Ocak 2018 için arşiv

10
Oca
18

Güven Kokan İnsanlar


Güven Kokan İnsanlar

GÜVEN KOKUSU ile ilgili görsel sonucu

Neydi Güven? Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu. Bir şeyden umulan, beklenen niteliğe inanıp ona göre davranma. Güven bir yandan sağlam bir yapıştırıcı gibi insanları birbirine bağlar. Zedelenirse cam vazo misali paramparça olur. ‘’Özü sözü bir olmak’’ deyimini burada anmamız yerinde olacaktır.

Güven, insan ilişkilerinin temelidir. Doğruluk ve güven inançta, sözde ve amelde başlar. Erdemli insanın ilk önce tutunması gereken bir fazilettir. Toplumumuzda; idareciler- halk, hoca- talebe, işçi-işveren, büyük-küçük, kadın-erkek, tüccar- çiftçi, âmir-memur her kesimden insanın güvene ihtiyacı vardır. Doğruluk ve güven toplumda rahat ve huzurun teminatıdır. Şayet zedelenirse ticaret felç  olur. Şüphe  başlar, kimse kimseye inanmaz olur. Birbirine inanmayan  ve  güvenmeyen  insanların  oluşturduğu  toplumda  birlikten  beraberlikten söz edilemez.   Aldatılma korkusuyla hayatı çekilmez eder. Bütün bu olumsuzlukları   ortadan   kaldırmanın yolu doğruluk ve güvendir.

Kutsal kitabımızdan bir ayet : “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”1

Ve bir hadis-i şerif: Ebû Hureyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Bizi aldatan bizden değildir.”2

Güvenin önemini bir kez daha vurgular niteliktedir. İslamiyet hiçbir şekilde ve hiçbir alanda hile ve aldatmayı kabul etmez.

Çok konuşmak mı? İcraat mı?  ‘’Gençler metrobüste yer versin’’ demek yerine kalkıp yer vermeli. ‘’Sokaklar temiz olsun’’ isterken süpürge alıp çöpleri kaldırmalı. ‘’Toplum çöküyor ‘’sancısı çekenler toplumu imar edecek stratejiler ile ortaya çıkmalı. İlme kabiliyeti olup imkânı olmayan öğrenciye burs vermeli. Fakiri giydirmeli. Düşeni kaldırmalı. Borçlunun borcunu ferahlandırmalı. İmkânı olmayanı evlendirmeli. Yetimi güldürmeli, aç olanı doyurmalı o vakit domino taşı gibi iyilikler birbirini tetikleyecek, toplum imar olmaya devam edecektir. Söylemler yerine amellerimiz fikirlerimize ayna olmalı. Kaliteli mal üreten firmaların alıcıları çoktur. Bereket dürüstlüktedir. Kalitesiz ürün yapanlar, birinci üretim sonrası iflasa sürüklenir. Güveni zedeleyenler işini, eşini, aşını, itibarını, ahiretini dahi kaybeder.

Evlenirken iyi gün- kötü gün de bir ömür beraber olmaya birbirine söz veren çiftler, özellikle de beyler biraz fazla para kazanmaya başlayınca, eğer zenginlik imtihanı için sağlam hayırlı plan ve projeleri yoksa nefsinin peşinde sürüklenip eşinin ve çocuklarının güvenini zedeleyici yanlış işlere düşmektedir.

Güven zor kazanılır kolay kaybedilir. Mevki, makam ve statülerde eğer ilmi bilgiler ile birlikte, kaliteli kimlik ve karakter eğitimi yanında alınmadıysa, güven zedeleyecek unsura dönüşebilir. Rüşvet her yere yayılabilir. Hak ve hukuk yer ile yeksan olabilir.

