Archive for the 'Hikaye/ Öykülerim' Category

17
Haz
14

Alışkanlıklar ve Değişim


Alışkanlıklar ve Değişim

Alışkanlıklar ve Değişim

Buram buram yasemin ve hanımeli kokuları sarmış çardakta, gönül dostumla oturuyoruz. Masamızda ki kasede suya serpilmiş gül goncaları hoş bir tablo oluşturmuştu. Bir yanda yavru kedilerin sevimli yaramazlıklarını seyrediyor, diğer yanda semaverde demlenen tomurcuklu çayımıza limon dilimimizi ekliyor ve muhabbetle yudumluyoruz. Fıstıklı un helvamız muhabbet saatlerimizin vazgeçilmezleri arasındaydı. Bu kıymetli saatler istiyorum ki faydalı bir sohbetle de taçlansın.

-‘’Bu gün konu başlığımız ne olsun?’’ Diye soruyorum.

Biraz düşündükten sonra dostum:

-İbadetleri hayatıma uygulama da sorun yaşıyorum. Bunun hakkında konuşabiliriz’’ diyor.

-‘’O vakit konu başlığımız –alışkanlıklarımız ve değişim- olsun’’diyorum.

‘’ Hayatta önceliklerin nelerdir önce onları bir listele derim. Her şeyin ilk adımı zordur, sebat edip devam ettin mi alışkanlık oluşur. Sonrası zor gelmez, senin bir parçan olur. Onu yapmadan rahat edemezsin.
Bu sebeple ilk adımlar, ilk başlangıçlar önemlidir. Namaza, oruca, kur’an-a, kaza namazına, tesettüre, kitap okumaya v.s. başlamak senin için bir hicrettir.
Hayat filminde bulunmasını istediğin değerlerini, vazgeçilmezlerin olana dek nefsinle mücadele ederek uygula.
Onlar hayatına girdiğinde; iç huzuru, sevgi, muhabbet, vicdan rahatlığı, manevi feyzler ve daha nice hediyeleri ile gelirler.
Aldığın ruhani doyum, maddi doyumların kat kat üstündedir. Maddi doyumlar seni dünyaya çeker ve nefsin ruhuna hâkim olur. Nefis doymak bilmez, verdikçe daha fazlasını ister, mutlu olmaz, hırslanır ve yavaş yavaş seni kuyuya çeker.
Ruhani doyumlar ise seni, uhrevi âleme çekerek hafifletir, yükseltir… Ruhun nefsine hâkim olmaya başlar. Huzura erersin, iyilerin safında yolculuğa devam edersin.
Mevlam yar ve yardımcın olsun gönül dostum. Bol dua etmeli ki bu değişim kolaylaşsın.

-İyi güzel söylüyorsun da o alışkanlıklara başlamak için yeterli gücü bulmak için ne yapabilirim?

-Hayırlı dostluk bu demde çok önemli; karga çöplüğe, bülbül gül bahçesine götürür. Arkadaşlarını iyi seçmelisin. Eğer güçlü kişiliğin yoksa kuyudakiler seni aşağı çeker. Onlara el uzatabilmen için manen çok güçlü olman lazım. Kendini değiştirmeden onları değiştiremezsin. Allah dostları bazı dönemler neden uzlete ve itikâfa girerdi?
Bir de ilim önemli, kazanmak istediğin alışkanlıkların sana fayda ve zararlarını öğrenmen, alışma ve devam ettirme sürecinde sana manevi enerji ve hedefinde ilerlemen için destek olacaktır.
Kişisel hayat programını da hazırlamalı ve düzenli takip etmelisin. Bu neden önemli? Ömür yapraklarımızı hayırlı ve salih ameller ile doldurmamız için hayatımızı bilinçli ve farkındalıklı yaşamalıyız. Çünkü, ömür bize kısa bir vakit için ayrılmış… Ezelden ebede süren yolculuğumuzda biz yolcu, dünya bir han misalidir. Azığımızı alıp kabre gireceğiz.
Kısacası aklımızı, kalbimizi, uzuvlarımızı, zamanımızı dikkatli kullanmalıyız.
Farkındalık uyanışı, uyanış değişimi, değişimde kemaliyet basamaklarına adım atmayı getirir.
21 ya da 40 günlük denemelerle başlayabilirsin, alışkanlık oluştuktan sonra istediğin güzelliklerin hiç de zor olmadığını göreceksin. Ve derinleştikçe derinleşeceksin.
Mübarek üç aylarda dış dünyaya gözleri kapatıp, iç âleme açma vakti gelmedi mi?
Bir gün ölüm kapını çaldığında, özün en çok neye yanacaksa bu gün onların telafisine bakmalısın.
Kim ahiret işlerine öncelik tanırsa Allah dünya işinde ona yardımcıdır.

