Archive for the 'İlahiaşk' Category



05
Nis
13

Ebedi Sevgiliye Mektup


Ebedi Sevgiliye Mektup

Ey Sevgili hiç bilmezdim kelimelerin

Gönlümü bu kadar yakacağını…

Ve mısraların

Dalga dalga kanatlandıracağını…

Ey Sevgili hiç bilmezdim harflerin

Seven gönülden çıkınca canlanacağını…

Ve beyitlerin

Sevilenin gönlünde devran edeceğini…

Ey Sevgili hiç bilmezdim!

Benim ab-ı hayatımın Sen olacağını

Kurumuş gönül vadime inen rahmetin

Damla damla Aşk şarabının Sen olacağını

Gönül bahçemdeki güllerin Sen kokacağını

Sehere dek bekleyen bülbüllerin ben öteceğini…

Ey Sevgili nereden bilecektim ki!

Yokluğunda tarumar olmuş

Bir virane olacağımı…

Hasretinde bin kez ölmekten

Beter olacağımı…

Bülbüllerimin lâl olacağını

Gönül bahçemdeki güllerin solacağını…

Ey Sevgili Leylâ olduğumdan beridir

Gözüm ve gönlüm bir tek seni görür

Kalbimin atışları senin adın içindir

Esen her rüzgâr senden bana bâd-ı Sabâdır…

Ey Sevgili Vuslatına can mı dayanır

Bir nazarın ki aklımı başımdan alır

Bir gülüşün ki cenneti unutturur

Bir selâmın ki gönlümün baharıdır

Bir nefesin ki yüreğimi eritmeye kâfidir…

Ey Sevgili baktığım her yerde

Senin hediyelerindir gördüğüm…

Ey Sevgili duyduğum her seste

Senin nağmelerindir duyduğum…

Ey Yârenler darılmayın kızmayın bana

Sizden fersah fersah uzak kalışıma

Gönül Beytullah’ına dolmuş bir kara sevda

Kapısını açmıyor gayri Yâr’lara…

Aslı aslına ermişken, neylesin Kerem’i

Leylâ özünü bulmuşken, neylesin Mecnunu

Züleyha Mevlâ’sını bulmuşken, neylesin Yusuf’u…

Mihrican Ulupınar

02.04.13

02:36

Reklamlar
07
Mar
13

Mehmet Emin Ay – Ya Allah (Esma-ül Hüsna)


 

 

 

07
Mar
13

Aşina Gözlerden Akıyor Nurun


Aşina Gözlerden Akıyor Nurun

Ezelden duyduğum merhaba hitabını
Cemalini seyran ettiğim nur nazarından bildim
Celalinle kamçıladığın imtihanın sırrını
Tenden cana açılan gizli kapından bildim

 

Mest olduğum aşina bakışlarını
Hatiften gelen seslerinden bildim
Vuslat beklerken hasret ikabını

Kalbimdeki hançer yaralarından bildim

Ayrılığında akıttığın sel misali gözyaşlarımı
Beytullahına aldığım putlardan bildim
El açıp gözyaşlarıyla sığındığım dergâhını
Çağırdığın gamlı demlerimden bildim

Ölmeden ölümle akıttığın sevda kanını
Şifaya vesile aşk iksirinden bildim
Nefsime vurduğun sillenin en ağırını
Verdiğin bin bir tesellinden bildim

Her attığım adımımın sana çıktığını
Seni bunun için yaratmadık ikabından bildim
ilmek ilmek dokuduğum nice sanatını
Aşkına ermek için kat kat merdivenler bildim

Farz nafile zikir yardımlarıyla hayrını
Sana yakınlaşmaya hediye bildim
Aşkın bedelinin can olduğunu
Damlanın deryada erimesinden bildim

İspatı nedir diye sevdamı sınamanı
Yaklaştım dediğimde uzaklaştırdığında bildim
Yusuf misali masumlukla zindanına
Güvendiklerimin sillesi ile attığında bildim

Bir kedi misali kapının tokmağını
Elbet bir gün açılır ümidinde bildim
Yalnız gelmem için dallarımı kırdığını
Cemalinin ağır bedelinden bildim