Kelam ehli mi? Hal ehli mi olmalı? Kimileri vardır konuşmasına gerek kalmaz. Aş evinde çorba pişirir. Gelemeyen hasta ve yaşlılara arabasıyla yemek taşır. Namaz kıl demez, o namaza kalktığında senide cezbeder. O meclise girdiğinde her sözü güven kokar. Söz verdiğinde senet yerine geçer. Onun bulunduğu faaliyetlere gözü kapalı girilir.

İstikrarlı Hayat? Hayatta çizgisinde daim emin adımlarla yürüyen olmalı. Elbet iniş çıkışlarımız olacaktır. Ne var ki istikrarı kaybetmemek gerekir. Ne istediğini bilen yaşam felsefesi, yaşam çizgisi tutarlı ve dengeli bir hayat yaşamak gerek. Güven kaybederseniz hiçbir toplumda barınamazsınız. Sadece konuşmak yeterli değildir. Bir mesele ortaya koyanların davasını ispat edecek delilleri de olmalıdır.

Güven yakalanırsa arkanızdan gelen kitleler çoğalır

Doğruluk ve güven kalbin manevi değerlerindendir. İyi niyet, ihlâs, samimiyet, başarı ve mutluluk kaynağı güven ile alakalıdır. Güven; yardımlaşma, borç para verme, iyiliklerin artmasına, bereketin çoğalmasına vesile olur. Aklı, kalbi, ruhu ile kemalatı yakalamış liderlerin takipçisi çok olur.

Önce kendinize güvenin. Aynaya bakarken şu soruyu kendinize sorun. Ben sözlerimle ve işlerimle güven oluşturuyor muyum?  Aileme, çevreme güven kokusu sunabiliyor muyum? Yanımda huzur içindeler mi? Yoksa kalplerde şüphe uyandıran tavırlarım mı var? Güven kazanmak için hangi tedrisattan geçmem gerekli? Eksiklerimi nasıl gider meliyim?

Tüm İnsanların güven kokusu yaymaları, toplumların hakiki birlik ve beraberlik ile yeniden hemhal olmaları dileğimle…

Dipnot:

1: Sure (Şuarâ Suresi), 162. Ayet

2.[Müslim, Îmân 164, Fiten 16]

 

Sosyolog/ Eğitimci/ Yazar

Mihrican Ulupınar

 

Reklamlar
10
Oca
18

Bezm-i Elest’ten Cemalullah’a…


Bezm-i Elest’ten Cemalullah’a…

bezmi elestten cemalullaha ile ilgili görsel sonucu

 

Hayat; yaşam döngüsü içinde zıtlıkları barındıran bir o kadarda o zıtlıklarla ahenk içinde birbirini tamamlayan değirmen misali bir döngüyü içinde barındırır.

 Bu döngünün merkezinde İnsan, sonsuzluk deryası olan varlık âlemi içinde ruhuyla, cesediyle, aklıyla, kalbiyle Allah’ın {C.C}“Ahsen-i takvim” üzere yaratmış olduğu yeryüzünün halifesi ve ilahi emanetin teslim edildiği  “Ne gökler ne de yer beni içine alamadı. Fakat mü’min kulumun kalbine yerleştim.”(1) sırrına sahip bir sanat eseridir.

Eşrefi mahlûkat olarak dünyaya gönderilen insan, Bezm-i elestten Cemalullaha uzanan sonsuzluk seyrinde defalarca varlık ve yokluk kavramlarıyla karşılaşır. Bu döngü içinde dolaşıp durur. Ruhlar âleminden anne rahmine ve nihayetinde dünyaya doğumu ile varlığı, vefatı sebebiyle kabir âleminde ise yokluğu tadar. Mahşer meydanında yeniden varlığı tadarak defaatle sonsuzluk âleminde gelgitlerde kulaç atar.

Kimileri bu yolculuklarını kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’in ve Hz. Muhammed (sav)  ikazlarıyla gaflet bataklığında geçirmez. İman ile farkındalığını kazanır.  Aklını, kalbini, ruhunu feyzi ilahi ile şereflendirir. Allah’ın{C.C} halifesi olduğunun şuurunda olarak duygu ve düşüncelerinde iç görü kazanır. Ruhunun liderliğinde, aklının vezirliğinde, kalbinin süveyda derununda ilahi aşkın zirvesinde, azalarını da asker bilinciyle istikamete yönlendirerek ebedi saadet müjdesine nail olur.