Avn bin Abdullah H.z’lerinin bir sözü ile sohbetimiz değerlensin.
‘’Sizden öncekiler, âhiret işleriyle uğraşıp, sâdece artan zamanlarını dünyâ işlerine harcarlardı. Siz ise bu gün hep dünyâ işiyle uğraşıyor, zaman kalırsa âhiret işlerini yapıyorsunuz.
Allahü teâlâ âhiret için çalışanın dünyâ işlerine kâfi gelir, dünyâsı husûsunda ona yardımcı olur. Kim Allahü teâlâya karşı hâlini düzeltirse, Allahü teâlâ onunla insanlar arasını düzeltir, güzel yapar. İçini düzeltenin, Allahü teâlâ dışını düzeltir, güzel yapar.’’

-Teşekkür ediyorum gönül dostum, nasihatlerini uygulamaya çalışacağım. Düşünce dünyamda bazı kapılar bu sohbetle aralandı gibi…

Yeniden çaylarımızı yudumluyor, helvamızla da damağımızı şenlendiriyoruz. Kızım ney üflerken, arıların, güllerin üzerindeki hızlı alışverişlerini gözlemliyor, dut ağacında ötüşen cıvıl cıvıl kuş seslerini dinliyoruz. Yavru kedilerin hoş yaramazlıklarını da seyran ederek muhabbetimizi demliyoruz.

Mihrican Ulupınar
16.06.2014
15:00

25
Mar
13

Şükür Sınavı


Şükür Sınavı


Yine o güzel demlerden birini yaşıyorduk. Kıymetli dostlarımızla bir araya gelmiş ve muhabbet faslımız başlamıştı. Mevlamızın sunduğu envai çeşit nimetlerle dolu sofrada, unutulmaz anılar biriktiriyorduk. Kâh hoş bir söze gülümsüyor, kâh yeni öğrendiğimiz bir ilmi paylaşıyorduk. Sıcacık bir mutluluk ve huzur atmosferi tüm odaya hâkimdi.

Yemek faslını bitirmiştik. Bu gün dostlarım için hazırladığım sohbet konusu şükür sınavıydı. Her mecliste hayırlı bir konu hazırlamaya çalışırım ki gıybet ve boş konuşmalar meclisimizi işgâl etmesin. Uzun zamandır mutluluğu araştırıyordum. Sebebiyse genel anlamda insanlarda bir mutsuzluk ve doyumsuzluk gözlememdi. Hep şikâyet, hep üzüntülü konular meclislerimizi dolduruyordu. Herkes ya bir hastalığını, ya bir haksızlığını, ya bir üzüntüsünü dile getiriyordu, buna yeri geliyor bende dâhil oluyordum.
Bir şeylerin farkında değildik sanki, gözümüzün önünde duran ama bizim ille de görmemek için direndiğimiz nimetler…

Bu konuyu dost meclislerimde işlemeye karar verdim. Bir meclisimde ‘’size göre mutluluk nedir’’ diye röportaj yapmıştım, aldığım cevaplar çok manidardı. Başka bir yazımda onu işleyeceğim inşallah.

Bu günkü anlatmak istediğim anım ‘’Şükür Sınavı’’…

‘’Kâğıt ve kalemleri çıkarın’’ dedim. Sizi imtihan edeceğim. Bu günkü sohbetimizin konusu’’ sahip olduğumuz nimetler’’
Önce bir şaşkınlık sardı tüm yüzleri, sonrasında benim bu tür hallerime alışık oldukları için gülümsemeler başladı. Baktılar ki şaka yapmıyorum çaresiz, kâğıt, kalem aramaya başladılar… Her şey hazırdı, sıra sınav zamanına gelmişti. Herkes sahip olduğu nimetleri yazacaktı. 20 dakika müddet tanıdım.10 yaşından 60 yaşına kadar katılımcımız vardı. Büyük bir heyecanla yazmaya başladık. Öyle güzel bir atmosfer vardı ki ortamda; kopya derdine düşenleri mi ararsın, birbirinin yüzünden bir kelime yakalamaya çalışanları mı?