Tekliği ve vahdeti yaşattığını
Tahkiki imana eren İbrahiminden bildim
Aya güneşe sordum ışığını
Batmayan sonsuz nurundan bildim

Hacer gibi aradığımda suyun kaynağını
Teslim olduğum an İsmail’in ayağından bildim
Dur dur diye korktuğumda ikramını
Teslimiyetimin nakıslığından bildim

Bağrı yanık toprağın harını
Bahçıvanın Can suyunda bildim
Nöbet bekleyen bülbülün vefasını
Gülün kan renginden bildim

Bir gece muştunla uyandırdığını
Sevdamdan haberinin olduğunda bildim
Ezelden ebede taşıdığım sırrını
Beytullahına davet edildiğimde bildim

Niçin yaratıldım fikir sancısını
Hazreti Muhammedi tanıdığımda bildim
Pervanenin muma divane sevdasını
Adımı Aşk koyduğunda bildim

Mihrican Ulupınar
07:03:2013/ 02:43

04
Mar
13

Yâ Vedûd Sultanı Ziyaretimiz


Heyecanla uyandık. Bu sabah tatlı bir telâşımız var. Yâ Vedûd Sultanı ziyarete gideceğiz. İstanbul, bulutlu bir Şubat sabahına ‘’merhaba’’ diyor. Herkes baharı severken nedendir bilemem, bulutlu havalar ve sonbahar bana daha bir güzel gelir. Ruhumun bu fani dünyadaki gurbetini anlatır sanki…

Bazen öyle daralırım ki… Bir Allah dostu büyüğümüzü ziyaret etmeye ihtiyaç duyarım. Öz kültürümüzde ve manevi değerlerimizde bu ziyaretler çok önemlidir.
Şimdilerde büyük alışveriş mekânlarında geçirilen saatleri anlamakta zorlanıyorum. Gerçekten ihtiyaca binaen geziliyorsa sözüm yok lakin tatil gününü geçirmek içinse, harcanan zamana yazık!
Yaşadığımız kültür yozlaşmasını derinden hissediyorum ve çok üzülüyorum. Batının ilmini almamız gerekliyken yanında kültürünü de fazlasıyla alarak köklerimizden ve kendi özümüzden günden güne uzaklaşıyoruz. Hâlbuki aldığımız o yitik ilimleri kendi öz kültürümüzle yoğurabilseydik şimdilerde kıymetli değerlerimiz bu kadar garip kalmazdı…
Bizler Osmanlı torunları değil miyiz?
Müslüman birer fert değil miyiz?
Nesillerimize neler aşılıyoruz?
Hangi sevgileri, duygu bankalarına yüklüyoruz?
Birazcık olsa da sorgulamalı değil miyiz?
Fikir sancıları çekmeli değil miyiz?

Tatil günleri yapabileceğimiz faydalı öyle güzellikler var ki; Anne babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza, arkadaşlarımıza, doğa güzelliklerine, Manevi büyüklerimize, mezarlıklara, hastanelere, çocuk esirgeme kurumlarına, huzur evlerine, Camilere, müzelere, tarihi yerlere… ziyaretler yapmak. Bu liste okuyucu kardeşlerimin tefekkürüyle de daha çok uzar gider… Özellikle her kardeşim, kendi şehirlerindeki manevi büyükleri araştırıp, evlâtlarını götürseler ne kadar faydalı olurdu.

Çocuklarım küçükken her pazar liste yapardım. Bu pazar nereye gidelim diye:
Yuşa(a.s), Eyüp Sultan H.z.leri(r.a.), Aziz Mahmut Hüdayi H.z.leri(k.s.), Mehmet Emin Tokadi H.z.leri(k.s.), Zuhurat Baba(k.s.), Telli baba(k.s.), Merkez Efendi(k.s.), Ebu Şeybetül Hudri H.z.leri, Yahya efendi H.z.leri (k.s.), Sümbül Efendi H.z.leri(k.s.), Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Ömer Nasuhi Bilmen, Mahmut Esad Coşan H.z leri(k.s.), Mehmet Zahid Kotku Hzleri(k.s.), Aşık Mustafa Dede(k.s.),Çanakça dede(k.s) Hikmet dede(k.s.).…Ve daha niceleri…

