Archive for the 'Ölüm' Category

04
Mar
13

Yâ Vedûd Sultanı Ziyaretimiz


Heyecanla uyandık. Bu sabah tatlı bir telâşımız var. Yâ Vedûd Sultanı ziyarete gideceğiz. İstanbul, bulutlu bir Şubat sabahına ‘’merhaba’’ diyor. Herkes baharı severken nedendir bilemem, bulutlu havalar ve sonbahar bana daha bir güzel gelir. Ruhumun bu fani dünyadaki gurbetini anlatır sanki…

Bazen öyle daralırım ki… Bir Allah dostu büyüğümüzü ziyaret etmeye ihtiyaç duyarım. Öz kültürümüzde ve manevi değerlerimizde bu ziyaretler çok önemlidir.
Şimdilerde büyük alışveriş mekânlarında geçirilen saatleri anlamakta zorlanıyorum. Gerçekten ihtiyaca binaen geziliyorsa sözüm yok lakin tatil gününü geçirmek içinse, harcanan zamana yazık!
Yaşadığımız kültür yozlaşmasını derinden hissediyorum ve çok üzülüyorum. Batının ilmini almamız gerekliyken yanında kültürünü de fazlasıyla alarak köklerimizden ve kendi özümüzden günden güne uzaklaşıyoruz. Hâlbuki aldığımız o yitik ilimleri kendi öz kültürümüzle yoğurabilseydik şimdilerde kıymetli değerlerimiz bu kadar garip kalmazdı…
Bizler Osmanlı torunları değil miyiz?
Müslüman birer fert değil miyiz?
Nesillerimize neler aşılıyoruz?
Hangi sevgileri, duygu bankalarına yüklüyoruz?
Birazcık olsa da sorgulamalı değil miyiz?
Fikir sancıları çekmeli değil miyiz?

Tatil günleri yapabileceğimiz faydalı öyle güzellikler var ki; Anne babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza, arkadaşlarımıza, doğa güzelliklerine, Manevi büyüklerimize, mezarlıklara, hastanelere, çocuk esirgeme kurumlarına, huzur evlerine, Camilere, müzelere, tarihi yerlere… ziyaretler yapmak. Bu liste okuyucu kardeşlerimin tefekkürüyle de daha çok uzar gider… Özellikle her kardeşim, kendi şehirlerindeki manevi büyükleri araştırıp, evlâtlarını götürseler ne kadar faydalı olurdu.

Çocuklarım küçükken her pazar liste yapardım. Bu pazar nereye gidelim diye:
Yuşa(a.s), Eyüp Sultan H.z.leri(r.a.), Aziz Mahmut Hüdayi H.z.leri(k.s.), Mehmet Emin Tokadi H.z.leri(k.s.), Zuhurat Baba(k.s.), Telli baba(k.s.), Merkez Efendi(k.s.), Ebu Şeybetül Hudri H.z.leri, Yahya efendi H.z.leri (k.s.), Sümbül Efendi H.z.leri(k.s.), Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Ömer Nasuhi Bilmen, Mahmut Esad Coşan H.z leri(k.s.), Mehmet Zahid Kotku Hzleri(k.s.), Aşık Mustafa Dede(k.s.),Çanakça dede(k.s) Hikmet dede(k.s.).…Ve daha niceleri…

Sadece pazarları değil bayram önceleri de planlar yaparım. Bayramda ziyaret edeceğimiz akraba ve dostları yazarım, unutmamak adına… Bayramda illâ ki türbe ziyaretlerimiz de olur.
Mevlana Celaleddin Rumi H.zleri(k.s.), Çanakkale şehitleri(k.s.), OsmanGazi, ErtuğrulGazi, Emir Sultan H.zleri (k.s.),Şeyh Edebali H.zleri (k.s.),Ahmet Kuddusi H.zleri (k.s.), Hacı Bayramı Veli H.zleri …

Bu gün sırada Yâ Vedûd H.z.leri (k.s.)var. Uzun zamandır ziyaretini ihmal ettiğim için kendimden utandığım bir kutlu Zat…

Yolculuk heyecan verici… Çok özlemişim… Hasret, sevgi ve muhabbeti artırıyormuş bunu bir kez daha anladım. Özlem arttıkça sevginin dozu da artıyor. Bir Allah dostunu vefatından sonra kabrinde ziyaret, hayatında ziyaret gibidir.