Süre dolmuştu, herkese yazdıkları nimetlerin sayılarını sordum…

55 yaşındaki teyzemiz 5 nimet yazmış(okuma yazması iyi olan bir teyzemiz),Kimi 10, kimi 25, kimi 40 nimet yazmıştı… Sıra 10 yaşındaki Yunus Emre’mize geldiğinde, hepimizi şaşırtan bir yanıt verdi!

110 nimet yazmıştı! Evet, 20 dakika içinde 110 nimet!

Hepsini okuttuk; kaslar, kan, kalp, kulak, sağ ayak, sol ayak, sağ kol, sol kol, sağ ve sol eller, parmaklar, tırnaklar, sağ ve sol gözler, dudaklar, dişler, dil, yanaklar, deri, saçlar, kaşlar, kirpikler, böbrekler, mide, bağırsaklar, dalak, karaciğer, akciğer, kemikler, elbiseler, ayakkabılar, defter, kalem, çanta, silgi, kâğıtlar, anne, baba, abla, ev, koltuklar, halılar, perdeler, televizyon, kahvaltılıklar, yemekler, ekmek, su, elektrik, kitaplar, meyveler, kuruyemişler, çiçekler, lambalar, saat, mum, araba, yol, köprü… Devamını yazamıyorum çünkü unutmuşum bazılarını…

Sohbetimiz ve ufak sınavımız sonucunda bir gerçeğin daha farkına vardık. Hayata çocuk gözüyle baktığımızda güzelliklerin ve sevginin daha çok farkına varıyorduk. Neden yaşımız ilerledikçe nimetleri değil de problemleri daha çok görür olmuştuk?Hâlbuki aynı nimetler şimdide vardı hatta daha fazlası ikram olunmuştu. Değişen bizim bakış açılarımızdaydı; ümit dolu, pozitif, olumlu bakış açılarını kaybetmiş, olumsuz ve negatif bakış açıları bizi çepeçevre sarmıştı…Evet, şükür etmeyi unutmuştuk! Önce bu zehirli sarmaşıklardan kurtulmamız gerekiyordu. Beynimizi düşünce dünyamızdaki olumsuz, zehirli, hastalık yapan negatif düşünce otlarından temizlemeli, yepyeni ümitler aşılayan mis kokulu sarmaşık güller gibi pozitif düşünceleri ekme zamanı gelmişti. Bunu da ancak bize bahşedilen milyonlarca nimetin farkına vararak başarabilirdik.

Hep kaybettiğimizde mi?
Kıymetini bileceğiz sevdiklerimizin, niçin?
Hep elimizden alındığında mı?
Özleyeceğiz sayısız nimetleri, niçin?
Karanlığa gömüldüğümüzde mi?
Göz nurunun kıymetini bileceğiz, niçin?
Tutamadığında ellerimizle mi?
Hayır işi yapamadığımıza yanacağız, niçin?
Yatağa bağlandığımızda mı?
Üzüleceğiz koşamadığımıza ilim meclislerine, niçin?
Sevdiklerimizle konuşamadığımızda mı?
Pişman olacağız doyasıya seni seviyorum demediğimize, niçin?
Kur’an okuyanların sesini duyamadığımızda mı?
Derin bir hüzün kaplayacak kalbimizi, niçin?
Dokunabilirken sımsıkı tutamadığımızda mı?
Özleyeceğiz annemizin ya da çocuğumuzun ellerini, niçin?
Ayrılıklar ve ölümler kapımızı çaldığında mı?
Ailemizin ve birlik olmanın kıymetini anlayacağız, niçin?
‘’Kel ölünce sırma saçlı olmadan, kör ölünce badem gözlü olmadan’’…
Kıymetini bilmeli değil miyiz, elimizdekilerin?
Bolca şükür edemedik mi?
Sağlımız yerindeyken, niçin ?
Mihrican Ulupınar
25.03.13
02:50
18
Mar
13