Sadece pazarları değil bayram önceleri de planlar yaparım. Bayramda ziyaret edeceğimiz akraba ve dostları yazarım, unutmamak adına… Bayramda illâ ki türbe ziyaretlerimiz de olur.
Mevlana Celaleddin Rumi H.zleri(k.s.), Çanakkale şehitleri(k.s.), OsmanGazi, ErtuğrulGazi, Emir Sultan H.zleri (k.s.),Şeyh Edebali H.zleri (k.s.),Ahmet Kuddusi H.zleri (k.s.), Hacı Bayramı Veli H.zleri …

Bu gün sırada Yâ Vedûd H.z.leri (k.s.)var. Uzun zamandır ziyaretini ihmal ettiğim için kendimden utandığım bir kutlu Zat…

Yolculuk heyecan verici… Çok özlemişim… Hasret, sevgi ve muhabbeti artırıyormuş bunu bir kez daha anladım. Özlem arttıkça sevginin dozu da artıyor. Bir Allah dostunu vefatından sonra kabrinde ziyaret, hayatında ziyaret gibidir.

Arabada Yâ Vedûd H.z.lerinin(k.s.) hayatını aileme okuyorum. Eşim arabayı kullanırken ben de bilgi veriyorum. Çocuklar hem tanısınlar, hem bilinçli olsunlar, hem de hafızalarında derin izler bıraksın istiyorum. Eyüp Ayvansaray da, Kab H.z.lerinin(k.s.) türbesinin kapısının önüne park ediyoruz. Önce Yâ Vedûd H.z.lerine(k.s.) uğruyoruz. Kalbimizde ki heyecan, özlem, muhabbet ve edeple içeri girmeye çalışıyoruz. İlk ev sahipleri olarak kediler bizi karşılıyor. Neredeyse üzerimize tırmanacaklar. Galiba çantamda yiyecek getirdiğimi zannettiler. İçimiz eridi, neden hazırlıksız geldik diye… Ziyareti unuttuk, önce kedilerin derdine düştük. Eşimle ne yapabiliriz diye istişare ettik. Eşim, kızım Şüheda Nur ile birlikte kasap aramaya gitti. Ben de içim biraz rahatlamış olarak ve yine kedi arkadaşlarımla türbenin kapısında bekliyorum… Kapı kilitli bu durum bana üzüntü veriyor. Oldum olası sevdiğim kapıların kilitli olması hüzünlendirmiştir. Evden getirdiğim taze bir dal kırmızı gülü sevgimin ifadesi olarak pencere kenarına bıraktım, aşk sultanına en çok gül yakışır düşüncesiyle. Kızlarım Esra ve Muhterem ile dualarımızı ederken Türbedar abimiz geldi. Kapıyı açtı ve Yâ Vedûd H.zleri (k.s.) hakkında bize bilgi verdi. Vazifesini böyle incelikle yerine getirdiği için kendisini içimden takdir ettim . İçeri girdik, bizimle birlikte kedilerde içerde… Manzara görülmeye değerdi. Hele bir kedicik vardı ki, yanımdan hiç ayrılmadı neredeyse…

Esra Ve Muhterem Nur kızlarımla Yâ Vedûd H.zleri (k.s.) ve Toklu İbrahim dedenin de ruhuna hediyelerimizi ikram ettik. Türbeyi süpürdüm. Tozunu aldım. Ruhlarına rabıta yaptım. Aşkı ve muhabbetleri; benim, ailemin, dostlarımın ve ümmet-i Muhammedin kalbine de aksın duasıyla.

Bir yandan da kedilerin açlığı beni çok üzüyordu, o sıra bir simitçi abimizden kızım Esra simit aldı. Maalesef kediler onu istemedi. Simit, kargaların nasibiymiş…
Nihayet eşim ve kızım geldiler. Bütün kedileri topladı ve hoş bir ziyafet ikram etti. Eşimin de bundan mutlu olduğu yüzünden okunuyordu.