Kimileri de bu ikaz ve uyarıları dinlemeyerek, ruhlar meclisinde Allah’a{C.C}  verdiği sözü unutarak hayatına devam eder. Gafletle hayatına devam edenlerde isyanın eserlerini görürüz. İman eksikliği ve akli melekelerini yeterince kullanmaması onu isyan bataklığının içinde tutar. İman ve Salih amel yokluğu içsel fırtınalarının da kaynağıdır.

Asıl ölüm ve dirilişi nefsinin terbiyesinde yaşar. Nefsinin isyanından kurtulabilirse hidayete erer. Yaşadığı tüm hastalık, musibet, sıkıntı ve imtihanlar ile acziyetini, güçsüzlüğünü hisseder. İlahi rahmete muhtaç oluşunu idrak eder. Allah’ın{C.C}  dergâhına sığınır.  Bu minval üzere acz ve fakr İlâhî rahmete birer vesiledir. Zengin olsa da Allah’a{C.C} muhtaçlığını, hiçbirini yaratmaya muktedir olmadığını görür. İnsan hem azalarına ve hem de havaya, suya, güneşe, aklına, gözüne, hafızasına, sevgiye, ilme, sese ve nicelerine ihtiyaç içersindedir. Velhasıl-ı kelam acziyetiyle Mevlaya muhtaçlığı daimidir. Bu hissiyatı kalbi derununda hissettiğinde O’na yönelir, O’na sığınır, O’ndan medet bekler. Nefsini terbiye sanatını ve ilmini bilmeyen had bilmezler, Karun ve Firavun gibi malikiyet davasında bulunur. Başarılarını kendisinden bilirler. Vaktinde tevbe etmeyenlerin sonları elim bir azab iledir. Bunu ergeç öğreneceklerdir. Hâlbuki tüm meziyetler Allah’ın{C.C}  inayetiyledir.

Nefsini az konuşma, az uyuma, az içmek ve zikir, tefekkür, uzlet, hizmet ile terbiyeye muktedir olan İnsan, zühd sahibi olur, aza kanaat eder. Dünyaya ve maddî menfaate değer vermez. “Elde olan dünyalığa sevinmemek ve elden çıkana üzülmemek, elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmamasıdır”zahid olmak… Dünyayı tamamıyla terk etmek değil, lezzet veren şeyleri azaltmaktır. Dalmamaktır. Dünyaya esaret içinde olmamaktır. Allah  {C.C} elbet kulları için çeşit çeşit nimetler yaratmış envai hazinelerle donatmıştır. Müslüman bunlardan helal yollar ile istifade edecek, harama meyletmeyecek, israf etmeyecek ve kalbini bağlamayacaktır. Dünyayı ahiretine hizmetçi edecektir. Zühd sahibi, dünyaya fren yaptıkça yeter dedikçe ruhsal yönden güçlenmeye başlar. Allahü Teâlâ{C.C}  ile murakabeyi bozacak her şeyi terk edenlere Arif-i billâh denilir. Fenafillâhta hiçlik makamına erişir. Nefsini terbiye metotlarından geçerek ‘’Ölmeden evvel ölüm’’ sırrına erişir.  Ruhunu bedenine sultan eyleyerek Fenâfillah, tefâni sırrı da denilen, “ölmeden önce ölmüş gibi olup” yokluk sırrına ererek, Allah’ın {C.C} varlığında yok olmuş, erimiş olacaktır. Her daim Allah’a {C.C}  ihtiyacı olduğunu, bütün şifaların ondan geldiğini hissederek, Allah yolunda fenafillâh makamına doğru yolculuğuna devam eder. Tasavvuf inancına göre, evrende Allah’ın {C.C} varlığından başka gerçek varlık yoktur. Varlıklar onu gösteren birer aynadan ibarettir.

