar, dişler, dil, yanaklar, deri, saçlar, kaşlar, kirpikler, böbrekler, mide, bağırsaklar, dalak, karaciğer, akciğer, kemikler, elbiseler, ayakkabılar, defter, kalem, çanta, silgi, kâğıtlar, anne, baba, abla, ev, koltuklar, halılar, perdeler, televizyon, kahvaltılıklar, yemekler, ekmek, su, elektrik, kitaplar, meyveler, kuruyemişler, çiçekler, lambalar, saat, mum, araba, yol, köprü… Devamını yazamıyorum çünkü unutmuşum bazılarını…

Sohbetimiz ve ufak sınavımız sonucunda bir gerçeğin daha farkına vardık. Hayata çocuk gözüyle baktığımızda güzelliklerin ve sevginin daha çok farkına varıyorduk. Neden yaşımız ilerledikçe nimetleri değil de problemleri daha çok görür olmuştuk?Hâlbuki aynı nimetler şimdide vardı hatta daha fazlası ikram olunmuştu. Değişen bizim bakış açılarımızdaydı; ümit dolu, pozitif, olumlu bakış açılarını kaybetmiş, olumsuz ve negatif bakış açıları bizi çepeçevre sarmıştı…Evet, şükür etmeyi unutmuştuk! Önce bu zehirli sarmaşıklardan kurtulmamız gerekiyordu. Beynimizi düşünce dünyamızdaki olumsuz, zehirli, hastalık yapan negatif düşünce otlarından temizlemeli, yepyeni ümitler aşılayan mis kokulu sarmaşık güller gibi pozitif düşünceleri ekme zamanı gelmişti. Bunu da ancak bize bahşedilen milyonlarca nimetin farkına vararak başarabilirdik.

Hep kaybettiğimizde mi?
Kıymetini bileceğiz sevdiklerimizin, niçin?
Hep elimizden alındığında mı?
Özleyeceğiz sayısız nimetleri, niçin?
Karanlığa gömüldüğümüzde mi?
Göz nurunun kıymetini bileceğiz, niçin?
Tutamadığında ellerimizle mi?
Hayır işi yapamadığımıza yanacağız, niçin?
Yatağa bağlandığımızda mı?
Üzüleceğiz koşamadığımıza ilim meclislerine, niçin?
Sevdiklerimizle konuşamadığımızda mı?
Pişman olacağız doyasıya seni seviyorum demediğimize, niçin?
Kur’an okuyanların sesini duyamadığımızda mı?
Derin bir hüzün kaplayacak kalbimizi, niçin?
Dokunabilirken sımsıkı tutamadığımızda mı?
Özleyeceğiz annemizin ya da çocuğumuzun ellerini, niçin?
Ayrılıklar ve ölümler kapımızı çaldığında mı?
Ailemizin ve birlik olmanın kıymetini anlayacağız, niçin?
‘’Kel ölünce sırma saçlı olmadan, kör ölünce badem gözlü olmadan’’…
Kıymetini bilmeli değil miyiz, elimizdekilerin?
Bolca şükür edemedik mi?
Sağlımız yerindeyken, niçin ?
Mihrican Ulupınar
25.03.13
02:50



İlahiaşk

Blog İstatistiklerim...@

  • 870,347 hits

Hatırlatıcı Notlar

 

 

İlahi Aşk Yolculuğu

İlahi Aşk Yolculuğu kitabımızın Kitapyurdunda da satışları başlamıştır.

İmam-ı Gazali

İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçluğu
Hayatında denge problemi yaşayan,
kişiliğinde, aile ilişkilerinde, ebeveynliğinde, sosyal ilişkilerinde, eğitiminde, ruhsal dünyasında kendini geliştirmek ve problemlerini çözümlemek, hedeflerine bilinçli yol almak için deneyimli bir rehbere ihtiyaç duyan, bayan danışanlara yardımcı olmak için buradayım. Saygılarımla.

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Haziran 2018
P S Ç P C C P
« Şub    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

@Son Yorumlarım@

hakkında fakraczi
hakkında fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 782 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com

Twitter Sayfama hoş geldiniz.

Reklamlar