Birlikte  dualarımızı tamamlayıp  türbenin kapısını kapattık ve Ebu Şeybetul Hudri H.zleri(r.a.), Abdullah Ensari H.zleri (r.a.) ve Kab H.zlerinin (r.a.) bulunduğu türbeye geldik. Burada da dualarımızı yaptık…

Camide öğle namazımızı sarı bir kediyle beraber kıldık.Namazdan sonra,  cemaatten bir hanım dedi ki:

– Her hafta Kadıköy’den bir bayan, bu kedilere sakatat taşıyor.

Tanımadığım halde, Kadıköy’deki o hanımefendiye karşı bu güzel gönlünden dolayı, hürmet uyandı. Mevlam O’ndan razı olsun. Sevdiği razı olduğu hale getirsin.

Eşim bize bir sürprizi daha olduğunu söyledi. Hediyesi; Mehmet Emin Tokadi h.zlerinin(k.s.) kabrine de uğramamızdı. Ziyaretimizi yaptık ve çok mutlu olduk. Dualarımızı ettik. Sahilden simit sarayından simitlerimizi aldık ve bu verimli, feyizli, muhabbetli, maneviyat dolu sabah gezimizden sonra evimize ruhumuz şarj olmuş olarak döndük. Mevlam eşimden ve evlatlarımdan bu güzel günü yaşamama vesile oldukları için razı olsun. Onları sevdiği ve razı olduğu hale getirsin. Cennette Cemaliyle müşerref eylesin.

Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com
03:53
04.03.2013

 

28
Şub
13

Sevgiliye Vuslat


27
Şub
13

Ebedi sevgiliye doğru/ Tesettür Yolculuğu


Ebedi sevgiliye doğru/ Tesettür Yolculuğu



Henüz 16 yaşındaydı. Saçlarına o gün perçem kestirmiş ve saç bandını da takmıştı. En sevdiği pembe bluzu ve siyah pantolonu giydi. Alışveriş için dışarıya çıktı. Kendini çok beğeniyordu. Çok güzel olmuştu.

Başı dik ve gururla yürürken karşıdan, kendi yaşlarında, omuzlarına salınan büyük eşarplı , pardesülü bir genç kız geliyordu.

Utandı… Başını önüne eğdi.

Bu yaşta nefsini ayaklarının altına alan bir genç kız; yanından usulca, edebane ve mütevazi bir tavırla geçiyordu… Haliyle ve duruşuyla, sessiz ama gönülden, öyle çok şey fısıldamıştı ki… Gönlü de O’na akıp gitmişti sanki… Mıknatısa yapışan demir parçası gibi tutulduğunu hissetti…

Az önce kibirli olan kendisi nereye gitmişti?
Ya da kibir yapan nefsi nereye gitmişti?

Ruhu şimdi hâkimiyeti ele geçirmiş, ‘’hadi bakalım’’ dedi. ‘’Senin yaşlarından bir genç kız bunu yapabiliyor da, sen neden yapmıyorsun?’’

O gün beyninde ilk şimşekler çakmıştı!

O tesettürlü hanım kız; bilse idi hal diliyle, her geçtiği yerden tebliğ yaptığını…Konuşmasına gerek kalmadan, yaşayarak nasihat verebildiğini…

Kendisi de namazını kılıyordu. Ama başını kapatmak zor geliyordu.
Ezan okunduğunda namaz bohçasını açıyor; namaz eteğini, çorabını ve uzun kollu hırkasını giyiniyor, başörtüsünü de takıyordu. Seccadesini seriyor ve namazını eda ediyordu. Namazı bitince yeniden hepsini düzgün bir şekilde katlıyor ve bir sonra ki namaz vaktine saklıyordu.

Takliden yapıyordu her şeyi… Taklitte olsa sorgulamalar başlamıştı…

O zamanlar örtünmenin ayette geçtiğini bile bilmiyordu. Sorabileceği kimse yok muydu, yoksa çok çekingen olduğu için sormayı mı akıl edemiyordu?

Yine alışveriş için dışarıya çıktığı bir gündü; kolu kısa, başı açık ve pantolonluydu… Başı açık olmasına rağmen bluzlarını pantolon üzerine bırakırdı. Edepli giyinir, hatlarının belli olmasından utanırdı.

Yolda hem yürüyor, hem de analiz yapıyordu.