Arabada Yâ Vedûd H.z.lerinin(k.s.) hayatını aileme okuyorum. Eşim arabayı kullanırken ben de bilgi veriyorum. Çocuklar hem tanısınlar, hem bilinçli olsunlar, hem de hafızalarında derin izler bıraksın istiyorum. Eyüp Ayvansaray da, Kab H.z.lerinin(k.s.) türbesinin kapısının önüne park ediyoruz. Önce Yâ Vedûd H.z.lerine(k.s.) uğruyoruz. Kalbimizde ki heyecan, özlem, muhabbet ve edeple içeri girmeye çalışıyoruz. İlk ev sahipleri olarak kediler bizi karşılıyor. Neredeyse üzerimize tırmanacaklar. Galiba çantamda yiyecek getirdiğimi zannettiler. İçimiz eridi, neden hazırlıksız geldik diye… Ziyareti unuttuk, önce kedilerin derdine düştük. Eşimle ne yapabiliriz diye istişare ettik. Eşim, kızım Şüheda Nur ile birlikte kasap aramaya gitti. Ben de içim biraz rahatlamış olarak ve yine kedi arkadaşlarımla türbenin kapısında bekliyorum… Kapı kilitli bu durum bana üzüntü veriyor. Oldum olası sevdiğim kapıların kilitli olması hüzünlendirmiştir. Evden getirdiğim taze bir dal kırmızı gülü sevgimin ifadesi olarak pencere kenarına bıraktım, aşk sultanına en çok gül yakışır düşüncesiyle. Kızlarım Esra ve Muhterem ile dualarımızı ederken Türbedar abimiz geldi. Kapıyı açtı ve Yâ Vedûd H.zleri (k.s.) hakkında bize bilgi verdi. Vazifesini böyle incelikle yerine getirdiği için kendisini içimden takdir ettim . İçeri girdik, bizimle birlikte kedilerde içerde… Manzara görülmeye değerdi. Hele bir kedicik vardı ki, yanımdan hiç ayrılmadı neredeyse…

Esra Ve Muhterem Nur kızlarımla Yâ Vedûd H.zleri (k.s.) ve Toklu İbrahim dedenin de ruhuna hediyelerimizi ikram ettik. Türbeyi süpürdüm. Tozunu aldım. Ruhlarına rabıta yaptım. Aşkı ve muhabbetleri; benim, ailemin, dostlarımın ve ümmet-i Muhammedin kalbine de aksın duasıyla.

Bir yandan da kedilerin açlığı beni çok üzüyordu, o sıra bir simitçi abimizden kızım Esra simit aldı. Maalesef kediler onu istemedi. Simit, kargaların nasibiymiş…
Nihayet eşim ve kızım geldiler. Bütün kedileri topladı ve hoş bir ziyafet ikram etti. Eşimin de bundan mutlu olduğu yüzünden okunuyordu.

Birlikte  dualarımızı tamamlayıp  türbenin kapısını kapattık ve Ebu Şeybetul Hudri H.zleri(r.a.), Abdullah Ensari H.zleri (r.a.) ve Kab H.zlerinin (r.a.) bulunduğu türbeye geldik. Burada da dualarımızı yaptık…

Camide öğle namazımızı sarı bir kediyle beraber kıldık.Namazdan sonra,  cemaatten bir hanım dedi ki:

– Her hafta Kadıköy’den bir bayan, bu kedilere sakatat taşıyor.

Tanımadığım halde, Kadıköy’deki o hanımefendiye karşı bu güzel gönlünden dolayı, hürmet uyandı. Mevlam O’ndan razı olsun. Sevdiği razı olduğu hale getirsin.

Eşim bize bir sürprizi daha olduğunu söyledi. Hediyesi; Mehmet Emin Tokadi h.zlerinin(k.s.) kabrine de uğramamızdı. Ziyaretimizi yaptık ve çok mutlu olduk. Dualarımızı ettik. Sahilden simit sarayından simitlerimizi aldık ve bu verimli, feyizli, muhabbetli, maneviyat dolu sabah gezimizden sonra evimize ruhumuz şarj olmuş olarak döndük. Mevlam eşimden ve evlatlarımdan bu güzel günü yaşamama vesile oldukları için razı olsun. Onları sevdiği ve razı olduğu hale getirsin. Cennette Cemaliyle müşerref eylesin.