Kahvaltıda Nimetleri Tefekkür


Kahvaltıda Nimetleri Tefekkür




3 tane masum kız çocuğu vardı. 9-7-2 yaşlarındaydılar. Çok yoruluyordu, tek başına yuvasının ve çocuklarının tüm hizmetlerine koşturuyordu. Bazen hayatın ağırlığı karşısında ezildiği demlerde oluyordu. 1 saatlik zor bulduğu dinlenme zamanlarından sonra yeniden topladığı enerji ile daha bir coşkuyla vazifesine devam ediyordu. Onların bakımındaki huzur kalbinin mutmain olmasına kâfi geliyordu.

Yine bir sabah kahvaltısını hazırladı ve yavrularını çağırdı. Tüm evi mis gibi patates kızartması ve tost kokuları sarmıştı. Çocuklar hemen ellerini yıkamak için banyoya koştular. Sonrasında sevinçle sofraya oturdular. Besmele ile kahvaltıya başladılar. Anneleri evlatlarını seyrediyordu. Mevlâsının O’na emanetleriydi bu küçücük canlar… Bir yanda ‘’acaba iyi yetiştirebilir miyim’’ korkusuyla gelecekleri için endişe ediyordu? Sonra içini teslimiyetin verdiği huzura bıraktı. Kendisi gibi On’ların sahibi de Mevlâsıydı! Elbet kaderlerinde yazılı bir senaryo vardı. O’nun görevi hem dua etmek, hem de fıtratlarına uygun yetiştirmek ve iyilerin safında olmaları için mücadele etmekti. Evlâtlarını bu düşüncelerle seyrederken sofradaki nimetlere gözü takıldı, farkındalığı artarak derin bir tefekküre daldı…

Çocuklarını da bu düşünce deryasına dâhil etti.
-Canım evlatlarım bu gün soframızda ne kadar çok insan var görüyor musunuz?

Çocuklar şaşkınlıkla annelerinin yüzüne baktı!

Anne, onların şaşkınlığını gidermek için sözlerine devam etti:

-Bu zeytinin soframıza nasıl geldiğini biliyor musunuz?
Tarlalarda çalışan yüzlerce Anadolu insanı; kimi bebeğini beşikte bırakmış gitmiş, kimi aç susuz, kimisi de hasta hasta çalışmış. Kamyonlarla şehirlere, uzun yolculuklarda, sıcak soğuk demeden nakliyeciler taşımışlar. Bakkal ve marketlerde satış için çaba sarf edenler, babamızın; parasını kazanmak için mücadelesi, annenizin sofrayı hazırlamak için emeği ve size bu nimeti yollayan Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Sakın ha evlâtlarım bir tanesini bile israf etmeyin. Kurtuluş Savaşı sonrasında yokluk günlerinde bir zeytini üç kez ısırırmış çocuklar!

-Ya bu, peynir ve tereyağı soframıza nasıl geliyor biliyor musunuz?
İneğin bakımı için emek çekenler, yeşilliklere gezdiren çobanlar, sütünü sağmak ve peynir yapmak için zahmet çekenler, tüccarlar, gece gündüz yollarda taşıyan kamyoncular, bakkal ve marketler, satın alabilmek için alın teri döken babanız, size sevgi ile kahvaltı hazırlayan anneniz ve bu nimetleri size ikram eden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir parçasını bile israf etmeyelim yavrularım…

-Ya balı nasıl anlatayım size?
Milyonlarca arının çiçek çiçek dolaşmak için kilometrelerce uçması, peteklerini inşa etmek için zorlu mücadeleleri, ballarını üretmeleri, arıcıların zor ve zahmetli emekleri, tüccarlar, kamyoncular, bakkal ve marketler, size satın almak için gece gündüz çalışan babanız, gece süte katıp içiren anneniz, bu nimetleri hediye eden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir damlasını bile boşa akıtmayalım canlarım…

-Ya mis gibi kokan çıtır çıtır ekmeğin yolculuğunu bilir misiniz?
Tarlada buğday yetiştirmenin zorlukları, değirmencinin un yapmak için zahmetleri, yolların yükünü çeken nakliyecilerin uykusuzlukları, pişirmek için kızgın sıcaklara sabreden fırıncıların emekleri, kazanmak için babanızın, sofraya getirmek için annenizin emeği, Bu ilmi onlara lütfeden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir lokmasını bile çöpe atmayalım yavrularım, bayatlarını dahi değerlendirelim, nasihatim olsun sizlere!