Sorular yumağında buldu kendisini:

Kendisine sordu:’’ Dört duvar içinde neden kapatıyorum? Beni hiçbir erkek görmüyor ki?’’
’’ Eğer açıklık haksa, doğruysa; namazda dört duvar içinde neden kapalıyım? Eğer kapalılık haksa, o zaman benim dışarıdaki bu halim nedir?’’

Şimşek gibi çaktı, bu soru beyninde!

İlk defa o gün kapanması gerektiğini kabullenmişti ama icraata geçmesi çok zordu.

Nefsine ağır geliyordu. Kabullenmişti lakin kolay mıydı başarmak?

Beş vakit namazında: ‘’Allah’ım beni Sen kapat, ben başaramıyorum, bir vesile ver’’ diye dua etmeye başladı. Bir destek, bir yardım eli bekliyordu.

Her ne kadar büyük şehirde yaşasalar da köklerine ve geleneklerine bağlı bir ailesi vardı.Bir gün Annesi ona bir teklifte bulundu. Köy âdetine göre artık başının kapanma vakti gelmişti.(saçlarının bir kısmının göründüğü kapanma şekli!)

Kapanmasını teklif ediyordu; ayet, hadis, bilgi vermeksizin!
Halbuki ufacık bir sohbet bile yeterdi? Kapanmasına…

Öyle açtı ki İslam’ı anlatabilecek birilerine…
Ruhunun sohbete ihtiyacı vardı. Körü körüne yaşamak değil, analiz ederek ve bilgi sahibi olarak yaşamak istiyordu. Neyi, niçin yaptığını bilerek…

O dönemler yasakların çok olduğu dönemlerdi. Birçok kişi içki, gazino ve eğlence batağındaydı.
Her şeyi kendisi öğrenmek zorundaydı. Annesinin okuma yazması yoktu. Babası ise rızık derdiyle uğraştığı için ve de dini bilgisi olmadığından maneviyat eğitimi veremiyordu.Kardeşleri de kendisi gibi İslam hakkında bilgili değilerdi.

Ağustos ayında sıcak bir yaz günüydü. Annesiyle pazara çıkacaklardı.
Annesi: ‘’Kızım hadi başını ört, öyle çıkalım’’ dedi.

İşte! Beklediği yardım eli gelmişti. Dualarının cevabı gelmişti. Annesi disiplinli bir kadındı. Annesinin sözünü ikilemedi. Hem bu teklifi zaten beklemiyor muydu?

‘’Tamam Anneciğim’’ dedi sevinçle…

Yatak odasında ki şifonyerin çekmecesine koştu. Beyaz krep bir başörtüsü vardı. Onu aldı, ayna karşısına geçti. Saçlarının bir teli dahi görünmeyecek şekilde başını kapattı. Bu yaşta daha güzel bir başörtüsü bulsa nefsine belki hoş gelirdi. Fakat mümkünü yoktu. Evdeki tek dışarısı için olan başörtü buydu. Başına sanki nur yağmış gibi hissetti… Kendi diktiği portakal rengi tuniği ve siyah uzun eteği de giydi. Evde başka tesettüre uygun giysisi yoktu. O devirlerde etek boyları kısa olurdu, normal standart ölçü: 65 cm idi… Kendi diktiği etek şimdi işine yaramıştı.

Annesiyle dışarı çıktı. Önce tüm insanlar üzerine geliyor, kötü bakışların üzerinde dolaştığını hissetti, sonra baktı ki bunun kendisinin önyargı ve kuruntusu olduğunu anladı. Aslında kimsenin umurunda da değildi. Hiçbir şey de olmamıştı, alay eden bir tek kişi bile yoktu. Herkes kendi işiyle meşguldü. O’nu korkutanın nefsinin ve şeytanın vesvesesi olduğunu anladı.

Artık yavaş yavaş tesettüre alışıyordu. Önce etek boylarını ve kol boylarını uzattı. Sonra kendi isteği ile pardesü giydi. Kuran-ı Kerim’deki tesettür ile ilgili ayetleri araştırdı.