Mihrican Ulupınar
mihricanulupinar@gmail.com
03:53
04.03.2013

 

28
Şub
13

Sevgiliye Vuslat


26
Oca
13

Hastalığım /Ruhumun Kanatları


Hastalığım /Ruhumun Kanatları

Hastane koridorun da ki belirsiz bekleyişlerim. Her an yeni bir sürpriz habere hazır olma halim. Doktorum ameliyat dediğinde, şaşkınlıkla birlikte bir teslimiyetin ruhumu kuşatması.
Yaradanımın elbet bir bildiği vardı. Maddi ve manevi yolculuğumun bu deminde yeniden bıçak altına yatmak vardı. Teslim oldum/ şikayet etmeden…
Hemen ameliyat için hazırlığa başladım. Tahlil ve filmlerim çekildi. Perşembe öğle sonu operasyon saatim ayarlandı.
Sevdiklerimle vedalaştım. Odama yatışa hazırlanıyordum ki, anestezi doktorum operasyona izin vermediğini söyledi. O gün ameliyat olursam anesteziden uyanamayacağımı bildirdi. Bir başka rahatsızlığım gizli ve sinsice ilerlemişti. Bu vesileyle onunla da tanışmış olduk/ Aynı şehirde birbirinden habersiz dostlar gibiydik.
Ve eve dönüş…
Onbeş günlük bir hormon tedavisi süreci başlamış oldu.’ Vardır bunda da bir hayır’ diyerek bekledik.
Tedavi olumlu sonuç vermiş ve ameliyat günüm gelmişti. Hazırlandım ölüme gider gibi. Öyle ya geri dönemeyebilirdim!/Kayınpederim gibi…

Hayat neydi? Bir göz kapayıp /açma süresi, bilinmeyen bir zaman mı?

Saat sekiz de eşimle vedalaşarak ameliyata alındım. Soğuk odada kolumdan başlayan bir ağırlıkla uyutulmuştum. Dokuz buçuk da uyandırıldım. Gözlerim kan çanağına dönmüş ve şişmişti. Görmekte zorlanıyordum. Sevdiklerim yanımdaydı; eşim, annem ,babam, kardeşlerim, gelinlerimiz, dostlarım…
Sıcacık bir sevgi selinde, rahmetin kucağında, huzurun bahçesindeydim.
Zor günlerimde sevdiklerimin yanımda olması gücüme güç, sabrıma sabır katıyordu.
Susuzluktan kavrulan dudaklarıma damlattıkları su; ab-ı hayat/ zemzem gibiydi.

Rüyamda kollarımı açmış uçmaya hazırlanıyordum. Öyle hafiflemiştim ki. Bu hastalık Allah bilir üzerimden hangi sıkıntı ve dertleri alıp götürmüştü.
Ruhumdaki büyük huzur, sakinlik, hafiflik tarifi mümkün olmayan bir güzellikti. Bedenim sıkıntı da ruhum ise sefa içinde idi.
Uykuya daldığımda odamı çiçekler içinde görmüştüm. Uyandığımda odam gerçekten çiçekler ile doluydu. Gerçekte gören neydi, göz mü, kalp mi?
Kalbin bakışına engel varmıydı?

Bu hastalık beni topladı, tüm dağınıklığımı giderdi, rotamı düzeltti.
Yavaşlattı, rahmetin kucağını dalga dalga hissettirdi, yakınlaştırdı.
Ağırlıklarımı aldı sakinleştirdi. Hem ruhen hem bedenen hafiflemek, bu olsa gerekti.

Hastalığım süresince en manidar yolculuğum ise; H.z Hacer, H.z İsmail(a.s) , H.z İbrahim (a.s) ile aynı zaman dilimini yaşamaktı. Onların çektiklerini okudukça; bedenim yatağımda, ruhum ise Mısır, Filistin, Mekke topraklarında sefer ediyordu. H.z Hacer’ in teslimiyeti sabrıma sabır katıyor, ruhumu güçlendiriyordu.