Aşk yolunun yolcusu Yunus; “Beni bende deme, bende değilem, bir ben vardır bende benden içerü!” diyerek benlikten geçerek “hâkiki benliğine” kavuştuğunu söylüyor.  Nefsini eritip İlahi Nur kaynağına ulaştığının sırlarını şiirlerinin satır aralarına gizliyor.

Hz.Mevlânâ: “Hamdım, piştim, yandım!” beyanıyla açıkladığı ömrünü, aklın son noktasında ilmin acziyetini yaşadığı ve kalbinin zaferiyle ilahi aşkın, varlık yokluk sırrının, idrakini bize hissettirir.  Kendisi yokluğu tadar, aslında orada var olanı seyreder. Kâinatın sahibinin Mü’min Sûresi 16. Ayetinde buyurduğu “Bugün mülk (hükümranlık) kimindir?” sırrına muhatap olarak Hak Teala olduğunu görür..

İnsan daha önce ‘’ben ben derken, meğer ben sadece O’nun tecellisine bir ayna imişim’’ düşüncesiyle haddini bilmeyi öğrenir.

“Nefsini bilen Rabbini bilir”

Bu bab da Hiçlik kavramı karşımıza çıkar. Hiçliğe erişen sufiler benlikten bizliğe yelken açmış olurlar. Ebûʼl-Hasan Harakānî Hazretleri buyurur:

“Yüce mertebelere ulaşan Hak dostları, ihlâsla yaptıkları amelleri yanında, nefislerini de tezkiye ettikleri için yükseliyorlar.”[2]

“Nasıl ki namaz ve oruç farzdır, îfâsı mecbûrîdir, aynı şekilde gönülden, kibri, hasedi ve hırsı bertaraf etmek de zarurîdir.”[3]

Hakîkaten bütün Allah dostlarını zirveleştiren sır; bu tevâzû, hiçlik ve yokluk hâlidir. Bunun içindir ki ârif zâtlar; “Sen çıkınca aradan, kalır seni Yaradan!” buyurmuşlardır.

‘’İlim ilim bilmektir/ ilim kendin bilmektir / Sen kendin bilmezsin /Ya nice okumaktır’’ demiş Yunus Emre derin tefekkür edilesi bir dörtlük…

Bekabillah Tevhid makamıdır. Sırrı ile de küllerinden yeniden doğan Zümrüd-ü Anka misali tekrar dirilişi yaşar. Fecr suresinin muştularını dünyada iken hissetmeye başlar.

27-28. Ey (Allah’ın rızasıyla) huzura eren nefis! (Rabbini) hoşnut etmiş ve (sen de Rabbin tarafından) hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. [krş. 98/8]

29-30. Haydi (iyi) kullarımın içine katıl ve cennetime gir! (denilir.)(4)

Bu dirilişle artık tüm ömrünü “ilahî ente maksudî ve rizake matlubî” Mihenk sırrıyla insanlığa ve tüm mahlûkata hizmet ile geçirmeye çalışır.

Allah (Cellecelalühü) “Ben bir kenz-î mahfî (gizli hazine) idim. Görünmek için bu âlemleri yarattım.”([5]). Buyurmuştur.  Her şey o”na nispetle, bir tecellî içerisindedir. Yüce Allah”ın (Cellecelalühü) “Lizatihi, bizatihi”([6])  tecellîsi mevzû-i bahistir. Evvelâ her şey O”nun Mutlak Zat varlığının bir tecellîsi, kendisi ile yine kendisine tecellîsinin birer  tezâhüründen ibarettir. Yine bir Kutsî Hadis”de: “Ben insanın en büyük sırrıyım ve insan benim en büyük sırrım.”([7])  Buyurulmuştur.