Tesettür ile ilgili Ayetler

59.’’ Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman, kendilerini baştan ayağa bolca örten, şeffaf olmayan) dış elbiselerini üzerlerine iyice giyinip örtsünler. Bu, onların (cariye veya hafifmeşrep değil, şerefli ve namuslu) bilinmelerine, (cinsel) taciz/sarkıntılık edilmemelerine daha elverişlidir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.[16]‘’

Ahzab Suresi/ Feyzü’l-Furkân

31.’’ Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama istekle bakmaktan) sakınsınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Ziynetlerini/ziynet sayılan yerlerini meydana çıkarmasınlar/göstermesinler. Ancak (kendiliğinden) görünen (el, yüz) bu emrin dışındadır. Başörtülerini, yakalarının üstüne kadar (boyunlarını örtecek şekilde) koysunlar.[9] Ziynet (ve ziynet sayılan yer)lerini kendi kocalarından veya babalarından veya kocalarının babalarından veya kendi oğullarından veya kocalarının oğullarından veya kardeşlerinden veya kardeşlerinin oğullarından veya kız kardeşlerinin oğullarından veya kendi (mü’min)[10] kadınlarından veya ellerinin altındaki sahip oldukları (cariyeleri)nden veya kadına ihtiyaç duymayan (tamamen şehvetsiz) erkek hizmetçilerinden veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayacak çocuklardan başkasına aç(ıp göster)mesinler. Gizledikleri ziynetlerinin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey mü’minler! Hepiniz Allah’a tevbe edin (ve emirlerini yerine getirin) ki kurtuluşa eresiniz. ‘’

Nur Suresi/ Feyzü’l-Furkân

Kendisini duvarları sağlam bir kalede hisediyordu. Dışarıya çıktığında laf atmalar ve saygısız davranışlarkesilmişti . Aksine eskisinden daha fazla saygı görüyordu. Ahlakını da günden güne düzeltiyordu. Tesettüre yakışmayan ortamlarda bulunmamaya özen gösteriyordu. Çünkü artık başındaki bir bez parçası değildi, bir ayet taşımanın şuuruyla davranışlarına dikkat etmeliydi. Başörtüsünün büyüklüğünü arttırdı. Omuzlarını örtecek şekilde bağlamalar yapıyordu. Beden hatlarını belli eden giyim, tesettür olamazdı!

Pardesüsünü geniş tutmaya başladı. Sonra renkler de O’nu rahatsız etmeye başladı. Göz alıcı çarpıcı renkleri eledi.

Tesettürün amacı neydi? Hoş görünmek mi? Yoksa Allahın emri miydi?

Peygamberimizin (s.a.v)tesettür ile ilgili hadislerini araştırdı. İslam büyükleri ve örnek hanım sahabelerin tesettüre verdikleri önemi okudu. Yasaklara dikkat etti. Başörtüyü kabarık gösteren ve hadis-i şerifle uyarılan topuzu bir sefer bile yapmadı.

Tesettür ile ilgili Hadisler

Umeys’in kızı Esma’dan nakledildi. Dediki:
Resulüllah (s.a.v) bir gün Hz. Aişe (r.anha)’nın evine girdi. Kızkardeşi Esma yanında idi. Üzerinde vücudunun hertarafını örten ve yenleri geniş bir elbise vardı. Resulüllah (s.a.v) onu görünce kalkıp dışarı çıktı. Hz. Aişe (r.anha) kızkardeşine “buradan uzaklaş Resulüllah (s.a.v) sende hoşlanmadığı bir şey gördü” dedi. Hz. Esma uzaklaştı arkasından Resulüllah (s.a.v) içeriye girdi.Hz. Aişe (r.anha) niçin kalkıp gittiğini sordu. Resulüllah (s.a.v) de elbisesinin yenini sadece parmakları görünecek şekilde ellerinin üzerine çekerek şöyle cevap verdi:
“Kızkardeşini görmedin mi? Müslüman bir kadın şurasından başkasını gösteremez.” (Mecmeu’zzevâid nr:4168)

Hz. Âişe’den rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ ince bir elbise ile Allah Resulunun huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu:
“Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çagına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.” Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti.” (Ebu Davûd, Libâs, 31). “Allah Teâlâ ergin kadının namazını başörtüsüz kabul etmez” (İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259).