Bu kısacık an içinde ruhum hangi merhaleleri geçmişti bilemem…
Yattığım yerde sabrımla hangi salih amelleri defterime yazdırdım bilemem…
Bildiğim şu ki yeniden bir hayat bahşedildi/ O’na {C.C} daha yakın olabilmek için…

Hiçbir şey bana ait değil, belki de huzurumun kaynağı bunu bilmekti.
Tüm nimetlerin emanet olduğunu bilmek haddini bilmekti/Kulluğu yeniden tatmaktı.
Hastalık bir sabundu/ günah kirlerimi yıkadı, temizledi gitti.
Hastalık bir misafirdi memnun edebildi isem/ hediyelerini bıraktı gitti …

Yeni bir beyaz sayfa açtım hayata/’’ yeniden merhaba’’ diyerek…

Mihrican Ulupınar

00.04
27.01.2013

30
Tem
07

TAŞ GELİNLER


Taş Gelinler…
 

 KAF ŞEHRİNE YÜRÜYEN TAŞLAR

Halas it masivadan kalbüni pak
Hicab olmaya sana hergiz eflak
Geçesin reng ü büyu iltifattan
Giyesin hıl’ati hoş meskenetden
Hz. Üftade

Güneş var bugün…
Gökyüzü masmavi. Yaşadığım kenti seviyorum. İnsanları seviyorum.
Dolmuşta karşımda oturan aristokrat sarışın hanıma cesaretimi toplayıp duayla gülümsüyorum, o da bana gülümsüyor. Hepsi bu…
Mavi beni kendine çekiyor. Üftade Hazretleri de…
Sonsuzluk bir ev sahibiymiş de içine atlamam için bekliyor sanki… Dayanamıyorum ve ruhumu teslim ediyorum maviliklere, sırtımı da güneşe… Uzun uzun yürüyorum sokaklarda. Nasıl olsa göklerin misafiriyim. Ruhuma usulca dokunup vınlayarak kaçan bir şey hissediyorum. Başımı çevirip bakıyorum; Okçu Baba. Ziyaret edip dışarı çıkıyorum.

Türbedarı ilgimi çekiyor.
On sekiz yaşlarında, tekerlekli sandalyeye mahkum naif ve garip bir genç. Anlatırken dalıyorum. “Osmanlı Ordusunda o kadar çok okçu vardı ki, her biri için bir türbe yapılmaya kalkılsa ev yapacak yer kalmazdı. Ama Okçu Baba bambaşka… Çok hızlı ve çabuk atarmış oku. Attığı oklar çoook uzak mesafelere gidermiş. Hatta Uludağ’dan bir ok atmış, nereye düşerse türbemi oraya yapasınız demiş…” Okçu Baba’yı anlatırken arada bana da sorular soruyor. Sen kitap yazıyor musun abla? Hayır diyorum, arada bir karalıyorum bir şeyler… Sonra hakkımda başka doğru bilgileri de soruyor. Tam da benim ona söylemek isteyip de vazgeçtiklerimi. Yetmiş bin Evliyaullahun meftun bulunduğu bir şehir de hala onları temsil eden İsmail gibi dirilerin bulunduğu için Rabbime şükrediyorum. Türbenin etrafında bir sürü tatlı minnoşlar var, neşe için de zıplayıp oradan oraya koşuyorlar. Adeta çocuk gibi ziyaretçileri karşılayıp bize ne getirdiniz diye bakıyorlar. Tonton yaşlı bir amca onları ciğerle doyuruyor. O da bu vazifede bir gönüllü…