Cüneydî Bağdadî Hazretleri: “Allah”ın (Cellecelalühü) seni sende öldürmesi ve kendisiyle diriltmesi”([8])

Hakk’ul-yakîn bilgisi (hakîkate kavuşmak) bekâ-billâh makamında hâsıl olur. (9)

Bekâ-billaha kavuşmadan önce huzûrun, yâni her an Allahü teâlâ ile olma hâlinin devam etmesi mümkün değildir. (10)

Tasavvufta fenâ ve bekâ’dan ilk bahs eden Ebû Saîd-i Harrâz’dır.

Tüm işlerinde Allaha tevekkül eder. Kendi gücü nisbetinde her şeyi yaptıktan sonra tevekkül boyutuna geçer. İşlerini Allaha ısmarlar. Tevekkül kavramı, Allah’a güvenmek, dünyaya ve âhirete ait maksatlara ulaşmak için gereken bütün tedbirleri aldıktan ve sebeplere tam riayet ettikten sonra, neticeyi Allah’tan beklemek ve tesiri O’ndan bilmektir.
Tefviz kavramı ve tevekkül yakın mânâ taşırlar. “Tevekkül tefvîzin bir koludur.” , “Tefvîz, tevekkülün en ileri şeklidir.” denilmiştir. Ve kalbin manevi şifa iksirlerinden biridir. İbrahim Hakkı Hazretleri, “Tefvîznâme” meşhur şiiriyle bizlere manevi iksirden doya doya ikram eder.

  “Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler,”

“Tertib-i mukaddematta tefvîz tenbelliktir, terettüb-ü neticede tevekküldür.” (11)

Buna göre, bir işin meydana gelmesi için birtakım ön çalışmalar gerekiyorsa, bunlar yapılmadan tefvîz yoluna girmek tembelliktir. Gerekli sebeplere teşebbüs ettikten sonra neticeyi Allah’tan beklemek ise tevekküldür. Sabır artık onun şiarıdır. Tahammülünün tüm sınırlarını zorlar Gücü yettiği kadar aklını kalbini ruhunu bedenini kullanır. Hatta gücünün üzerinde işlerde dahi sınırlarını zorlar. Bilirki“La havle velâ kuvvete illa billâh” sırrıyla..bütün güç ve kuvveti Allahtan geldiğini idrak eder Ondan gelen her şeye razı olur. Rıza makamını yaşar. İnsanı kâmil olarak ömrünü tamamlar. Bu yokluk âlemine seçilerek gelişi veda ederken de işe yaramaz, değersiz, esfeli safiline düşmüş bir sonla değil… İnsanı kâmil mertebesini kazanmış bir Hak aşığı, bir Hak dostu olarak, aklına Marifetullahı, kalbine de Muhabbetullahı nakş ederek Cemalulah yolcuları arasına ismini kaydettirir.

‘’Âşk geldi damarımda, derimde kan kesildi; beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu.

Bedenimin bütün cüz’lerini sevgili kapladı.

Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep o…’’(12)

 

Dipnotlar:

1-Acluni, Keşfü’l-Hafa, II, 195.

(2) Attâr, Tezkire, s. 622.

(3) Attâr, Tezkire, s. 629.

(4)Feyzül Furkan Hasan Tahsin Feyizli

(5) Necip Fazıl Kısakürek, Age, s. 167

(6)Necip Fazıl Kısakürek, Age s.177

(7) Necip Fazıl Kısakürek, Age s.108

(8) Molla Câmî

(9) Ahmed Fârûkî

(10) İmâm-ı Rabbânî

(11). Mektûbat

(11) Hz Mevlâna:

(12). Mevlana

Sosyolog/ Eğitimci/ Yazar

Mihrican Ulupınar

05
Oca
18

Hangi Diziyi Seyredelim


Televizyon-programlari

”Son kalemiz ailemiz, bunu da diziler ile vurdular”

Öz kültürümüze zarar veren, aileyi birbirine düşüren, aldatmaları çoğaltan, şiddet barındıran diziler çoğaldı.  İşten eve geldiğinde huzurlu bir çay içmek isteyen aile reisinin onca şiddeti içine alan dizileri seyrederek aynı gerginlikle yatağına uzanması, geceyi ne kadar zinde ve dinlenmiş geçirtecektir.