Hz. Âişe (r. anhâ) ilk başörtüsü uygulamasını şöyle anlatır:
“Allah ilk muhâcir kadınlara rahmet etsin onlar; “Başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar…” (en-Nûr, 24/31) ayeti inince, etekliklerini kesip bunlardan başörtüsü yaptılar.”
Yine Safiyye binti Şeybe şöyle anlatır: “Biz Âişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettik. Hz. Âîşe dedi ki:
“Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah’a yemin olsun ki, Allah’ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nûr sûresinde “Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar…” ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah’ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı.” (Buharî, Tefsîru Sûre, 29/12; İbn Kesîr, Muhtasar, M. Alî, es-Sâbûnî, 7. Baskı, Beyrut 1402/1981, II/600).

Fetva boyutu O’na yetmemeye başladı ve takva boyutunu araştırdı. Her şeyin en güzelini yapmalıydı. Tesettüründe en güzeli olmalıydı.

Nefsine her zaman şunu söyledi: ”Cennet elbiseleri ve yaşantısı dünyadan kat kat üstündür… Ey nefsim sabret ve emre uy!”

Sadeleşti ve en sonunda siyahta karar kıldı…

Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com
28.02.13
00.23

27
Şub
13

Ebedi Sevgiliye Doğru/ Aşk Mektebi


Ebedi Sevgiliye Doğru/ Aşk Mektebi

Hoş görüsüyle hatalarımı tamir edenimsin
Sesimi duymak için duaya vesile arayanımsın
Sırtımı dayadığım güç ve kuvvetimi verenimsin
Tefekkürüyle kulluğu öğreten sanat eserimsin

Can gelinime yol gösteren gelincik çiçeğimsin
Rayihasıyla ruhumu mest eden gül bahçemsin
Ruhuma aşkı öğreten sevda kelebeğimsin
Eserlerinde seyran ettiğim nazar-ı hayretimsin

Sabaha erdiğimde seni nasıl memnun ederim/ düşüncemdesin
Gün nihayet bulduğunda rızana muvafık mı/ fikrimdesin
Her an her dakika kulluk derdindeyiz/ görmektesin
Gönüllerde iman ışığı uyandıran ismi/ el Müminsin

Mekteb-i aşkta sevda-i irfan öğreten aşk-ı mecazimsin
Zemheri vurmuş dil-i bimarıma ilk ve son cemremsin
Kalbime inşirah veren yâdımdaki ismi Celâl zikrimsin
Kimselerin göremediği derunumda ki dil-i Şeyda gizlimdesin

İlahi Aşkının tecelli ettiği süveyda-i gönlümdesin
Gizli yarama sebep Muhterem Nur-i Şemsim’sin
Vuslat muştusunu hasretle beklediğim son nefesimsin
Tecelli-i Cemâlini ehl-i cennete ikram edenimsin

Bu âşık kıtmiri kapısından kovmayan Ebedi Sevgilimsin
 Gözyaşı incilerimiz senden başka sevdalar için dökülmesin
Bu satırlarım aşkındandır dilerim mizana saklayabilesin
Ruz-i mahşerde tek hediyem acziyetim ve hiçliğimdir bilesin

Mihrican Ulupınar
24.02.2013
01.01




Blog İstatistiklerim...@

  • 871,678 hits

Hatırlatıcı Notlar

 

 

İlahi Aşk Yolculuğu

İlahi Aşk Yolculuğu kitabımızın Kitapyurdunda da satışları başlamıştır.

İmam-ı Gazali

İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçluğu
Hayatında denge problemi yaşayan,
kişiliğinde, aile ilişkilerinde, ebeveynliğinde, sosyal ilişkilerinde, eğitiminde, ruhsal dünyasında kendini geliştirmek ve problemlerini çözümlemek, hedeflerine bilinçli yol almak için deneyimli bir rehbere ihtiyaç duyan, bayan danışanlara yardımcı olmak için buradayım. Saygılarımla.

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Temmuz 2018
P S Ç P C C P
« Şub    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

@Son Yorumlarım@

hakkında fakraczi
hakkında fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 783 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com

Twitter Sayfama hoş geldiniz.

Reklamlar