Yollar beni taşıdıkça taşıyor…
Taşıdıkça uzaklaşıyor… İçimde sığınmama izin veren tek şey sonsuzluk. Her sokakta kavuklu bir mezar taşı ya da kendilerine özel bir mekan ayrılmış mezarlıklar… Durup, bu mermerden kavuklu, başörtülü mezar taşlarına bakıyorum. Hepsini kucaklamak öpmek istiyorum. Bazen dayanamayıp kucaklıyorum da… Ve taş sinelerine kapanıp ağlamak istiyorum. Nazlı gelinler gibi sokaklarımızda oturan bu taş gelinler bizim için neyi ifade ediyorlar ki kaldırıp onları atamıyoruz? Yolun şurasından kalk ta şurada otur diyemiyoruz. Kim bu nazlı taş gelinler? Bizim için ne ifade ettiklerinden de geçtim, peki biz ne ifade ediyoruz onlar için? Toprak kokusunu duymak beni her zaman rahatlatmıştır, Yine rahatlıyorum. Gün ortasında Üftade’ye varıyorum… Gülbanklardan birine oturuyorum. Başımı kaldırıp gökyüzüne dalıyorum… Türbenin üst tarafındaki yeşil yazılara takılıyor gözüm. Ne garip türbenin ayakları bu mekandayken başının farklı bir mekan ve iklimde olduğu hissine kapılıyorum. Başka bir ülke de ama neresi bilemiyorum…

Gitmek istiyorum…
Nereye olursa olsun gitmek… Bir yere varmayı da pek beklemiyorum… Ancak Okçu Baba beni bir fırlatsa diyorum… Sırtımı banka yasladım arkamda Garip Kutup İbrahim Efendi yatıyor. Türbeden çıkanlar el açıp ona da fatiha okuyorlar. Ben önlerindeyim. Sanki bana okuyorlar… “Niye ben ölmüş miyem anne?” diye fısıldıyor Garip Aşık. Taş gelinlere bakıyorum, bulunduğumuz dünyada ne de sıra dışılar. Dünyamızı bu kadar sıradanlık ve basitlik kaplamışken nasıl da bin nazla oturmaya tenezzül ediyorlar sokaklarımızda. Bizden sıkılıp gitmediklerine hayret ediyorum. Masiva bir leke, bir koku gibi hepimizin elini ayağını sarıyor, saçlarımızdan damlıyor. Tuttuğunu bırakmayan, öldüren bir hastalık gibi. Masiva yüreklerimizi kaplamış, gözlerimizin rengi olmuş adeta. Birazcık şanslı olanların gönlünde bir giz olarak kalmış sadece. Dolmuşta bana gülümseyen sarışın bayan, Türbedar İsmail ve kedi dostu amca gibi. Gerisi ölü bir dünya… Şu taş gelinler gibi olabilsem keşke. Beni insan yapan beynimden önce, beni ben yapan yüreğimi şu taşların içine bir sokabilsem! Onlarla bir hemhal olabilsem. Gözlerim o taşları delip maveraya bir uzanabilse…

Taş gelinler içimizde şeffaf gölge gibi yaşıyorlar.
Dünyaya ait hiçbir şey onları ilgilendirmiyor,lakin her iki alemde de yaşamaya devam ediyorlar. Bu taşlar ne de diri! Kalbim boşalıyor bir an… Ellerlim buz kesiyor! Ellerimle birlikte ruhumda üşüyor. Şaşırmak, deliler gibi hayrete düşmek istiyorum, lakin bu dünyanın hiçbir şeyi beni şaşırtmıyor artık!.. Ne insanların kabalığı, kalpsizliği, ne de ihaneti ne de basitliği!.. Olmuş ve olabilecek her sıradanlık hüküm sürerken hayatımızda ben; benden şu an beklenmeyen bir şey yapmak mecburiyetinde olduğumu hissediyorum… “Sözü senet sayan ulular vurmazken artık kıyılarımıza” ben, Mehmet Nuri Yardım Hocam’a verdiğim sözü tutmam gerektiğini düşünüyorum. Bunu yapmak ne denli zor olda da!…

Ellerimi açıp fatiha okuyorum…
Ama Üftade Hazretleri için değil, kendi ruhum için… Asıl ölü olan kendim için… Durgunluğu çiğneyen sadece onların ayak sesleri… Karşımdaki ağaç bir elif misali, bana “Dik dur hayatın içinde!…” diyor, kıyam ve secdeden önce… Evvela elif olmak lazım… Sonra kıyama geçmek,
Sonra secdeye…
Taş gelinlerleyim…
Hayatın kalbinde gibiyim…
Namazın ikliminde

Saliha Malhun
http://www.sanatalemi.net

13
May
07

“Fani dünya..ölüm gerçek..”


zarfustugul1xc8.jpg

“Fani dünya..ölüm gerçek..”