-Ya şu, mis gibi buram buram muhabbet kokan çayı anlatayım mı?
Rize çay tarlalarında çalışan yüzlerce çocuk, genç, yaşlı insan, alım ve satımı ile uğraşan tüccarlar, taşıyan nakliyeciler, bakkal ve marketler, sizi çaysız bırakmamak için çalışan babanız, size çayı usulüne göre demleyen anneniz, içinizi ısıtan bu nimeti nasip eden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir yudumunu bile dökmeyelim. İçebileceğimiz kadar demleyelim, israf etmeyelim gonca güllerim…

-Ya şu sizin çok sevdiğiniz rengârenk reçellere ne demeli?
Meyve ağaçlarının dikimi ve yetiştirilmesi, toplanmasındaki emekler, taşınmasındaki zahmetler, pişirilmesindeki ince sanatlar, korunmasındaki titiz itinalar, satışında emeği geçen işyeri sahipleri, size sevgi reçelleri satın alan sizi canından çok seven babanız, sofraya süslü tabaklarda size hazırlayan anneniz, bunca meyveyi yaratan Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri… Bir kaşığını bile ziyan etmeyelim nur yavrularım…

-Bu aşk kırmızısı domatesler ve bahar rengi yeşil salatalıkları nasıl anlatmalıydı. Derin bir ah çekti!
Tarlada çekilen emekler, zirai mücadeleleri, bakımı, toplanması, nakliyesi, tüccarları, sabahın 3’ünde yola düşen hâl ve pazarcıları, sizlere vitaminsiz kalmayın diye taşıyan babanız, mis gibi salatalar hazırlayan anneniz ve bu güzel renkleri, bu sebzelere hediye eden Allahü Teâlâ {C.C.} Hazretleri…
Bir tanesini bile çürütmeyelim, bulamayan çocukları hatırlayalım evlâtlarım…

Sonra bir an duraksadı anneleri… Bunca hizmeti geçen insanlar için kendisi ne yapıyordu? Utandı! Suçluluk duygusuna kapıldı! Düşündü! O’da çokça Kur’an sohbetlerine katılıyordu, On’lar için dua edebilirdi. Zaten ediyordu ama bundan sonra daha bilinçli dualar edecekti. Belki onca hizmeti geçen ülkesinin bu kıymetli vefakâr, çilekeş insanları için bir nebzecikte olsa vefa borcunu ödeyebilirdi.

Ve bunca nimeti, bunca emekle, evine sofrasına kadar gönderen Mevlâsına nasıl teşekkür edeceğini bilemedi. Sofrada şu da eksik nasıl diyebilirdi ki? Bir zeytin, bir ekmek ve bir çay meğer ne kadar zor şartlarda sofraları onurlandırıyordu. Her kahvaltıda bol bol şükür etmek gerekirdi.

Çocuklar annelerinin yüzünü seyre dalmışlardı. Gözlerinden her sözü anlamadıkları okunuyordu. Ama ellerinde tuttukları her nimete daha bir farklı baktıkları kesindi.

Kahvaltılarını muhabbet içinde bitirdiler. Minicik, günahsız ellerini açtılar ve sofra dualarını okudular. Tüm emeği geçenlere de ayrıca dua ettiler.

Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com
18.03.13
03:44

27
Şub
13

Ebedi sevgiliye doğru/ Tesettür Yolculuğu


Ebedi sevgiliye doğru/ Tesettür Yolculuğu



Henüz 16 yaşındaydı. Saçlarına o gün perçem kestirmiş ve saç bandını da takmıştı. En sevdiği pembe bluzu ve siyah pantolonu giydi. Alışveriş için dışarıya çıktı. Kendini çok beğeniyordu. Çok güzel olmuştu.

Başı dik ve gururla yürürken karşıdan, kendi yaşlarında, omuzlarına salınan büyük eşarplı , pardesülü bir genç kız geliyordu.

Utandı… Başını önüne eğdi.