 

Köşe yazımızın Devamı:

http://sosyologlar.net/hangi-diziyi-seyredelim

05
Oca
18

Fikrin Selâmeti Kalbin Huzurundadır


Düşünmek akıl nimetinin hikmet menbağıdır.
Tefekkür etmek, fikretmek demektir. Düşünmektir. Bize verilen akıl nimetinin kadrini, kıymetini bilmek demektir. Tefekkür, İslâm dininde günahlarını, kâinatı, varlıkları, doğayı, yaratıkları, kendini ve Allah’ı düşünmek ve O’nun yarattığı varlıklardan, kâinattaki eşsiz mükemmellikteki düzenden ders çıkarmak demektir. Tefekkür, hayatımızın yönünü değiştirir.
“Eğer Biz bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara tefekkür etsinler diye veriyoruz.” (el-Haşr, 21)

Devamı: Fikriyyat Dergisi Ocak Ayı Yazımız

http://fikriyyatdergisi.com/2018/01/fikrin-selameti-kalbin-huzurundadir/




İlahiaşk

Blog İstatistiklerim...@

  • 878.706 hits

Hatırlatıcı Notlar

 

 

İlahi Aşk Yolculuğu

İlahi Aşk Yolculuğu kitabımızın Kitapyurdunda da satışları başlamıştır.

İmam-ı Gazali

İmam-ı Gazali son nefeste iman üzere ölmek için aşağıdaki duanın sabah namazlarının sünneti ile farzı arasında okunmasının tavsiye etmiştir Bismillahirrahmanirrahim " Ya hayyü ya kayyumü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram" Allahümme inni es'elüke en tuhyiye kalbi bi nuri ma'-rifetike ebeden ya allahü ya allahü ya allahü ya rahmanü ya rahıymü bi rahmetike ya erhamer rahımiyn"

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçu Mihrican Ulupınar

Yaşam Koçluğu
Hayatında denge problemi yaşayan,
kişiliğinde, aile ilişkilerinde, ebeveynliğinde, sosyal ilişkilerinde, eğitiminde, ruhsal dünyasında kendini geliştirmek ve problemlerini çözümlemek, hedeflerine bilinçli yol almak için deneyimli bir rehbere ihtiyaç duyan, bayan danışanlara yardımcı olmak için buradayım. Saygılarımla.

@Hakkımda…@

15 Kasım 1971/26 Ramazan 1391 Niğde Değirmenli Kasabası doğumluyum.

1977' den itibaren Eğitim hayatımı İstanbul’da tamamladım.

Halen Dünyanın incisi İstanbul’da ikamet etmekteyim.

Biz Mevlamızın İlahiaşkının Hamallarıyız

Tek derdimiz; Mevlamızın Hakiki Kullarından Olabilmek ve Rızasını Kazanabilmek…

Terk-i dünya/ Terk-i Ukba/ Terk-i Terk/ Hiçlik/ Aşk-ı Deryada damla / Kulluk...

Dileğimiz; Son Nefesimizde Şeb-i Arusu yaşayabilmek ve Cennette Cemalullah’ ı müşahade edebilmektir…

Saygı, Sevgi ve Hürmetlerimle…

Mihrican Uymaz Ulupınar

mihricanulupinar@gmail.com

Ocak 2018
P S Ç P C C P
« Ara   Şub »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

@Son Yorumlarım@

için fakraczi
için fakraczi

Hoş Geldiniz :)

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 762 takipçiye katılın

Follow Ebedi Sevgiliye Doğru on WordPress.com

Twitter Sayfama hoş geldiniz.

Reklamlar