Ne kadar çok duymuşuzdur bu sözü, ne kadar çok amenna ve sadakna demişizdir peşinden.. Kaç kereler ağlamışızdır gidenlerin ardından, kaç kere dinlemişizdir ölümle biten kariyer hikayelerini, evlilik hayallerini, son bulan genç hikayeleri…

Ama hep başkalarının başına gelir, bilsek de kendimize pek de yakıştıramayız ölümü. Ebediyete namzet ruha, lezzetlerin zevklerin bitmesinden korkan asi nefse önüne çıkan bir sondan daha azap verici ne olabilir? Zevkler kadar acıların da sonsuz olduğunu sanan zavallı nefse, ölüm pek acı gelir..

Son mudur Ölüm? Sahi…Nedir Ölüm? nedir ki Ölüm?

Yolu tek yönlü ve hiçbir zaman kalkış saati belli olmayacak bir yolculuk… Gerçeğin başladığı andır ölüm..

Rabbim iyi ki ne zaman olacağını bildirmemiş bize, yoksa yaşamak pek de kolay olmazdı bunca çaresizlikle..Unutmak dahi bir nimet ancak arada bir ölümle ayrılanlar bize “başkası yalan” diyorlar..

Mezar ziyaretleri insanın aklını başına getiriyor, şehrin bir yanında hiç bitmeyecekmişçesine devam eden bir film..Bir yanında ölüm var, ayrılık muhakkak, hesap günü pek çetin diyen taşlar..

Merak ediyorum bazen, çok mu acı duyuyor insan ölürken? Nasıl bir ölümü tercih ederdim bana bırakılsaydı diye düşünüyorum.
Film biter, herkes ayağa kalkar, salonun kapısında gözleri ışıktan rahatsız olur, dışarıda devam eden hayatı görür ve kendine gelir.. bunun gibi birşey olsa gerek..

Yok diyorum kendime sonra.. Boşuna düşünüyorsun, yanlış noktaya odaklanıyorsun. Hz.Ömer’in sorgusunun dünya zamanıyla altı ay sürdüğünü öğrenince ölümden çok, sonrasından endişe etmelisin diyorum..

Tekrar düşünüyorum, nasıl bir ölüm olsa ki
ve daha da önemlisi, nasıl bir yaşam olsa ki, hesap biraz hafiflese..

Ölümün hep var hayat içinde..fark edilmiyor çoğu zaman..Her an ölen bir şeyler var, bedenimizde veya ruhumuzda…
Katil olmak da ölüm gibi, bazen farkında olmuyoruz.. Öldürüyoruz birilerini, yaşam sevinçlerini alıyoruz ellerinden, içlerine korkular hayal kırıklıkları salıyoruz…

Yoksa nedir ki ölüm? Çekip gitmek, ardında gözü yaşlılar bırakıp karışmak mıdır toprağa? Yoksa artık pişmanlıkların fayda vermediği geri dönülmez bir yol mudur ölüm?Yaşam mı daha önemlidir, ölüm mü? Hangisi daha acı vericidir?

Nedir ki ölüm, yaşamın zorluğu yanında? Ölüm Nedir ki?

ALINTIDIR




İlahiaşk

Blog İstatistiklerim...@

  • 838,610 hits
İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Sahifelerinize ne yazdığınıza dikkat ediniz. Çünkü bu, Rabbinize karşı okunacaktır. Yazık o kimseye ki çirkin söz konuşur. Eğer içinizden biri bir kardeşine içinde çirkin söz bulunan bir yazı gönderse, şüphesiz bu bir hayâsızlık olur. Ya Rabbine karşı kötü söz söyleyenin hâli ne olur?

Bişr-i Hâfî

Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Şub    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Arşivler

@Son Yorumlarım@

hakkında fakraczi
hakkında fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 722 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com
Çok şükür bugünde Akraba günümüzü @zuhaltu evinde  muhabbet ve Sevgiyle tamamladık. ❤️🌹💝💞💖😍😘🌺☕️ @esraaulupnr @muhteremulupnar @suhedanurbsk @nursenauymaz @ilknuruymz ❤️tubauymaztekin

Twitter Sayfama hoş geldiniz.