Bu yaşta nefsini ayaklarının altına alan bir genç kız; yanından usulca, edebane ve mütevazi bir tavırla geçiyordu… Haliyle ve duruşuyla, sessiz ama gönülden, öyle çok şey fısıldamıştı ki… Gönlü de O’na akıp gitmişti sanki… Mıknatısa yapışan demir parçası gibi tutulduğunu hissetti…

Az önce kibirli olan kendisi nereye gitmişti?
Ya da kibir yapan nefsi nereye gitmişti?

Ruhu şimdi hâkimiyeti ele geçirmiş, ‘’hadi bakalım’’ dedi. ‘’Senin yaşlarından bir genç kız bunu yapabiliyor da, sen neden yapmıyorsun?’’

O gün beyninde ilk şimşekler çakmıştı!

O tesettürlü hanım kız; bilse idi hal diliyle, her geçtiği yerden tebliğ yaptığını…Konuşmasına gerek kalmadan, yaşayarak nasihat verebildiğini…

Kendisi de namazını kılıyordu. Ama başını kapatmak zor geliyordu.
Ezan okunduğunda namaz bohçasını açıyor; namaz eteğini, çorabını ve uzun kollu hırkasını giyiniyor, başörtüsünü de takıyordu. Seccadesini seriyor ve namazını eda ediyordu. Namazı bitince yeniden hepsini düzgün bir şekilde katlıyor ve bir sonra ki namaz vaktine saklıyordu.

Takliden yapıyordu her şeyi… Taklitte olsa sorgulamalar başlamıştı…

O zamanlar örtünmenin ayette geçtiğini bile bilmiyordu. Sorabileceği kimse yok muydu, yoksa çok çekingen olduğu için sormayı mı akıl edemiyordu?

Yine alışveriş için dışarıya çıktığı bir gündü; kolu kısa, başı açık ve pantolonluydu… Başı açık olmasına rağmen bluzlarını pantolon üzerine bırakırdı. Edepli giyinir, hatlarının belli olmasından utanırdı.

Yolda hem yürüyor, hem de analiz yapıyordu.

Sorular yumağında buldu kendisini:

Kendisine sordu:’’ Dört duvar içinde neden kapatıyorum? Beni hiçbir erkek görmüyor ki?’’
’’ Eğer açıklık haksa, doğruysa; namazda dört duvar içinde neden kapalıyım? Eğer kapalılık haksa, o zaman benim dışarıdaki bu halim nedir?’’

Şimşek gibi çaktı, bu soru beyninde!

İlk defa o gün kapanması gerektiğini kabullenmişti ama icraata geçmesi çok zordu.

Nefsine ağır geliyordu. Kabullenmişti lakin kolay mıydı başarmak?

Beş vakit namazında: ‘’Allah’ım beni Sen kapat, ben başaramıyorum, bir vesile ver’’ diye dua etmeye başladı. Bir destek, bir yardım eli bekliyordu.

Her ne kadar büyük şehirde yaşasalar da köklerine ve geleneklerine bağlı bir ailesi vardı.Bir gün Annesi ona bir teklifte bulundu. Köy âdetine göre artık başının kapanma vakti gelmişti.(saçlarının bir kısmının göründüğü kapanma şekli!)

Kapanmasını teklif ediyordu; ayet, hadis, bilgi vermeksizin!
Halbuki ufacık bir sohbet bile yeterdi? Kapanmasına…

Öyle açtı ki İslam’ı anlatabilecek birilerine…
Ruhunun sohbete ihtiyacı vardı. Körü körüne yaşamak değil, analiz ederek ve bilgi sahibi olarak yaşamak istiyordu. Neyi, niçin yaptığını bilerek…

O dönemler yasakların çok olduğu dönemlerdi. Birçok kişi içki, gazino ve eğlence batağındaydı.
Her şeyi kendisi öğrenmek zorundaydı. Annesinin okuma yazması yoktu. Babası ise rızık derdiyle uğraştığı için ve de dini bilgisi olmadığından maneviyat eğitimi veremiyordu.Kardeşleri de kendisi gibi İslam hakkında bilgili değilerdi.

Ağustos ayında sıcak bir yaz günüydü. Annesiyle pazara çıkacaklardı.
Annesi: ‘’Kızım hadi başını ört, öyle çıkalım’’ dedi.

İşte! Beklediği yardım eli gelmişti. Dualarının cevabı gelmişti. Annesi disiplinli bir kadındı. Annesinin sözünü ikilemedi. Hem bu teklifi zaten beklemiyor muydu?

‘’Tamam Anneciğim’’ dedi sevinçle…

Yatak odasında ki şifonyerin çekmecesine koştu. Beyaz krep bir başörtüsü vardı. Onu aldı, ayna karşısına geçti. Saçlarının bir teli dahi görünmeyecek şekilde başını kapattı. Bu yaşta daha güzel bir başörtüsü bulsa nefsine belki hoş gelirdi. Fakat mümkünü yoktu. Evdeki tek dışarısı için olan başörtü buydu. Başına sanki nur yağmış gibi hissetti… Kendi diktiği portakal rengi tuniği ve siyah uzun eteği de giydi. Evde başka tesettüre uygun giysisi yoktu. O devirlerde etek boyları kısa olurdu, normal standart ölçü: 65 cm idi… Kendi diktiği etek şimdi işine yaramıştı.

Annesiyle dışarı çıktı. Önce tüm insanlar üzerine geliyor, kötü bakışların üzerinde dolaştığını hissetti, sonra baktı ki bunun kendisinin önyargı ve kuruntusu olduğunu anladı. Aslında kimsenin umurunda da değildi. Hiçbir şey de olmamıştı, alay eden bir tek kişi bile yoktu. Herkes kendi işiyle meşguldü. O’nu korkutanın nefsinin ve şeytanın vesvesesi olduğunu anladı.

Artık yavaş yavaş tesettüre alışıyordu. Önce etek boylarını ve kol boylarını uzattı. Sonra kendi isteği ile pardesü giydi. Kuran-ı Kerim’deki tesettür ile ilgili ayetleri araştırdı.

Tesettür ile ilgili Ayetler

59.’’ Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman, kendilerini baştan ayağa bolca örten, şeffaf olmayan) dış elbiselerini üzerlerine iyice giyinip örtsünler. Bu, onların (cariye veya hafifmeşrep değil, şerefli ve namuslu) bilinmelerine, (cinsel) taciz/sarkıntılık edilmemelerine daha elverişlidir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.[16]‘’

Ahzab Suresi/ Feyzü’l-Furkân

31.’’ Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama istekle bakmaktan) sakınsınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Ziynetlerini/ziynet sayılan yerlerini meydana çıkarmasınlar/göstermesinler. Ancak (kendiliğinden) görünen (el, yüz) bu emrin dışındadır. Başörtülerini, yakalarının üstüne kadar (boyunlarını örtecek şekilde) koysunlar.[9] Ziynet (ve ziynet sayılan yer)lerini kendi kocalarından veya babalarından veya kocalarının babalarından veya kendi oğullarından veya kocalarının oğullarından veya kardeşlerinden veya kardeşlerinin oğullarından veya kız kardeşlerinin oğullarından veya kendi (mü’min)[10] kadınlarından veya ellerinin altındaki sahip oldukları (cariyeleri)nden veya kadına ihtiyaç duymayan (tamamen şehvetsiz) erkek hizmetçilerinden veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayacak çocuklardan başkasına aç(ıp göster)mesinler. Gizledikleri ziynetlerinin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey mü’minler! Hepiniz Allah’a tevbe edin (ve emirlerini yerine getirin) ki kurtuluşa eresiniz. ‘’

Nur Suresi/ Feyzü’l-Furkân

Kendisini duvarları sağlam bir kalede hisediyordu. Dışarıya çıktığında laf atmalar ve saygısız davranışlarkesilmişti . Aksine eskisinden daha fazla saygı görüyordu. Ahlakını da günden güne düzeltiyordu. Tesettüre yakışmayan ortamlarda bulunmamaya özen gösteriyordu. Çünkü artık başındaki bir bez parçası değildi, bir ayet taşımanın şuuruyla davranışlarına dikkat etmeliydi. Başörtüsünün büyüklüğünü arttırdı. Omuzlarını örtecek şekilde bağlamalar yapıyordu. Beden hatlarını belli eden giyim, tesettür olamazdı!

Pardesüsünü geniş tutmaya başladı. Sonra renkler de O’nu rahatsız etmeye başladı. Göz alıcı çarpıcı renkleri eledi.

Tesettürün amacı neydi? Hoş görünmek mi? Yoksa Allahın emri miydi?

Peygamberimizin (s.a.v)tesettür ile ilgili hadislerini araştırdı. İslam büyükleri ve örnek hanım sahabelerin tesettüre verdikleri önemi okudu. Yasaklara dikkat etti. Başörtüyü kabarık gösteren ve hadis-i şerifle uyarılan topuzu bir sefer bile yapmadı.

Tesettür ile ilgili Hadisler

Umeys’in kızı Esma’dan nakledildi. Dediki:
Resulüllah (s.a.v) bir gün Hz. Aişe (r.anha)’nın evine girdi. Kızkardeşi Esma yanında idi. Üzerinde vücudunun hertarafını örten ve yenleri geniş bir elbise vardı. Resulüllah (s.a.v) onu görünce kalkıp dışarı çıktı. Hz. Aişe (r.anha) kızkardeşine “buradan uzaklaş Resulüllah (s.a.v) sende hoşlanmadığı bir şey gördü” dedi. Hz. Esma uzaklaştı arkasından Resulüllah (s.a.v) içeriye girdi.Hz. Aişe (r.anha) niçin kalkıp gittiğini sordu. Resulüllah (s.a.v) de elbisesinin yenini sadece parmakları görünecek şekilde ellerinin üzerine çekerek şöyle cevap verdi:
“Kızkardeşini görmedin mi? Müslüman bir kadın şurasından başkasını gösteremez.” (Mecmeu’zzevâid nr:4168)

Hz. Âişe’den rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ ince bir elbise ile Allah Resulunun huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu:
“Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çagına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.” Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti.” (Ebu Davûd, Libâs, 31). “Allah Teâlâ ergin kadının namazını başörtüsüz kabul etmez” (İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259).

Hz. Âişe (r. anhâ) ilk başörtüsü uygulamasını şöyle anlatır:
“Allah ilk muhâcir kadınlara rahmet etsin onlar; “Başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar…” (en-Nûr, 24/31) ayeti inince, etekliklerini kesip bunlardan başörtüsü yaptılar.”
Yine Safiyye binti Şeybe şöyle anlatır: “Biz Âişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettik. Hz. Âîşe dedi ki:
“Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah’a yemin olsun ki, Allah’ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nûr sûresinde “Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar…” ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah’ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı.” (Buharî, Tefsîru Sûre, 29/12; İbn Kesîr, Muhtasar, M. Alî, es-Sâbûnî, 7. Baskı, Beyrut 1402/1981, II/600).

Fetva boyutu O’na yetmemeye başladı ve takva boyutunu araştırdı. Her şeyin en güzelini yapmalıydı. Tesettüründe en güzeli olmalıydı.

Nefsine her zaman şunu söyledi: ”Cennet elbiseleri ve yaşantısı dünyadan kat kat üstündür… Ey nefsim sabret ve emre uy!”

Sadeleşti ve en sonunda siyahta karar kıldı…

Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com
28.02.13
00.23




Blog İstatistiklerim...@

  • 833,450 hits
İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Sahifelerinize ne yazdığınıza dikkat ediniz. Çünkü bu, Rabbinize karşı okunacaktır. Yazık o kimseye ki çirkin söz konuşur. Eğer içinizden biri bir kardeşine içinde çirkin söz bulunan bir yazı gönderse, şüphesiz bu bir hayâsızlık olur. Ya Rabbine karşı kötü söz söyleyenin hâli ne olur?

Bişr-i Hâfî

Haziran 2017
P S Ç P C C P
« Şub    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Arşivler

@Son Yorumlarım@

hakkında fakraczi
hakkında fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 719 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com
Çok şükür bugünde Akraba günümüzü @zuhaltu evinde  muhabbet ve Sevgiyle tamamladık. ❤️🌹💝💞💖😍😘🌺☕️ @esraaulupnr @muhteremulupnar @suhedanurbsk @nursenauymaz @ilknuruymz ❤️tubauymaztekin

Twitter Sayfama hoş geldiniz.